Ayhan Aktar: Huzur’daki savaş ortamı

Serimizin 29. gününde Ayhan Aktar, Tanpınar’ın Huzur romanındaki I. ve II. Dünya Savaşının izlerini anlatıyor.

Dinlemek için aşağıdaki linke tıklayınız:

Huzur’daki Savaş Ortamı

Huzur 4. bölüm: Mümtaz, kısım dört. Alıntımız şöyle: “İnsanlık fena bir ihtimali bir kere kendisine ufuk bilmesin, bir kere uçurumu görmesin bir daha ondan geriye dönemez. Onu giyinir. Kıymetli bir şeyiniz; iyi bir yazma, güzel bir gramofon, bir acem halınız var mı? Sakın onu satmayı bir imkân gibi düşünmeyin. Evliyseniz karınızı boşamayı, seviyorsanız sevdiğiniz kadına darılmayı bir kere olsun aklınıza getirmeyin. Sonra bu işlerden ne kadar çekinirseniz çekinin mıknatıslanmış gibi, arkamızdan itiyorlarmış gibi onu yaparsınız. İnsan hayatında sakınmak yoktur. Hele kütle halinde asla… Bir kere uçurum göründü mü, ölüm simsiyah diliyle konuştu mu…” 

Bu alıntı, aslında Tanpınar’ın yazdığı kitaplar içinde gündelik politikaya ya da ahvaline en fazla girdiği Huzur’dan. Huzur’un genel havasına baktığımız zaman 2. Dünya savaşının tam çıktığı günlerde geçen bir romandır. Örneğin, şöyle cümleler vardır: “Mümtaz yürüdükçe Hitler’in, Mussolini’nin, Stalin’in Chamberlaine’nın adlarını adeta havadan kapıyordu.” gibi… Romanda Mümtaz kuzeni İhsan’ın hastalığı ağırlaştıkça doktor arayışına çıkar. Sonunda, bir hükümet doktoru bulur. Doktor ile konuşmalarında gündelik siyaset devreye girer. Tanpınar, öncelikle toplumsal değişme denen sürecin niteliğini anlamağa çalışır. Alıntıdaki, “İnsanlık fena bir ihtimali bir kere kendisine ufuk bilmesin, bir kere uçurumu görmesin” sözleri o dönemde iki savaş arasında Almanya’da yükselen Nazi iktidarıyla ortaya çıkan dünya imparatorluğu kurma, bin yıllık devlet kurma iddialarının; sapkınlıklarının ne anlama geldiği üzerine tespitler yapar. 

Tanpınar meseleyi tartışırken toplumsal olanla bireysel olanı da üst üste oturtur. Mesela, “İnsanlık… bir kere uçurumu görmesin bir daha ondan geriye dönemez. Onu giyinir” der. Sonra da işleri bireysel düzeye getirir: kıymetli bir şeyiniz; iyi bir yazma, güzel bir gramofonunuz varsa aman satmayı düşünmeyin. Aman sevdiğiniz insandan ayrılmayı düşünmeyin diye okuru uyarır. Tanpınar açısından bu iki düzey toplumsal olanla bireysel olan bu paragrafta, bu tespitte üst üste oturur. 

Tanpınar, bir şeyin, çok ciddi bir şekilde farkındadır. Yaşanan savaş, normal bir savaş değildir. Olağanüstü bir savaştır. Bir anlamda, bir medeniyet değişimi savaşıdır. Kendisi savaşı, “Bir medeniyetin gömlek değiştirme şekillerinden biri” olarak tanımlar. Bu adlandırma Tanpınar’ın derinliğini gösterir bize. Özellikle, 1939’da yaşananları 1914 ile yani I. Dünya Savaşının başlangıcı ile karşılaştırdığı zaman şunları söyler: “O zaman insanlık bir tek fabrikadan çıkmış gibiydi. Ne kadar çok şeye hürmet ediyorduk. Sonra asırlık diplomasi onun nezaketleri, itiyatları… Halbuki şimdi mahalleye deli taşınmış gibi bir şey. Avrupa kalmadı. Avrupa’nın yarısı halkı kışkırtmakla, kinler, yeni masallar icadıyla tutunan sergüzeştçiler elinde… Biliyor musunuz ben ne vakit vaziyetten ümit kestim? Rus-Alman adem-i tecavüz [saldırmazlık] paktı imzalandığı gün.” 

Burada bahsettiği antlaşma, 23 Ağustos 1939 tarihinde Nazi Almanya’sı ve Sovyetler Birliği arasında imzalanan saldırmazlık paktıdır. Antlaşma, Nazilerin Dışişleri Bakanı von Ribbentrop ile Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov arasında müzakere edilmiştir. Hitler orduları 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırırlar. Daha sonra, Sovyetler Birliği ile anlaşarak Polonya’yı paylaşırlar. Tanpınar, bütün bu gerginliklerin farkındadır. Romanda, global düzeydeki bir değişimin, büyük bir ‘gömlek değiştirme’ dediği şeye dikkatimizi çeker.  Ve Hitler’i ya da Stalin’i anlatırken sanki ‘mahalleye deli taşınmış gibi’ demesi çok anlamlıdır. Tanpınar’ın dünyayı bir romancı gözüyle, bir edebiyatçı gözüyle nasıl güzel metaforlar yardımı ile ustaca algıladığını bize göstermektedir.

Tanpınar, bir de şunu söyler:

“Biz muharebe olacağını sanıyoruz; tarihteki muharebelerden biri. Halbuki dünya politikacıların burnu dibinde birleşmiş, meseleleri birbirine kenetlenmiş, bir iç harbine hazırlanıyor. İç harp, yani bir medeniyetin gömlek değiştirme şekillerinden biri. Büyük, kendi realitesi içinde kavranması imkânsız derecede büyük, adeta tabiatın bir hezeyanına, bir kabusuna benzeyen, o kadar büyük bir uzviyetin bir istihale noktasını yaşıyoruz. Her şeyin bir içten patlamayı hazırladığı, zaruri kıldığı tabiri caizse fizyolojik bir noktadayız. Siyasi bir harbin sakınılması o kadar kolay ki; bir dümen kırışı, aklıselimin bir saniye için dönüşü her şeyi halledebilir. Fakat bir medeniyet krizini yenmek, onun arızaları içinde şuurunu muhafaza etmek, ona karşı gelirken dümeni ellerinden kaçırmamak, bir selde sürüklenmemek, bir tayfunda boğulmamak, bir yıldız müsademesinde [çarpışmasında] toz haline gelmemek kadar güç.” 

Dolayısıyla Tanpınar yaşanan dönüşümün derinliğini görmektedir ve bu görüş, bu amatörce bile olsa duyuş, bu düşünüş bize Tanpınar’ın dünya ahvali hakkında hiç boş olmadığını son derece derinlikli fikirlere sahip olduğunu gösterir.

Ayhan Aktar: 1953 senesinde İstanbul’da doğdu. 1977 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nin Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Daha sonra ise, Birleşik Krallık’ın Canterbury kentindeki Kent Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1980 senesinde Marmara Üniversitesi’nin Kamu Yönetimi Bölümü’nde Prof. Dr. Mübeccel Kıray’ın yanında asistan olarak çalışmaya başladı. İstanbul Üniversitesi’nde başladığı doktora tezini 1989 senesinde tamamladı. Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı ve bu bölümden emekli oldu. Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesidir. Eserleri: Kapitalizm, Az Gelişmişlik ve Türkiye’de Küçük Sanayi (1990), Varlık Vergisi ve “Türkleştirme” Politikaları (2000), Türk Milliyetçiliği, Gayrimüslimler ve Ekonomik Dönüşüm (2006), Nationalism in the Troubled Triangle: Cyprus, Greece and Turkey. Ayhan Aktar, Niyazi Kızılyürek and Umut Özkırımlı (Eds.) London: Palgrave Macmillan, (2010), Yorgo Hacıdimitriadis’in Aşkale – Erzurum Günlüğü – 1943(2011). İlginç Zamanlar: Taraf yazılarından Seçmeler, 2008-2011. (2011). Yüzbaşı Sarkis Torosyan – Çanakkale’den Filistin Cephesi’ne (2012), Ermeni Evine Figan Kuruldu-1915 Destanları ve Halep (2020).