Ali Bulunmaz
Stalin’in 1924’te Sovyetler Birliği’nde iktidarı ele geçirdikten sonraki politik ve kültürel uygulamalarından etkilenen isimlerden biri de Varlam Şalamov’du. Eserlerinin sansürlenmesi bir yana yazar, Gulaglara yollandı ve bu zorlu koşullarda hayatta kalmaya uğraştı. Ömrünün önemli bölümünü hapiste ve sürgünde geçiren Şalamov, hem yaşadıklarını hem de tanık olduklarını kaleme aldığı kitaplarda anlattı fakat bunlar, 17 Ocak 1982’deki ölümünden sonra SSCB’de yayımlanabildi.
Sovyetler Birliği’nde 1924’ten sonraki komünizm uygulamasının, 1917 Devrimi’ni rayından çıkardığını; devrimcilerin tutuklanışının, sürgüne gönderilişinin ve hatta öldürülüşünün, Stalin’in kültünü yayma arzusundan kaynaklandığını düşünen, 1929’da “Lenin’in Vasiyeti” başlıklı bildiriyi de bu nedenle dağıtan Şalamov, aynı yıl liderin gadrine uğruyor. Stalin’in şeytanlaştırdığı ve ülkeden uzaklaştırdığı Troçki’nin ve destekçilerinin faaliyetlerine katıldığı için 1951’e kadar, dönemin en meşhur Gulag’ı olan Kolıma’da tutsak kalıyor. Ancak 1956’da dönebildiği Moskova’da bu kez Komünist Parti’nin ve Politbüro’nun sansürlerine ve yasaklarına takılıyor.
1929-1932 arası kaldığı Butırka Hapishanesi ile 1937-1951 arası gönderildiği Kolıma, Şalamov’un metinlerinde önemli bir ağırlığa sahip. Gerek Butırka gerek Kolıma, yazarın ifadesiyle insanın dünyayla bağlantısının koparıldığı, “ruhu dinç tutmanın çok zor olduğu yerler.” Sovyet iktidarına, daha doğrusu Stalin’e muhalif olan hemen herkesin yola getirilmek istendiği Kolıma’da, Şalamov’un deyişiyle entelektüellerin ve muhaliflerin başına her an inebilecek demir sopalar havada sallanıyor. Yazar burayı, 1954-1973 arası kaleme aldığı metinlerin toplandığı Kolıma Öyküleri’nde anlatmıştı.
Kolıma Öyküleri, yaşam ve ölüm arasındaki sınırın bulanıklaştığı; var oluş mücadelesinin kıyasıya verildiği kampın yoğun tasvirlerini içeriyordu. Şalamov, “gerçek ile yalanın kardeş olduğu bir Gulag” dediği Kolıma’da insanlar, atlar ve ağaçlar yatarak ya da yıkılarak ölüyor, hayatta kalmayı başarabilenler ise orada olup biteni hatırlıyor ve deliliğin kıyısına geliyor. Ardından, “yeniden terbiye”nin ve “mecburi çalışma”nın tezgâhından geçiriliyorlar. Kısacası bitmek bilmeyen tekrarlara maruz kalıyorlar.
Kolıma Öyküleri’nin devamı niteliğindeki Karaçamın Dirilişi’nde Şalamov; Kuzey’in sarsıcı ikliminin yanı sıra “suçluların” ve “mahkûmların”, hem zorlu doğa koşullarıyla hem de sert esen Stalin rüzgârıyla başa çıkma mücadelesini, karanlıkta yeşertilen umudu ve yaşama tutunma gayretini anlatıyor. Dolayısıyla hapislik ve sonrasına dair öykülerle çıkıyor karşımıza yazar.
“Islah” ve “Çalışma” Adı Altında Kötülük Deneyleri
Şalamov, Karaçamın Dirilişi’nde hem kuşatıcı ve dirençli tabiatın tasvirini yapıyor hem de Kolıma’da hayatta kalmaya uğraşan ve tesadüfen oradan kurtulanların hatırladıklarını, başına gelenleri ve ruh hâllerini ortaya koyuyor.
Şalamov, herkesin herkesleştirilmeye çalışıldığı kamptaki fiziksel ve ruhsal şiddete dikkat çekiyor. Mahkûmların birer “insan artığı” olarak görüldüğünü hatırlatarak bir bakıma rejimin, “ıslah” ve “çalışma” adı altında kötülük deneyleri yaptığını vurguluyor.
Entelektüellerin, öğretmenlerin ve mühendislerin toplandığı kampın belirleyici özelliği, rejime ve Stalin yönetimine muhaliflerin zorunlu ikâmetgâhı olması. Madenler, tarlalar, sondaj kuyuları, barakalar ve ormanlar ise onların “yola getirildiği” ve “eğitildiği” alanlar. Başka bir deyişle direnci kırılan insanların, canlı cenazeye dönüştürüldüğü mekânlar. Şalamov, Kolıma’daki mahkûm barakalarını ve kampın nasıl bir yer olduğunu şöyle anlatıyor: “Mahkûmların kaldığı baraka dünyası dar bir dağ geçidiyle sıkıştırılmış vaziyetteydi. Gökyüzü ve taşlarla sınırlıydı. Geçmiş burada duvarların, kapıların ve pencerelerin ötesinde kalmıştı; içerideki hiç kimse hiçbir şey hatırlamıyordu. İçeride günümüzün dünyası vardı, boş bile denemeyecek, gündelik önemsiz şeylerin dünyası; zira bu dünya bizim değil, bir başkasının iradesine bağlıydı.”
Hâkim duygunun bir mahkûmdan daha kötü bir başkasının bulunduğuna yönelik teselli olduğu Kolıma’da, çözülemeyen sırlarla beraber yarınsızlık da herkesin omzuna bir ağırlık bindiriyor. Bunların tamamı kampı, 1930’ların, 1940’ların ve 1950’lerin ruhuna uygun politik bir mekân hâline getiriyor.

“Bir Mahkûm İçin Umut Her Zaman Prangadır“
Şalamov’un Kolıma’dan anlattığı insan hikâyelerine, aşağılanma ve taciz kadar, yaşama tutunma umudu da dâhil. İftiraya dönüşen “itiraflarla”, şüphelerle ve komplolarla kampa kapatılanlar, utancın sınırsızlığını tüm şiddetiyle hissederken doğaya bakıp veya eski özgür günlerini hatırlayıp ayakta kalmaya çabalıyor. Diğer tarafta ise umutlananlar var: “Bir mahkûm için umut her zaman prangadır. Umut her zaman köleliktir. Umudu olan kişi davranışını değiştirir, umudunu yitirmiş birine göre çok daha fazla riya eder.”
Kampın bir başka özelliği gizli ajanların, muhbirlerin ve yalancı şahitlerin hayatının güvenceye alınması. Böylece rejim, burada da denetim içinde denetim sağlıyor. Yeterince “ıslah” olanlar ya da bu yönde kanaat geliştirilenler ile dışarıda işe yarayacağı düşünülenler Kolıma’dan kurtulabiliyor. Bir diğer çıkış yolu, sağlıkçı ve hasta bakıcı gibi kilit bir mesleğe sahip olmak ya da kampta bu gibi meslekleri edinmek.
Şalamov, Kolıma’nın simgesi karaçamın, dirilişi ve direnişi temsil ettiğini, “insan hafızasının utandırdığını, unutulmazları hatırlattığını” söylüyor. “Toplama kampı ağacı” karaçam, Kolıma’nın kuşatıcılığı ve baskısının ortasında bir başkaldırıya, yaşama gücüne ve cesaretine de denk geliyor. Onun simgelediği bir başka şey daha var: “Karaçam çok ciddi bir ağaçtır. Bu, iyiyi ve kötüyü bilmenin ağacıdır; bir elma ağacı, bir huş ağacı değildir! Âdem ile Havva’nın cennetten kovulmasından önce Cennet Bahçesi’nde duran ağaçtır.”
Karaçamın Dirilişi; ölüm ve yaşam arasındaki bir çizgi olan Kolıma’da, zihni boşaltılıp sürekli çalışmaya zorlanarak mengeneye alınan insanların durumunu yansıtan öykülerin toplamı. Kitabın bir başka yönü, Kolıma sonrası yaşam. Şalamov, her ikisini de hatırlama zeminine oturtuyor. Kendisinin de mustarip olduğu kamptaki koşulları hikâyeleştiren yazar, rejimin 1930’lardan 1950’lere dek uzanan muhalefet alerjisini gözler önüne seriyor.
Karaçamın Dirilişi, Varlam Şalamov, Çeviren: Gamze Öksüz, Jaguar Kitap, 256 s.

