Berçem Su Ozak
Ahmet Hamdi Tanpınar, 1901 yılında İstanbul Şehzadebaşı’nda dünyaya gelmiştir. Pek çok eleştirmen, yazar veya okur da hemfikirdir ki Türkçe yazan yazarlar arasında dil kullanımı, kompozisyon yaratımı ve melodik ritmiyle Türkçeyi en iyi kullanan yazarlardandır. Üslubundaki bu ustalığın yanında içerik açısından da hakkı görece yakın tarihte teslim edilen bir yazar olması, ele aldığı meselelerin bugünle temasına da işaret etmektedir. Tanpınar’ın eserleri yayımlandığında edebiyat ortamı büyük ölçüde taşra, köy ve yeni Cumhuriyet üzerinden toplumsal gerçekçi bir eksende şekilleniyordu. Bu nedenle birey, bellek, zaman ve hakikat üzerine kurduğu modern anlatı uzun yıllar hak ettiği ilgiyi göremedi. Bununla beraber Tanpınar’ın bence esas zenginliği, bahsettiğim temaları bir toplumun dönüşüm süreci içerisinde harmanlayarak yazıya dökebilme kabiliyetinde gizlidir.
Kendi yaşamı üzerinden de düşünüldüğünde, son yıllarını yaşamakta olan bir imparatorluk başkentinde gözlerini açmış, babasının görevi sebebiyle göç ettiği pek çok şehirde bu hasta adamı gözlemleme imkânı bulmuş, yeni kurulan cumhuriyet döneminde gençliğini geçirmiş, çok partili dönem ve Türkiye’nin batılılaşması çabaları içerisinde de yetişkinliğini yaşamıştır. Pek çok eleştirmen Tanpınar’ın Doğu-Batı veya eski-yeni çatışmalarını işlediğini öne sürer. Ben bunları da önemli bulmakla beraber aşk, kadın, bahtsızlık, hakikat ve sadakat gibi konuların da çok ön planda olduğunu düşünüyorum. Bu yazıda Tanpınar’ı, kendi çalışma alanım olması sebebiyle psikanalitik taraftan düşündüm.
Kendi öyküsüne baktığımızda psikanalize yabancı biri olmadığı aşikârdır; bu da ilk resmi psikanaliz derneği 1990’larda toplanan Türkiye için oldukça ilerici bir hamle. Bu ilginin en belirgin izlerinden biri de başyapıtlarından Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde karşımıza çıkar.
Romandaki Doktor Ramiz karakteri, Viyana’da psikanalizi öğrenmiş, memleketine uygulamak için dönmüş ve Adli Tıp’ta çalışan bir hekimdir. Yine kronolojik bir yerden kurgu ile gerçeği karıştırırsak, Doktor Ramiz’in Viyana’da Freud ile tanışmamış olması için pek de bir sebep yoktur. Bir dizi talihsizlik sonucu romanın baş karakteri Hayri İrdal ile yolları kesişir ve Doktor Ramiz, Hayri İrdal’a psikanaliz uygular.
“Ben bir kanepenin üzerine yüzüm duvara çevrik yattım. Artık sual sormuyordu. Sadece hatrıma gelenleri anlatmamı istiyordu. Ve ben durmadan konuşuyordum. Onu aldatmak için konuştuğumu zannede zannede konuşuyordum. Fakat yavaş yavaş halka daralıyordu. Düşüncem sanki karanlık bir mahzen olmuştu. Hiçbir yere kımıldamak imkânı olmayan bir mahzen. Sonra birdenbire bir yerde bir kelime, bir hatıra, tıpkı bir pencere açılmış gibi parlıyordu. Ve ben oraya doğru yürüyordum. Bu iki saat kadar sürdü. Perdeler açılınca kendimi gerçekten bitkin buldum. Ve bu sonuna kadar günlerce böyle devam etti.” (sf. 109)
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ne mektuplarında ne de onun üzerine yazılmış bir metinde kendisinin psikanalizden geçtiğine dair bir anekdota rastlamadım. Ancak alıntı yaptığım pasajda çok net bir şekilde serbest çağrışımı tarif etmiş olması bu konu ile ilgilendiğini düşündürmektedir.

Tanpınar’ın kendisi psikanalizle oldukça yakın olmasına rağmen Doktor Ramiz daha karikatürize bir karakterdir. Öyle ki kendi tanısı doğru çıksın diye Hayri İrdal’a iradesi dâhilinde rüya görebileceğini ve rüyasında bazı motifleri görmeye çabalamasını söylemektedir. Tam Hayri İrdal doktorun istediği biçimde rüya görmeye başlayınca, Lacan’ın seansı kesme pratiğini hatırlatırcasına seanslar biter.
Hayri İrdal mahkeme kararıyla bu seanslara başlamıştır ve kendince bir koğuş dolusu mahkûmla kalmaktansa bir doktorun nezaretinde, oda konforunda kahvesini içerek psikanalize girmek daha tercih edilesidir onun için. Beklentisi bu seansların sonunda mahkemenin istediği raporu alabilmektir. Bu durum Hayri İrdal’ın kendisi ve ilişkilenmeleri üzerine ancak dışsal bir otoritenin zorlamasıyla düşünebildiğini akla getiriyor. Bu zorlama ortadan kalkınca iyi geldiğini de fark etmesine rağmen seanslar bitiriliyor.
Tüm dünyayı psikanaliz vasıtasıyla yorumlayabileceğine inanan Doktor Ramiz ise psikanalizi uygulayarak, hak ettiği değeri görebileceği bir vaka olarak Hayri İrdal’ı görüyordur.
“Daha o gün Doktor Ramiz’in bu tedavi sistemine, hastası çıkınca tatbik edilecek bir usulden ziyade bütün dünyayı ıslah edecek tek vasıta, ancak dinlerde görülen o tek kurtuluş yolu gibi baktığını anladım. Ona göre bu yeni ilim her şeydi. Cürüm, cinayet, hastalık, ihtiras, parasızlık, sefalet, talihsizlik, sakat dogma, düşmanlık; hülasa insan hayatını bizim irademizin dışında cehennem yapan şeylerin hiçbiri yoktu. Yalnız psikanaliz vardı. Hepsi dönüp dolaşıp ona geliyordu. O hayat muammasının birinci anahtarı idi.” (sf. 102)
Tanpınar niçin Doktor Ramiz karakterini yarattı? Bu sorunun pek çok cevabı olabilir. Ancak bana göre Doktor Ramiz biraz da kendine ve hastalarına yabancı, öğrendiği şeyi birebir uygulayan, Avrupa’da eğitim almış ve aldığı eğitimi de usulün dışına çıkarak uygulamaya çalışan bir hâli tasvir ediyor. Doktor Ramiz’e yöneltilen eleştiri psikanaliz yazını içerisinde de çokça tartışılan bir konu, Batı medeniyetinin bir ürünü olan psikanalitik öğreti Doğu’yu ne kadar anlayabilir? Bu soruya benim de net bir yanıtım yok; ancak belirleyici olanın öğretinin kültürel kökeninden ziyade bilinçdışına dair ortaya koyduğu varsayım olduğunu düşünüyorum. Ki bu da rüyalara ve serbest çağrışıma gitmektedir. Rüyaların, sakarlıkların, dil sürçmelerinin anlam taşıyabileceği fikri Antik Çağ’dan beri çeşitli biçimlerde tartışılsa da Freud bunları sistematik biçimde bilinçdışı kuramı içinde ele almıştır. Dolayısıyla bugünden bakıldığında Hayri İrdal ve Doktor Ramiz ilişkisindeki psikanaliz ve süpervizyon süreci, aktarım-karşı aktarım meseleleri epey sorunlu görünüyor, çünkü ortada bir ilişki yok. Analist ile analizan arasında kurulması beklenen dinleme ilişkisi baştan imkânsız hale geliyor. Doktor Ramiz’in bildiği bir şey var ve Hayri İrdal ile bunu teyit etmeye çalışıyor. Psikanalizin özünü oluşturan şey öznenin hakikatini bilen bir uzman olmak değil, hakikatin konuşma içinde nasıl ortaya çıktığını dinleyebilmektir. Doktor Ramiz ise daha en baştan teşhisinden emin olduğunu ilan ederek tam da bu ihtimali kapatır.
Doktor Ramiz Hayri İrdal’a “Babanızı beğenmemişsiniz (…) Teşhisimde yanılmama imkân yok.” şeklinde sesleniyor. Hakikaten yanılmasına imkân yok mu acaba? Psikanalizin yanıttan ziyade sorularla ilgili olduğunu düşününce “yanılmama imkân yok” sözü bize ne anlatabilir? Avrupa’da eğitim almış bir bilim insanı, bir doktor, “yanılmama imkân yok” diyor. Burada yazarın ifade etmek istediği şey rasyonel aklın gafleti olabilir mi? Belki de Tanpınar burada tam da Tülin Gençöz’ün ifadesiyle (kişisel iletişim) “bilmediğini bilmemek” hâlini eleştiriyordur.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü neden psikanalitik okumaya müsait?
Bana kalırsa bir metni psikanaliz vasıtasıyla derinleştirmenin en yanlış yolu içindeki karakterleri analiz etmeye çalışmaktır. Bunun yerine dil kullanımına, üsluba, boşluklara odaklanarak metnin akışı içinde süzülmek ve düşünmek hem daha keyifli hem de daha doğru.
Bu kitapta bizler Hayri İrdal’ın doğumundan hayatının değiştiği bazı anlara ve bu anlardan da hayatının tekrar durağanlaştığı evreye yolculuğunu okuyoruz. Bu noktadan düşünülünce adeta bir insan ömrü gibi; bebeklik, ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılık. Tanpınar’ın diğer eserleri ile karşılaştırmalı düşününce bunun Osmanlı, Tanzimat, erken Cumhuriyet ve modernite üzerinden Türkiye’yi anlama şekli olduğunu da söylemek mümkün bence. Bu nedenle Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün yalnızca Türkiye’nin modernleşmesini anlatan bir roman yerine öznenin kendi geçmişiyle kurduğu ilişkinin de bir romanı olduğunu düşünüyorum. Belki de Tanpınar’ın eleştirdiği şey Doğu ya da Batı değildir. Asıl mesele, kendisini hakikatin temsilcisi olarak sunan her söylemin ona inanmaya hazır bir özneyi kolaylıkla kendi içine alabilmesidir. Doktor Ramiz ile Hayri İrdal bu anlamda birbirlerinin karşıtı yerine aynı yapının iki farklı yüzü olarak okunabilir.
Kaynaklar
Tanpınar A. H. (2018), Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul: Dergah Yayınları (İlk basım:Remzi Kitabevi, 1961).
Gençöz, T. (2026), ODTÜ Psikanaliz Günleri: Gaflet

