Bir Yolculukta Kendine Dönüş: Drive My Car Filmindeki Arayış ve İçsel Kavşaklar

drıve-my-car-kadınsız-erkekler-murakamı

Beyza Ünal

İnsanın kendinden başka dönebileceği bir yer var mıdır ki?

Haruki Murakami’nin Kadınsız Erkekler adlı kitabının ilk hikayesinden uyarlanan, Ryusuke Hamaguchi’nin yazıp yönettiği Drive My Car, geride bırakılmış insanların kendinden başka gidecek bir yer ararken nihayetinde kendilerine, kendilerinin artık pek de eskisi gibi olmayan versiyonlarına döndüğü bir arayış filmi. Film, vites değişikliklerinin dahi hissedilemeyeceği kadar hafif sürülen kırmızı bir arabanın içinde, kasette durmaksızın çalmakta olan Vanya Dayı replikleri ve tente açıkken içilen sigaralar eşliğinde bir yolculuğa çıkarıyor seyirciyi. Görünen yolculuk Hiroşima sokakları olsa da, asıl olan Bay Kafuku ve Misaki’nin kendi içlerinde gerçekleşiyor.

Bay Kafuku bir tiyatro oyuncusu, aynı zamanda da bir yönetmen. Birlikte oynadıkları bir film sayesinde tanıştığı karısıyla ise kusursuzluktan uzak fakat sakin ve bir o kadar da tutkulu bir birliktelikleri var. Öyle ki senaristlik yapan karısı Oto, o muhteşem senaryolarını Kafuku ile olan sevişmelerinin en derin, en arzulu noktasında buluyor ve hemen oracıkta anlatmaya başlıyor. Sanki seviştikçe kafasında düğüm olmuş fikirler birer birer çözülüyor; yani Oto için onların sevişmeleri bir çeşit katharsis. Kişinin âşık olduğu adamın tenine dokunup arzuyla dolmasından ziyade, adamı bir araç gibi kullanarak, onun teninden aşırdığı hisleri yoğurup bir sanat eserine, bir fikirsel orgazma çevirmesi gibi. Burada anlıyoruz ki, aslında Kafuku eşiyle sevişirken dahi bir araç veyahut bir figüran olmaktan öte gidemiyor. Birçok oyunda başrol oynamış başarılı bir tiyatro sanatçısı, ne yazıktır ki karısının hayatının hiçbir noktasında başrol değil. Fakat kendisi bundan ne gocunuyor ne de şikâyet ediyor. Oto’nun kendisini aldattığını, kendisinden yaşça küçük bir erkek oyuncuyla ilişkisi olduğunu bilmesine, hatta şahit olmasına rağmen tek yaptığı sakince tebessüm etmek ve rol yapmak: Aynı sahnede olduğu gibi, -mış gibi yapmak. Oto ise eşinin durumu bildiğinden ve rol yaptığından dahi bihaber. Çünkü Kafuku rolünü ne kadar kötü oynarsa oynasın, bir figüran hiçbir zaman bunu fark ettirecek kadar dikkat çekemez.

Kafuku ve Oto’nun sıra dışı evliliğini bitiren şey ise ne aldatma ne de bilinçli bir ayrılık: Oto’nun zamansız ölümü. Eşini kaybettikten iki yıl sonra, Bay Kafuku’nun bir tiyatro festivalinde yönetmenlik teklifi aldığını ve bunun üzerine Hiroşima’ya gittiğini görüyoruz. Kırmızı Saab marka arabasıyla yola çıktığı vakit ekranda jenerik akmaya başlıyor, yani film asıl bu noktada, kırkıncı dakikada başlıyor. Vanya Dayı adlı oyunun yönetmenliğini yapma teklifini kabul eden Kafuku, Vanya Dayı’nın kendisini oynamayı reddediyor. Oyunun oyuncu kadrosunda ise Korece, İngilizce, hatta işaret dili konuşan çeşitli oyuncular mevcut. Bu oyunculardan biri ise Takatsuki, genç ve ikinci sınıf bir oyuncu. Üstelik bu genç oyuncu, Bay Kafuku için tanıdık bir yüz. Karısı Oto’nun kendisini aldattığı o adam: Henüz canlıyken ona, Oto’ya dokunan, teninde karısının izlerini taşıyan o adam. Kafuku için ise yalnızca acı bir yutkunuş. Her ne kadar farklı bir rol için seçmelere girmiş olsa da Kafuku Vanya Dayı rolü için Takatsuki’yi uygun görüyor ve henüz pek bir deneyimi olmayan bu ikinci sınıf oyuncuyu böylesine bir yükün altına koyuyor. Belki de bu Kafuku için bir çeşit intikam alma yöntemi. Veyahut belki de karısının seçtiği bu adamı, bir kez de sahnedeyken kendi yerinde görmek istiyor; kendisinin olması gereken yerde, bir kez daha onu görmek ve ne kadar yakışmadığını bir kez daha fark etmek.

Drive My Car: Grace Notes | Current | The Criterion Collection
Drive My Car, 2021

Bay Kafuku’nun Hiroşima’ya olan yolculuğu filmin asıl başlangıcı fakat Murakami’nin kısa hikayesinin başladığı nokta biraz daha farklı. Aynı filmdeki gibi, Bay Kafuku’ya Hiroşima’da geçen günlerinde ona eşlik etmesi için bir şoför veriliyor. Festival sahiplerine göre Kafuku’nun kendi arabasını sürmesi söz konusu dahi olamaz, bunun sebebi hem kendi sahip oldukları politika hem de Kafuku’nun gözlerinde araba sürmesini tehlikeli hale getirebilecek bir problem olması. Kafuku bugüne değin defalarca kadın sürücülerin arabalarına binmişti ve onun gözünde kadınların araba kullanma tarzları kabaca ikiye ayrılıyordu (ss.1) diye başlıyor Murakami. Çünkü Kafuku’ya temin edilen şoför alışılmışın dışında, genç bir kadın. Suskun, donuk suratlı, epey sigara içen ve pek bir cazibesi olmayan bir genç kadın. Üstelik konuştuğu zamanlarda biraz patavatsız olabiliyor ve neredeyse hiç gülümsemiyor. Fakat bu kadını hem filmde hem de hikâyede özel yapan farklı bir şey var: Kafuku ve Oto’nun henüz çok küçükken kaybettikleri kızlarıyla aynı yaşta. Misaki, Bay Kafuku’nun kendine geri dönüş yolculuğunda direksiyonun başında oturuyor.

Hikâyenin başlarında Kafuku’nun fikirlerinin altında bariz bir mizojini hissediliyor. Çünkü onun için araba süren kadınlar belli kategorilere ayrılmış, üstüne üstlük hiçbir kategori tam olarak tatmin edici değil. Onun için şoför koltuğunda bir kadının oturması her an diken üstünde olmak demek. Fakat Misaki direksiyonun başına geçer geçmez, Kafuku’nun kafasındaki mizojinik fikirlerin birer birer ezildiğini görüyoruz.

Oba’nın da kefil olduğu üzere, kız mükemmel bir şofördü. Sürüşü akıcı ve kontrollüydü; yol kalabalıktı ve kırmızı ışıkta sıkça durup kalkmalarına rağmen Kafuku onun motorun devrini sabit tutma gayretini ancak gözlerindeki hareketten anladı. Gözünü kapattığında vites değişimini fark etmiyordu bile, ancak motorun sesindeki değişim kulağına geldiğinde anlıyordu bunu. Gaz pedalı ve frene basışı da yumuşak ve ölçülüydü. En çok memnun olduğu şey ise, kızın araba kullanırken son derece rahat olmasıydı. Araba kullanmadığı zaman daha gergindi, demek ki araba kullanırken gerginliği gidiyordu. Soğuk yüz ifadesi biraz yumuşuyor, bakışlarına bir sıcaklık geliyordu. Kendisine bir şey sorulmadığı takdirde ağzından tek bir söz çıkmıyordu. (ss. 9)

 Bay Kafuku’nun konakladığı otel, oyunun provalarının yapıldığı yere bir saat kadar uzakta ve Misaki her gün onu otelin önünden alıyor, provaya bırakıyor ve öylece kitap okuyarak bekliyor. Bu iş onun için ne yorucu ne de sıkıcı, hatta yüz ifadesinden hiçbir duygu okunmuyor; sanki gündelik hayatın getirdiği herhangi bir duruma veyahut olaya tepki vermeyi, bir şeyler hissetmeyi yıllar önce bırakmış gibi. Arabanın içinde birlikte geçirdikleri süre boyunca, kasette durmaksızın Vanya Dayı replikleri çalıyor. Artık vefat etmiş olan Oto, henüz hayattayken bu kaseti Kafuku için hazırlamış. Vanya Dayı’nın kendi repliklerinin çıkarılmış olduğu bu kaset, bir nevi Kafuku’ya ezber yapması için yardım etme amacı taşıyor, zira Kafuku her kaseti dinlediğinde Vanya Dayı’nın repliklerini kendi dolduruyor. Ve böylece film ile oyun bir girdap gibi birbirinin içine çekiliyor. Çehov ve Hamaguchi aynı temaları farklı ve bir o kadar da benzer karakterler üzerinden işlemiş: pişmanlık, yitirilen fırsatlar, içsel arayış ve insan ilişkilerinin karmaşıklığı. Vanya Dayı’nın söylediği her şeyi, aslında Kafuku’nun da söylemek istediğini anlıyoruz, artık yalnızca bir kasetteki sesten ibaret olan karısına, Oto’ya. Oto, Kafuku’nun en büyük varlığı, hediyesi, cezası, pişmanlığı ve cevapsız kalmış soruları.

Peki bütün bunlara rağmen o zaman neden başka adamlarla yatmıştı? Bunun sebebini karısı henüz hayattayken ona sormaya cesaret etseydi keşke. Sık sık sormayı aklından geçirmişti. Hatta bu sorunun dilinin ucuna kadar geldiği zamanlar da olmuştu: “Sen neden o adamlara gereksinim duydun? Benim neyim yetmedi sana?” (ss. 14)

“Beni en çok üzen şey” dedi Kafuku, “benim onu -en azından muhtemelen onun önemli bir parçasını- gerçekten anlayamamış olmam. Ve artık o yaşamıyor, muhtemelen onu sonsuza değin anlayamayacağım, öylece bitecek her şey. Derin bir denizin dibine batmış ağır bir sandık gibi. Bu aklıma geldikçe yüreğim sıkışıyor.” (ss. 21)

The Isolated and Delicate Introspection of 'Drive My Car' - Film Cred
Drive My Car, 2021

Takatsuki, hem filmde hem de Kafuku’nun kendine dönme yolculuğunda çok önemli bir noktada duruyor. Daha doğru ifade etmek gerekirse, bu nokta hiçbir zaman sabit değil; büyüyor, evriliyor, zaman zaman hırçınlaşıyor. Öyledir ki, karısının kendisini aldattığı, yönettiği oyunun başrolü olan bu adam Kafuku ile aynı bar masasını paylaşıp sohbetler ediyor.  Çünkü Takatsuki’nin durduğu noktanın temelinde aslında sadece merak yatıyor. Karısının bunu neden yapmış olabileceğini, bu adamda olup kendisinde olmayan şeyin ne olduğunu, karısına dokunan ellerin ve onun üstünde gezinen gözlerin sahibine yakın olmak, onu tanımak ihtiyacı Kafuku’nun en derinlerini yakıp tutuşturuyor. Fakat bunun anlamsız ve bayağı bir arzu olduğu gerçeği, Misaki ile yaptıkları sohbetlerde durmadan yüzüne çarpıyor. Çünkü Takatsuki, Kafuku için artık yalnızca çürümüş bir aldatmadan ibaret olmalı. Tıpkı onda bir şeyler aramanın, onun üzerinden yeniden karısına ulaşmaya çalışmanın birer anlamsız uğraştan ibaret olduğu gibi.

Misaki için ise, durum pek de farklı değil. Filmin ilerleyen sahnelerinde onun geçmişinin parçaları önümüze yavaş yavaş sunulmaya başlıyor. Araba sürmeye henüz küçük yaştayken annesi için başladığını ve neredeyse hiçliğin ortasındaymış gibi görünen ufak bir köyden geldiğini ve annesinin bir heyelan sebebiyle öldüğünü öğreniyoruz. Annesinin Sachi adında başka bir kişiliği olduğunu ve bu kişiliğin annesi ne zaman kötü bir şey yapsa, mesela onu dövdüğü zamanlarda, ortaya çıktığını söylüyor. Henüz sekiz yaşında olduğunu söyleyen Sachi, yaptığı kötü şeylerin ağırlığı altında ezilmek istemeyen bir kadının, bir çocukmuşçasına kaçmaya, saklanmaya olan ihtiyacından doğan bir savunma mekanizması. O benim en yakın arkadaşımdı, diyor Misaki. Heyelan başladığında, annemin ölümünün aynı zamanda Sachi’nin de ölümü olacağının farkındaydım. Fakat yine de, hareket edemedim.

Annesini kendi evlerinin içinde bir nevi ölüme terk ettiğine inanıyor Misaki. Çünkü kendisiyle birlikte onu da kurtarabilecekken, bunu yapmadığını, yapamadığını düşünüyor. O ev, belki de nefret ettiği annesi ve çok sevdiği Sachi, Misaki’nin geçmişinden birer kara kutu; içini açmak, bütünüyle anlamak ve değiştirmek imkânsız. Bu noktada anlıyoruz ki, Kafuku ile Misaki’yi birbirine bağlayan birçok şeyin içinden en önemlisi, ikisinin de geride bırakılmış olması. Çünkü ölüler düşünmez, düşünmeye yarayacak bir zihinleri yoktur. Düşünmek, aramak ve bulamamak yalnızca yaşayanlara ve geride bırakılmışlara mahsustur.

Eğer baban olsaydım, diyor Kafuku, filmin sonlarına doğru. Seni omuzlarından tutar ve derdim ki “Senin suçun değildi. Sen kötü bir şey yapmadın.” Ama bunu diyemem. Sen anneni öldürdün, ben de karımı.

Takatsuki’nin Vanya Dayı rolü ile sahneye çıkamadan bir cinayet ile suçlanarak tutuklandığı sahne ise, Kafuku için bir kırılma noktasıydı. O hep bir şeyler, kendinden daha iyi olan şeyler, arayarak baktığı adamı böyle bir durumda gördüğü vakit, sahneye tekrar dönüyor ve başından beri olması gerektiği gibi Vanya Dayı rolünü kendisi oynuyor. Bu da bizi belki de filmin en etkileyici sahnesine götürüyor. Sahnenin üstündeki ekranda çeşitli dillerde alt yazılar akarken, sağır bir oyuncu olan Yoon-a “Yaşayacağız Vanya Dayı,” diyor, hem de işaret diliyle.

“Uncle Vanya” being performed in a scene from “Drive My Car.”
Drive My Car, 2021

Bu etkileyici tiradın içinde hem Kafuku’ya, hem de Misaki’ye dokunan çok şey buluyoruz. Kendilerine dönmekten korkup, kendilerinin dönülebilecek başka bir versiyonlarını yaratan Kafuku ve Misaki. Kırmızı Saab marka bir araba, artık tente açık değilken de içilebilen sigaralar, Hiroşima’nın sokakları ve fonda çalmakta olan Vanya Dayı eşliğinde, birbirlerine kara kutularını göstermeye cesaret edebilen, geride bırakılmış Kafuku ve Misaki. Hayatları boyunca belki de en çok duymak istedikleri şeyi, sahnede sağır bir kadın işaret diliyle anlatıyor onlara:

Yaşayacağız Vanya Dayı. Çok uzun günler, boğucu akşamlar geçireceğiz. Alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız. Bugün de, yaşlılığımızda da, dinlenmek bilmeden, başkaları için çalışıp didineceğiz. Ecel saati gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orada, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık diyeceğiz. Ve Tanrı acıyacak bize ve biz seninle, canım dayıcığım, parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız ve buradaki mutsuzluklarımıza sevecenlikle, hoşgörüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz. İnanıyorum buna dayıcığım, bütün kalbimle, tutkuyla inanıyorum. Dinleneceğiz! Dinleneceğiz! Melekleri dinleyeceğiz, elmaslar gibi yıldızlarla kaplı gökleri göreceğiz. Dünyanın tüm kötülüklerinin, tüm acılarımızın, dünyayı baştan başa kaplayacak olan merhametin önünde silinip gittiğini göreceğiz ve hayatımız bir okşayış gibi dingin, yumuşak, tatlı olacak. İnanıyorum, inanıyorum buna. Hayatında mutluluğu tadamadın, ama bekle Vanya Dayı, bekle. Dinleneceğiz. Dinleneceğiz! Dinleneceğiz!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*