Tüm Panayırların Heyulası: Öteki Olmanın Dilemması

Okan Çil

Tüm Panayırların Heyulası – Kayıp Rıhtım Öykü Antolojisi geçtiğimiz günlerde raflara girdi. Kitap “Ucube” temasıyla yazılmış 20 öyküden oluşuyor. İthaki Yayınları’nın Pangea Kitaplığı etiketine sahip olan bu antolojiyi Onur Selamet ve Özgürcan Uzunyaşa hazırladı. Yazarları ise alfabetik sırayla şu şekilde: Ayça Erkol, Bahadır Cüneyt Yalçın, Bahri Vardarlılar, Deniz Erbulak, Eda İşler, Ekin Açıkgöz, Emirhan Burak Aydın, Ezgi Polat, Hakan Bıçakçı, Hikmet Hükümenoğlu, Mehmet Berk Yaltırık, Murat S. Dural, Müge Koçak, Onur Selamet, Orçun Ünal, Özgürcan Uzunyaşa, S. İpek Ortaer Montanari, Seran Demiral, Suat Duman, Süreyya Evren.

Tüm Panayırların Heyulası okuruyla yeni buluşmuşken biz de antolojiyi hazırlayan Onur Selamet ve Özgürcan Uzunyaşa ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

“Bugünü Anlamanın Bir Anahtarı: Ucube”

2008’den beri fantazi, bilimkurgu, korku, polisiye gibi alanlarda yayın yapan, bu türleri seven insanların yakından takip ettiği bir internet sitesi olan Kayıp Rıhtım, geçtiğimiz günlerde bir antolojiyle karşımıza çıktı. Kayıp Rıhtım Öykü Antolojisi alt başlığıyla yayınlanan Tüm Panayırların Heyulası kısa zamanda dikkat çekmeyi başardı. Peki bir antoloji yapma fikri nasıl ortaya çıktı ya da şöyle sorayım; neden bu kadar gecikti?

Onur Selamet: Kayıp Rıhtım’ın bizim açımızdan en heyecan veren tarafı, yerli spekülatif kurgu edebiyatında üretimin yalnızca destekçisi değil aynı zamanda aktif bir parçası olmasıydı. Bunun en önemli adımı ise internet sitesinin yayına girmesinden 1,5 yıl sonra hazırlamaya başladığımız Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi’yle oldu. Seçkide bugüne dek yaklaşık 150 sayı yayınladık. 3 binden fazla öykü demek bu.

Matbu bir antoloji hazırlamak da 5-6 yıldır aklımızda olan bir fikirdi. Zaman zaman kimi yayınevleri de seçkinin bazı sayılarını kitaplaştırmayı teklif etti. Ancak bu fikir çeşitli nedenlerle aklımıza pek yatmadı. Tamamen özgün, her yönüyle tasarlanmış, özel bir çalışma yapmak istiyorduk.

2020’ye kadar bu projeye layıkıyla zaman ayıracak imkânımız olmadı. Nihayet yeterli vakti bulduğumuzdaysa kitaba son noktayı koyması neredeyse iki yıl sürdü. Tüm süreci düşününce Tüm Panayırların Heyulası’nıntam zamanında okurla buluştuğunu düşünüyoruz.

Tüm Panayırların Heyulası’ndaki öyküler “ucube” kavramının etrafında toplanıyor. Bu kavramı seçmenizin sebebi neydi?

Özgürcan Uzunyaşa: Öteki olmak üzerine daha agresif düşüncelere girmek için bugünden daha uygun bir gün yok. Tüm politikalar kimlikler üzerine şekillenirken, kimliklerin de yüzeysel birer kafa kâğıdından öteye geçmediğini görüyor, bunun baskısı altında kitleler hâlinde kendimizi aidiyetten yoksun hissediyoruz. Bu ilginç, çünkü çok kalabalık bir yalnızlar topluluğuyuz. Hem siyaset hem politika hem de felsefe, hakiki insan dertleri ve duygularından gittikçe uzaklaşıyor. Dolayısıyla insan olarak ne olduğumuzu sorduğumuzda, aklımıza gelen kelimelerden biri de ucube.

O.S.: Tematik antolojiler beni heyecanlandırıyor. Bir grup yazarın aynı noktadan yola çıkıp bambaşka kapıları aralama ihtimalleri büyük bir anlatı zenginliği. Bu zenginlik hem öykünün sonsuzluğunu gösteriyor hem de odak noktası seçilen temayı daha önce hiç düşünmediğiniz açılardan ele alma fırsatını sunuyor. Bir kavramı derinlemesine keşfetmenin en ayrıcalıklı yolu, hakkındaki öykülere göz atmak olabilir. Ucube de bugünü anlamak için anahtar kelimelerden birisi.

Edebiyatımızda, efsanelerde, masallarda örnekleri olsa da çağdaş bir çalışmada günümüz yazarlarının ucube teması etrafında dolaşmalarının ufuk açıcı olabileceğini düşündük.

Şimdi de yazarlara gelelim… Kitapta 20 öykü, 20 yazar mevcut. Hepsi de birbirinden değerli isimler. Yazar seçimlerini neye göre yaptınız? Birbirine benzeyen konuların işlenmemesi için nasıl bir yol izlediniz?

Ö.U.: Yazarlarımızın her birinin farklı dünyaları olduğunu biliyorduk. Bir ekiple yaratıcı çalışma yaparken kimseye baskı yapamazsınız. Yaratıcılık böyle çalışmaz. Şu konuyu sen yaz, bu konuyu sen yaz diyemezsiniz. Bazı kararları yola çıkarken almak zorundasınız. Dolayısıyla biz de antolojide yer alması için yazarlarımıza ricada bulunurken üsluplarından dillerine, seçtikleri biçimlerden işledikleri alanlara kadar her şeyi göz önünde bulundurduk. Çeşitliliği sağlamanın yolunun buradan geçtiğini gördük. Nihayetinde ortaya birbirini benzer duygu dünyasında besleyen, bambaşka eserler çıktı.

O.S.: Temayı soyutlamalara varan bir genişlikte ele almayı seçtik. Bu özgürlük benzer konu endişesini neredeyse sıfıra indirdi. Antolojide birlikte yürüdüğümüz yazarların yalnızca editörleri değil, “okurları” da olduğumuz için kimin postmodern bir anlatı tercih edeceği, kimin polisiye ya da korku yazacağı, kimin daha klasik bir öykünün peşine düşeceği zaten en başından ipuçlarını veriyordu. Özgür’ün de dediği gibi yazar seçimindeki bu kararları yolun başındayken alınca yazarları özellikle yönlendirmemiz hiç gerekmedi.

“Tolkien: Kaçış Fikri En Çok Gardiyanları Korkutur”

Yerli fantastiğin, bilimkurgunun, polisiyenin, korkunun tarihi epey eskilere dayansa da, son yıllarda bu türlere ait daha fazla yazarla/kitapla tanışıyoruz. Her türün okuru da buna oranla giderek artıyor. Bu yükseliş ivmesinde yerli-yabancı sinema, dizi sektörünün bir payı olduğu söylenebilir mi? Biraz da bu ilişkiden bahsedelim.

Ö.U.: Tolkien, “Kaçış fikri en çok gardiyanları korkutur,” derken sadece fantastik edebiyatın tanımlamasına yöneltilen eleştiriye cevap vermiyordu, aynı zamanda güçlü bir edebi fikri de şekillendiriyordu. Baskı altında, ortaya çıkacak ürünler kutuplara ayrılmak zorunda kalıyor. Sorunuza şu perspektiften de yaklaşabiliriz; bir yanda spekülatif anlatının sınırlarını zorlayan eserler, diğer tarafta gündelik hayatın sade dünyasını en çıplak hâlde anlatan eserler aynı anda nasıl var olup kalabalık kitlelere ulaşabiliyor? Bu manevi ve maddi baskı altında, kaçış için yeni yollar bulmak zorundayız. Spekülatif anlatılar bunun için bir yol, bir diğer yolsa kuyumuzun derinliklerine bakıp var gücümüzle suyu çekmek ve çevremizdekilerin susuzluğunu gidermek.

Yerli edebiyat ve sinemada da bu anlatıların kuvvetlenmesinin altında, yalnızca uluslararası anlatılarla iletişimimizin artması yatmıyor. Aynı zamanda tüm bunları anlatmanın mümkün olduğunu, bunları bir şekilde ifade edemezsek de yalnızlığımızın perçinleneceğini daha güçlü fark ediyor olmamız bir etken.

O.S.: Türler arasındaki sınırların giderek kalktığını düşünüyorum. Bir epik fantazi destanında ejderhalardan çok politika öne çıkabiliyor. Bu da yıllardır kimi okurların spekülatif kurguya karşı hissettiği mesafeyi azaltıyor. Evet, sinema ve dizi sektörü harcadığı milyar dolarlar ve başarılı pazarlama stratejileriyle bu mesafenin kısalmasında önemli bir payın sahibi. Ama bence asıl iş hikâyenin kendisinde bitiyor. İyi örneklerin görünürlüğü arttıkça kimin hangi türde yazdığının da bir önemi kalmıyor.

Ferit Edgü’nün Hakkari’de Bir Mevsim romanı, ilk defa bugün yayımlansaydı arka kapağında, “Büyülü gerçekçi bir yolculuk!” yazabilirdi. Ama şu an “Klasikler” rafında. Sinema ve televizyon genel anlamda pazarlama dilini değiştirmiş olsa da yarına kalabilecek hikâyelerin oranı özünde aynı. Türler ise işin cilası konumunda.

Fantastik, bilimkurgu, polisiye ve korku türlerinde bize birer kitap önerir misiniz?

O.S.: Tuhaf Şeyler Oluyor – Kelly Link, Zeplin – Karin Tidbeck, Annemin Öğretmediği Şarkılar – Selçuk Altun, Kutsanma Ayini – Clive Barker.

Ö.U.: Gecede – Leyla Erbil, Sandman – Neil Gaiman,Otostopçunun Galaksi Rehberi – Douglas Adams, Kaplan Kaplan – Alfred Bester.

Kayıp Rıhtım Öykü Antolojisi başka temalarla devam edecek mi? Kayıp Rıhtım – İthaki işbirliğinde bizi bekleyen başka sürprizler var mı?

O.S.: Tematik öykü antolojileri hazırlamaya devam edeceğiz. 2023’te yeni bir kitap olası gözüküyor. Şu an için hakkında daha fazlasını söyleyemiyoruz.