.

Nihat Özdal’ın Çekim Yasası Üzerine

Hüseyin Peker

Nihat Özdal, uzun süredir kimseciklerin yapmadığı bir işe girişiyor. Tematik çalışmalar. Daha doğrusu, bir kelimenin, kavramın etrafında dolanıp onu didikliyor, üzerine araştırmalar tasarlıyor. Daha önce denemede Enis Batur’un uyguladığı bir şeydi bu. O daha olmadık arazilere atardı çapasını. Örneğin sandalye derdi, dolap derdi, mobilya vs. üzerine olta atar gibi denemeler türetirdi. Düşünceler üretir, o kavramı sallar dururdu. Şiirde Nihat Özdal’ın yaptığı da buna benzer bir uygulama. Düğme diyor, çekim diyor. O kelimeye tutkun bir tavırla kıyısında dolanıp, o kelimeyi uygulamada çoğaltıyor, çeşitlendiriyor. Bu yeni kitabında anlaması geniş bir kavram olan ÇEKİM uygulamasını getiriyor karşımıza. O kavram üzerinde ne varsa topluyor, geziniyor, yaklaşıp uzaklaşıyor. “kendiliğinde düşen çekim adını alır” derken, çekim yasası üzerine çeşitlendirmeleri ballandıra ballandıra çoğaltma yolunda. Karton fenerlere çekim üzerine meseleler yaratıyor. Çözümlüyor. Uzaklaşıp, yakınlaşarak türlü görüntü metotlarıyla. Çekim biraz da mekanik bir yere uzanacakken, Özdal, bunu şiirin ağırlığını taşırmadan yapıyor. İncelikle. Konuyu boğmadan, incitmeden. O bir dahi, biliyorum. Gizli bir dahi. Şiirin kapısını her yakadan çalacak biri. Deniz altı deniz üstü koşucu, belki de maratoncu.