.

Beauvoir’ın Dostu ve Gizli Aşkı

Ali Bulunmaz

Bir Genç Kızın Anıları başta olmak üzere, kitaplarını okuyanlar, Simone de Beauvoir’ın sert, keskin, başkaldıran ve kadınlar söz konusu olunca özgürlüğü sürekli genişletmeye dayanan tavizsiz tavrını fark etmiştir. Bununla birlikte yazarın yaşama bakışının, dostlarıyla ilişkisinin, Sartre’la arasındaki bağın ve metinlerinde anlattıklarının geri planında sezdiğimiz; satır aralarına, sözcüklerin ardına, jest ve mimiklerin fonuna yerleşmiş bir hüznü de bulunuyor. Başkaldırıya, eleştiriye ve üretime dönüştürse de o hüzün, onun peşinde âdeta bir gölge gibi geziniyor. 

Beauvoir’ı küçük yaşlarında coşturan ve gençliğinden ömrünün sonuna dek bazen dışavurduğu çoğunlukla gizlediği hüzne iten şey ne? Bir Genç Kızın Anıları’nı okuyanlar bunun bir kısmına âşina; Elisabeth Lacoin’le, namı diğer Zaza’yla çok sağlam bir zemine oturan ve 25 Kasım 1929’da Lacoin’in ani ölümüyle fiziken biten dostluğu…

Uzun yıllar boyunca Zaza’yla yaşadıklarını ve yaşayamadıklarını kâğıda dökmeye çalışan, bunu başardığında ise yayımlatmayan Beauvoir’ın Ayrılmaz İkili başlıklı romanı, manevi kızı Sylvie Le Bon Beauvoir tarafından bulunup okurla buluşturuldu.

Simone de Beauvoir’ın Zaza’yla dostluğunu anlattığı romanın satır aralarında, bu ilişkinin onun yazarlığını ve hayatını nasıl etkilediğine rastlıyoruz. Beauvoir, Zaza’yı anlatarak hiç ölmeyen bu dostluğa vefasını gösteriyor.

“Andrée ölürse ne yaparım?”

Anlatıcı başkarakter olarak karşımıza çıkan Sylvie yani Beauvoir, Andrée’yle yani Zaza’yla dostluğunu, tanıştıkları günden başlayarak koyuyor ortaya. Ayrılmaz İkili için önsöz kaleme alan Margaret Atwood, bu yakınlığın önemini ve büyüklüğünü vurgularken romanın izleğine dair ipuçları veriyor: “Zaza olmasaydı, ikisi arasındaki tutku dolu bağlılık olmasaydı, Zaza, Beauvoir’ın entelektüel hırslarını ve zamanının geleneklerinden kurtulma arzusunu teşvik etmeseydi, Beauvoir’ın bir kadın olarak Zaza’ya ailesi ve toplum tarafından yüklenen ağır beklentileri –ki Beauvoir’a göre, aklına, gücüne, zekâsına ve iradesine rağmen Zaza’nın hayatını kelimenin tam anlamıyla söndüren beklentilerdi bunlar– gören bakış açısı olmasaydı, İkinci Cinsiyet diye bir eser olur muydu? Bu mihenk taşı niteliğindeki kitap olmasaydı, kim bilir başka daha neler olmazdı?”

Beauvoir, Sylvie’yi Andrée’nin sesi soluğu hâline getiriyor. O kendisiyle birlikte, hatta daha fazla Andrée’yi anlatıyor. İkilinin dostluğu, dokuz yaşlarındayken okulda başlıyor; iki kız çocuğu, daha ilk günden birbirine bağlanıyor.

Sylvie, okulda tanıdığı tüm kızların kendisini sıktığını, yalnızca Andrée’nin kendisini güldürdüğünü ve ilgisini çektiğini, öğretmen taklitleri yapıp olup bitenleri yorumlayarak farklı kişiliğiyle öne çıktığını söylüyor.

Andrée’nin bilgisi Sylvie’yi etkiliyor, annesinin otoriterliği ise şaşırtıyor. Birbirini tanıdıkça dostluğu perçinlenen ikili arasında alttan alta bir yarış başlıyor. Sylvie, Andrée’nin becerilerine ve başarılarına yetişip ilgisini çekmek için daha fazla gayret ediyor, dostluklarını koruma amacıyla çaba gösteriyor. Hatta “Andrée ölürse ne yaparım?” gibi bir psikoza giriyor. Ardından, onun varlığının, dünyasını şenlendirdiğini ve hiçbir şeyin umrunda olmadığını düşünüyor. Aklına takılan başka şeyler de var elbette: “Bize ayrılmaz ikili diyorlardı, Andrée beni bütün arkadaşlarımıza tercih ediyordu. Ama annesine beslediği hayranlık, diğer tüm duygularını gölgede bırakıyormuş gibi geliyordu bana. Ailesi onun için son derece önemliydi, küçük ikiz kız kardeşleriyle oynamaya, onları yıkamaya ve bu şaşkın yağ tulumlarını giydirmeye çok zaman ayırıyordu. (…) Andrée için arkadaşlığımız benim için olduğu kadar önemli değildi ama ona öylesine hayrandım ki buna üzülemiyordum bile.”

Yakıcı konular olan cinselliği ve dini mümkün mertebe geriye atan ikili; devrimlerden, edebiyattan, kitaplardan, sosyalizmden, öğretmenlerinden ve arkadaşlarından konuşuyor. Dillendirmekten çekindikleri bir diğer konu ise aşk; Sylvie, Andrée’ye duyduğu aşkı kendisine saklıyor.

Annesinin Andrée’yi bir an evvel evlendirip mutlu görmek istemesi, geleneklerin ve dinin bir gereği olarak üstlerine gelmesi ikili tarafından masaya yatırılıyor ara sıra. Aralarındaki başka meseleler de dostluklarını sınavdan geçiriyor: Mesela Andrée’nin gönül işleri ve bu sırada geliştirdiği kaprisler, Sylvie’yi zorluyor.

Ailesinin ve ona dayatılan gelenek göreneklerin baskısı altında kalan, öte yandan bunları reddetmeye uğraşırken ikilemlere düşen, kararsızlıklar yaşayıp öfkelenen Andrée ve bu yalpalamaları izleyerek ona destek olmaya, dertlerinin üstesinden gelmesi için yardım etmeye çalışan Sylvie…

Özgürlük yoldaşlığı

Beauvoir, geçmişin tortularını ve içinde kalanları, Zaza’yla sürekli sınanan dostluğunu, kadınların pek dikkate alınmayan isteklerini ve arzularını, Sylvie ve Andrée karakterleri aracılığıyla romanlaştırmış. Dolayısıyla bu otobiyografik roman, Beauvoir’ın ve Zaza’nın hayatlarının birbirleri tarafından nasıl değiştirildiğini gösteriyor bize.

Beauvoir’ın kaleme aldıkları ve yaşamının okura açtığı bu dönemi Hıristiyan ahlakına, erkek egemenliğine ve geleneklerin eziciliğine karşı çıkışı da simgeliyor. Andrée’nin yaşadıkları ve Sylvie’nin yorumları bunun bir göstergesi.

Sylvie, kendisini Andrée’nin sırdaşı ve dostu olarak görürken Andrée ise arkadaşını ailesine ve yakınlaştığı erkeklere karşı bir emniyet sübabı hâline getiriyor kimi anlarda. En azından Sylvie’nin aklında böyle bir şüphe oluşuyor.

Sylvie’nin tanık olduğu bir başka şey ise biten ve başlayan ilişkilerinin yanı sıra annesinin üzerinde kurduğu ve Katolik inancına dayandırdığı baskı yüzünden Andrée’nin tükenişi. Buna bir de yanlış anlamalar ve Andrée’nin tutulduğu hastalık da eklenince her şey hızla acı sona doğru gidiyor.

Beauvoir, anlattığı şahsi hikâyede, kendisi olmak ve öyle yaşamak için çırpınan Andrée’nin yani Zaza’nın, ailesi ve çevresine uyum sağlamayı reddediş sürecine tanıklığını aktarıyor. Başka bir deyişle Andrée’nin özgürlük arayışını ve bu yolda karşılaştığı güçlükleri, bazen sessizce bazen de hırçınlıkla aşma mücadelesini yansıtıyor. Annesinin gölgesini her an ardında hisseden Andrée ve ona sonuna kadar bağlı kalan Sylvie’nin hikâyesi, inanç ve ahlak adı altında mengeneye alınan iki genç kızın gerçek öyküsü. Aynı zamanda günah işleme korkusu ve kendisine öğretilenleri reddetme isyanı arasında bocalayan Andrée’nin esaslı ve özgürleştirici dostu Sylvie’yle ilişkisinin anlatımı.

Sylvie ve Andrée ya da Beauvoir ve Zaza ilişkisi; dostluk, adı konmamış bir aşk, dünyaya bakış ve özgürlük yoldaşlığı… Aralarındaki bağ hepsini kapsıyor. Ayrılmaz İkili de buna dair bir roman zaten.

Ayrılmaz İkili, Simone de Beauvoir, Çeviren: Ayça Sezen, Can Yayınları, 126 s.