Hassas ve Çelişkili Bir Gencin On İki Saati

Tolga Aras

Eserlerinde adım adım gelen intiharı açıkça görülebilen, edebiyat araştırmacısı ve eleştirmen Suiçi Kato’nun deyişiyle “Japon edebiyatında ben-romanın önemli bir temsilcisi olan” Osamu Dazai, yarattığı karakterlere yaşamındaki tüm dönemeçleri yansıtmıştı.

Mark Gibeau, Dazai’nin dâhil edildiği ben-roman ve yazara dair şöyle bir not düşüyor: “Dazai üzerine yaptığı muhteşem çalışmasında Phyllis Lyons’ın da belirttiği gibi onun yazıları ‘bir şeyin neden olduğunu ve etkilerinin ne olduğunu açıklamayıp yalnızca olayların olduğunu göstermesiyle’ otobiyografiden ayrılıyor. Aynı şey çoğu ben roman için de söylenebilir. ‘Neden’ veya hatta ‘nasıl’dan ziyade ‘ne’ ile ilgileniyorlar. Ortaya çıkan, açıkça betimlenmiş doğrusal bir kurgudan yoksun metin, aşina olmayan okur için kafa karıştırıcı olabilir. Ben roman yazarları, onlara verebileceği zarara bakmaksızın, özü korkusuz bir dürüstlükle betimlemek ve tanımlamak için ‘itirafçı’ bir yazma biçimi benimsediler (…) Dazai’nin yazılarının çoğunun ben roman kapsamına girdiği söylenebilir ve bu, Dazai hakkında konuşmanın bu kadar kafa karıştırıcı olmasının nedenlerinden biri. Yani, bu adam hakkında bildiklerimizin çoğu kendi yazılarından geliyor.”

Kaleme aldığı ilk ben-romanlardan biri olan Öğrenci Kız’da, Dazai’nin savaş sonrası Japonya’daki bungun havaya bakıyor ve Tokyo banliyösünde yaşayan bir genç kızın on iki saatini anlatıyor.

‘Güzelce yaşamak istiyorum’

İsimsiz anlatıcı, deyim yerindeyse aynı sabaha uyanmaktan sıkılmış durumda. Her günü bir diğerinin benzeri olarak niteleyen ve gece aynı ruh hâliyle yatağa giren anlatıcı, Dazai tarafından artık geçerliliğini yitirmiş toplumsal kurallara karşı çıkan ve yaşamla ilgili huzursuzlukları bulunan bir karakter olarak kurgulanmış. Yazar, işin içine ilkgençlik bunalımlarını ve başkaldırılarını da eklemiş.

Romanın anlatıcısının etrafına baktığında isyanı ve başkaldırısı perçinleniyor: “Sonuçta benim boş zamanım çok olduğu için ve hayatın zorluklarıyla falan da uğraşmadığımdan her gün gördüğüm, duyduğum yüzlerce, binlerce şeyin akışıyla baş edemiyorum. Ben öyle dalmışken hayaletlere dönüşüp ardı ardına süzülüyorlar mı acaba diye merak ediyorum.”

Anlatıcının uyanıp evden okula ve okuldan eve giderken aklından geçenleri, düşlediklerini, evdeyken zihnine takılanları ve insan ilişkilerini sorgulayışını konu alan romanda Dazai, kendisini ve olup bitenleri eşeleyen bir karakterle buluşturuyor bizi.

Hayallerle yol alan ve hızlı duygu değişimleriyle ilerleyen anlatıcı, kendisinin dünyadaki yerini sorgularken “güzelce yaşamak istiyorum” diyor. Bu, yalnızca bir istek değil, aynı zamanda bir başkaldırı.

‘Kimse bizim çektiğimiz acıları gerçekten bilmiyor’

1900’lerin ilk yarısında Japonya’da hüküm süren ahlak bekçiliği ve milliyetçilik rüzgârlarının toplumsal hayata etkilerini anlatıcı aracılığıyla eleştiren Dazai, zamanının ötesinde bir romana imza atıyor. Sevecenlik ve gerginlik arasında salınan anlatıcı, çocukluğunun hızla sona erişine hayıflanırken kendisine sorular yöneltiyor: “Kimse bizim çektiğimiz acıları gerçekten bilmiyor. Kim bilir büyüdüğümüzde, şimdiki acılarımızı ve üzüntülerimizi saçma bir şeymiş diye hatırlayacağız belki. Ama yetişkin olana kadarki bu uzun ve can sıkıcı dönemi nasıl yaşamamız gerekiyor? Bunu kimse söylemiyor.”

Mythili G. Rao, Öğrenci Kız üzerinden Dazai’nin romana kattığı otobiyografik öğeleri yorumlarken kitabın özüne dair cümleler kuruyor: “Dazai’nin anlatıcısı etrafındaki dünya üzerine şaşırtıcı derecede akıllıca gözlemler yapacak zekâya sahip fakat dünya ile arasındaki ilişki hakkındaki hisleri güvenilmez; bu hisler çılgınca bocalıyor ve öğrenci kız her iniş ve çıkışı bütünüyle ifade edecek yetenekten yoksun. Bu kopukluk Öğrenci Kız’ı bu kadar büyüleyici yapan şeyin bir parçası. Aynı zamanda anlatımın üzerine uğursuz bir gölge düşüren şeyin de bir parçası: Tıpkı anlatıcısı gibi Dazai de son derece hassas ve çelişkili bir gençti ancak ölüm üzerine düşler kurmaktan fazlasını yaptı.”

Öğrenci Kız, Osamu Dazai, Çeviren: İrem Akçay, İthaki Yayınları, 64 s.