Doğukan Uludağ: “Benim için her hikâyenin içinde komik bir yan vardır”

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Özel tiyatrolarla seyircileri parklarda buluşturan Tiyatro Kooperatifi Yaz Buluşmaları, geçtiğimiz hafta itibariyle izleyicilerle buluşmaya başladı. Caddebostan Amfi Tiyatro ve Ataşehir Deniz Gezmiş Parkı Amfi Tiyatro’da gerçekleştirilen oyunlar kapsamında bugüne kadar Altkat Sanat’ın “Sevdadır”,

Entropi Sahne’nin “Korkuyu Beklerken”, Eylül Sahnesi’nin “Dimios”, Reha Özcan Kumpanyası’nın “Bir Garip Orhan Veli”, Yapıcı Tiyatro’nun “Benimle Delirir Misin?” ve Kumbaracı50’nin “Muamma” oyunları sahnelendi. 

Ataşehir Belediyesi ve Kadıköy Belediyesi’nin katkıları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mekân desteğiyle düzenlenen etkinliğin Caddebostan programını ise Anadolu Efes destekledi. Tiyatro Kooperatifi Yaz Buluşmaları’nın programı kapsamında 17 Ağustos’tan itibaren ay sonuna kadar Caddebostan Sahil Amfi Tiyatro’da, eylül ayında ise Ataşehir Deniz Gezmiş Parkı Amfi Tiyatro’da yetişkin oyunlarıyla devam edecek.

Doğukan Uludağ ile Tiyatro Kooperatifi Yaz Buluşmaları kapsamında izleyicilerle buluşan Korkuyu Beklerken oyunu üzerine konuştuk.

Uzun bir aranın ardından Tiyatro Kooperatifi Yaz Buluşmaları kapsamında Entropi Sahne olarak izleyicilerle buluşuyorsunuz. Zorlu pandemi sürecinin ardından yeniden izleyicilerle buluşmak sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor?

Sahneyi çıkmayı biz de en az izleyiciler kadar özledik. Eskiye göre çok daha şevkliyiz. 2,5 senelik uzun bir ara vermiştik. Seyircide de aynı özlemi görüyoruz, o yüzden tekrar sahnelere dönebildiğimiz için çok mutluyuz. Açıkhava sahnesinde açıkçası mutluluğumuz daha da katlandı.

Peki pandemi süreci tiyatro oyuncuları ve emekçileri için nasıl geçti?

Açıkça söylemek gerekirse çok zorlu geçti. İnanılmaz derecede sıkıntılarla karşılaştık. 2,5 senedir işsiziz, kimseden hiçbir destek almadık. Sadece özel bir vakıf olarak NEF Vakfı’ndan yardım gördük. Ama başka bir kurumdan veya devletle alakalı hiçbir yapıdan yardım veya destek görmedik. O yüzden çok zorlandık. Ama zamanla buna da alıştık.

Evde geçen bu süreçte başka tiyatro çalışmaları oldu mu?

Evet, bu süreçte kendimi yeni oyun yazmaya yönlendirdim, kendimi öyle motive etmeye çalıştım. Bu süreçle alakalı ve bu sürecin haricinde aklımda olan, halihazırda geliştirdiğim düşüncelerin üzerine gittim; onlarla ilgili karalamalara giriştim. Hatta önümüzdeki günlerde de eğer yeni bir kapanma sürecine girmezsek onlarla ilgili bir şeyler yapmak istiyoruz.

Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken isimli hikâyesini oyuna hazırladınız ve uzun yıllardır sahnede sergiliyorsunuz. Bize öncelikle bu hikâyenin oyunlaşma sürecinden bahsedebilir misiniz?

Üniversite yıllarında, 2014’te, bir ödev vasıtasıyla bu hikâyeyle karşılaştım. Bize birer hikâyeyi oynamamız söylenmişti. Ben de Oğuz Atay ile bu süreçte tanıştım ve metni oyuna dönüştürdüm. Gel zaman git zaman tez olarak mı çalışayım, dışarıda profesyonel olarak mı oynayayım diye düşünürken Korkuyu Beklerken benim başucu metnim oldu. Bugünden yarına bir iki aylık prova süreçlerinin haricinde herhalde 1-2 yıl boyunca Korkuyu Beklerken’i başucu metni olarak yanımda taşıdım. Bazı paragraflar, bazı ifadeleri özellikle irdeledim. Hiç aceleye, paniğe kapılmadan metnin üzerine gittim. Mezuniyetimin ardından sosyal hayatta işsiz bir dünyayla karşılaşınca yeniden bu hikâyenin üstüne düşmek, onunla uğraşmak istedim.

Hikâyeyi bana çeken şey de şu oldu: Biraz Atay’ı inceledim, Tutunamayanlar’ı okudum. Tutunamayanlar bu oyunun bir ansiklopedisi gibi oldu. Oynadığım hikâye de aslında bir tutunamayanın hayatını anlatıyordu. Tek farkı biraz daha nüktedan oluşuydu. Bu benim hayat anlayışıma da çok uygun bir durumdu. Benim için her hikâyenin içinde komik bir yan vardır. Bu hikâye de biraz öyle olduğu için kendime yakın gördüm ve o günden bugüne sahnedeyiz.

Atay’ın aslında bütün eserleri çeşitli şekillerde birbirleri ile konuşan ve birbirlerini besleyen, birbirini devam ettiren çalışmalar. Bu noktada Atay sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor? Atay üzerine ne söylersiniz?

Atay ile kişisel bir bağ kurduğumu söyleyebilirim. Seyircilerde de bunu görüyorum. Atay metinlerini okuyup onunla bağ kurmamak çok zor. Atay’ı kendini kaybolmaktan ve tutunamamaktan korkan insanlara adamış biri olarak görüyorum. Kendisi de biraz öyle bir insan. Hep tutunamamaktan korkmuş, kaybolmaktan korkmuş bir insan gibi. Tüm bunlar benim için çok kıymetli.

Atay bağlamında, sanırım “disconnectus erectus” meselesi sizin için özel bir anlam ifade ediyor olsa gerek. Yalnız kaldıklarında acıklı sesler çıkarak, dişileri ile aynı sesle iletişim kurmaktan hoşlanan, aile düzeni olmayan bu erkekler ve bu kavram hangi açıdan sizin ilginizi çekti? Nasıl oldu da Tutunamayanlar’dan Korkuyu Beklerken’e sızdı?

Erkeklerin toplum içinde nasıl bir yarışın içinde oldukları, nasıl yarışmak durumunda kaldıkları ile ilgili bir sıkışmışlık durumu gördüm ben. Bu hikâyeye belki biraz buradan dokunabiliriz. Diğer hikâyelere baktığımızda da benzer bir durum var. Hep bir aile kurma, kendi ayakları üzerinde durma, para kazanma, kendini insanlara kanıtlama çabası içinde kaybolmuş bir adam. Erkeklere bakışının da bu şekilde olduğunu düşünüyorum. Ben de bu durumun değişmediğini düşünüyorum. Hâlâ bu yapının insanlara dokunabildiğini; bu ağrının, sızının sürdüğü sürece, bu düzen değişmediği sürece bu düşüncelerin de devam edeceğini düşünüyorum.

Özel tiyatroların sanatsal üretimini zenginleştirirken ekonomik, sosyal ve hukuki açıdan güçlenmesi ve sürdürülebilir hale gelmesi için çalışan bir sosyal kooperatif olan Tiyatro Kooperatifi, sizin gibi bağımsız tiyatro ve çalışanlar için nasıl bir değer taşıyor? Tiyatro Kooperatifi üzerine ne söylersiniz?

2,5 yıl sonra bizi sahneye çıkaran en önemli etkenlerden birisi de Tiyatro Kooperatifi oldu. Böyle güzel bir ortamda, uzun yıllardır kullanılmayan bir mekânda bizi yeniden sahneye çıkardılar. Belki de bu kadar yıl sonra bu sahneyi yeniden insanlara kazandırdılar. Bu açıdan büyük artıları var. Ayrıca böyle güzel bir ortamda seyircilerle buluşmamıza vesile oldukları için de çok mutluyum.

Oyunun hem yönetmenliğini hem de oyunculuğunu üstleniyorsunuz. Hem yönetmen hem de oyuncu olmak nasıl bir duygu?

Aslında daha önce de dediğim gibi Korkuyu Beklerken dünden bugüne çıkmış bir oyun değil. Uzun zaman onunla yatıp kalktım. O yüzden stressiz bir şekilde acele etmeden oyun üzerine düşünebildim. Bu süreç benim için rahat oldu. Oyunda söylediğim her şeyi, metindeki her cümleyi sindirerek benimsedim ve çalıştım. Bu durum hâlâ böyle. Bu oyunun her satırında a’dan z’ye bir emeğim ve çalışmam var. Uzun yıllar boyunca bu oyunu oynamak ve oyunun benimle birlikte yürümesini istiyorum. Benim bir imzam gibi olmasını diliyorum. O benim ben de onun elinden tuttum ve birlikte uzun bir yola çıktık.

Son bir soru olarak, önümüzdeki süreçte Entropi Sahne olarak bizi neler bekliyor?

Korkuyu Beklerken’i sürdürmek istiyorum. Entropi Sahne olarak da pandemi sürecinde birtakım değişikliklere gittik. Mekânımızla ilgili değişiklikler oldu. Ekipte de birtakım isim değişiklikleri oldu. Bunu sık sık kendi aramızda da konuştuk. Yeni bir oyun ve kalabalık bir ekiple yola devam etmek istiyoruz. Bu düşünceler kapsamında çalışmalarımızı sürdürüyoruz, umarım hayata geçirmek de mümkün olur.