Ayşegül Günsür: “Ben her şeyi açıkça yazmak istedim.”

Ayşegül Günsür’ün, yirmi yıla yayılan panik atak deneyimini tüm gerçekliğiyle paylaştığı ilk kitabı Bir Panik Ataklının Günlüğü, Destek Yayınları’ndan çıktı. Ayşegül Günsür, bu kitapta yıllarca süren panik atak mücadelesini tüm çıplaklığıyla anlatıyor. 

Ayşegül Günsür ile ilk kitabı Bir Panik Ataklının Günlüğü üzerine konuştuk.

Panik atağın o görünmez ama sarsıcı dalgalarını dile dökerken, kelimelerin yetersiz kaldığını hissettiğiniz anlarda hangi anlatı yollarına sığındınız?

Çok doğru bir ifade “sarsıcı dalgalar”. Geçmişe gidip travmatik anıları yazarken aynen dediğiniz gibi kelimelerin yetersiz kaldığı yerler oldu. O zaman duygularımı yazmak iyi geldi. Olanı tanımlamak bazen olanın kabulüne de yardımcı oluyor. Evet, ben bunları yaşadım ve yazmak sarsıyor ama aynı zamanda yazmak iyileştiriyor. İçerden değil dışardan bakmaya başlıyorsunuz.

Zihninizin karanlık dehlizlerinde dolaşırken, kendinizi hem anlatıcı hem de karakter olarak konumlandırmak sizde nasıl bir ikilik yarattı?

Yazarken böyle hissetmedim. Kitap bitip elime aldıktan sonra başkasının hikâyesini okuyormuş gibi geldi. Bu karakter neler yaşamış, neler yapmış, bu ben miyim gibi sorular zihnimde yankılandı. Tabi ki bunda kitapta anlattıklarımın yıllar öncesinde geçmesinin etkisi var. Bazen başka bir hayatta yaşanmış ve geçmiş bir hayatı hatırlıyor gibi hissettim.

Günlük formunun kırılgan doğası ile edebi kurgu arasındaki o ince çizgide yürürken, samimiyet ve estetik arasında nasıl bir denge kurdunuz?

Ben her şeyi açıkça ve filtresiz bir şekilde yazmak istedim. Bunun için bir eğitim almama rağmen bu yolu tercih ettim. Kitabın bazı bölümleri editörümün isteğiyle hikayeleri bağlamak için kurgulandı. Fakat kitabın büyük bir kısmını doğal olarak, içimden geldiği gibi yazdım. Çünkü okurla bağ kurmak ve yalnız olmadıklarını hissetmelerini istedim.

Panik atağı bir “varoluş sancısı” olarak okumak mümkün mü; yoksa bu daha çok modern hayatın dayattığı bir yabancılaşma biçimi mi?

Panik atak, doktorumun da söylediği gibi vücudun bir alarm mekanizmasıdır. Panik atak bir sonuçtur. Altta çözümlenmemiş veya görülmemiş başka bir duygu vardır. Panik atağın insanı hayata yabancılaştırdığı çok doğrudur. Kimse sizi anlamaz, yaşadıklarınızı bilemez. Ve bunu çözmeye çalışırken varoluş sancısı çektiğiniz de doğrudur. Ama bunu fark eden insan bence iyileşmek için bir adım atmış demektir.

Kendi hikâyenizi anlatırken, suskunlukların ve söylenmeyenlerin metindeki yankısını nasıl inşa ettiniz?

Zaten panik atak suskunluk ve söylenmeyenlerin yoğunlaşması sonucu oluyor bence. İfade edilmemiş duygular, korkular, verilemeyen kararlar, görmezden gelip halı altına süpürdüğümüz konular, ihtiyaçları dile getirememek hepsi bedende böyle dile geliyor. Duyguları ve olayların bende olan etkisini anlatmayı tercih ettim. Umarım okurlar bu duyguları hissetmiş ve yalnız olmadıklarını anlamışlardır.

Zamanın doğrusal akışını kırarak geçmiş ve şimdi arasında gidip gelirken, anlatının ritmini belirleyen temel unsur neydi?

Anlatının ritmini belirleyen temel unsur benim duygularım ve düşüncelerimdi. Bazen uzun aralar verdim. O zaman hissettiğim şeyleri yeniden yazmak sarsıcı olabiliyor. Doğal akışta yazdım, bu yüzden bu kadar anlaşılır bence. Amacım da buydu. Okurken insanların bu duyguları hissedebilmesi ve sadece benimle değil tüm panik atak yaşayan kişilerle empati kurabilmesi…

Aynı deneyimi yaşayan ama hâlâ sessiz kalanlara bugün tek bir cümle söyleyecek olsanız, bu ne olurdu?

Panik atak kader değildir, yeter ki iyileşmek için ilk adımı atmaya cesaret edin…