.

Yoldaş Hayvandan Yoldaş Türe; Bir Kutup Ayısıyla Akrabalık

Simlâ Sunay

İklim krizi canlı türleri arasındaki mesafeleri değiştiriyor. Daha önce birbiriyle karşılaşmayan türlerin yolları kesişebiliyor. Kuşların göç etmemesi, büyük balıkların karaya yaklaşması, ormanların yürümeyi yavaşlatması, kutup hayvanlarının buz üstündeki seyahatlerinin son bulması yepyeni buluşmalara sebep oluyor. İşte bu Yeni Dünya. Yaban ile insan yerleşimleri beklenmedik kesişimlere açık. Ve Yeni Dünya’nın hikâyeleri de iklimle birlikte değişiyor. Çocuk kitaplarında sıklıkla bir çocuk karakterle (“yoldaş hayvan”) dost olan köpeğin ya da kurdun yerini, insanla pek yan yana düşünemeyeceğimiz kutup ayısı alabiliyor. Ama bunun tarihiyle ve sınırlarıyla ilgilenmediğimiz için Yeni Dünya vurgusunu hemen terk edebiliriz.

Donna Haraway’den (2010) aktarımla “yoldaş hayvan”; 1970’lerde, ABD’de ortaya çıkan, “tıbbi ve psiko-sosyolojik” bir kategori olarak, “teknokültüre, veteriner okullarına ev sahipliği yapan hükümet destekli akademik kurumlar yoluyla” öğrendiğimiz bir kavram. Hikâyelerde bir çocuğu yastan çıkaran, yalnızlığını seyrelten ve onu teselli ederken bir kahramana da dönüştüren at, kedi, köpek gibi “yoldaş hayvan”; teknobilimsel uzmanlığın, sevgi ve demokrasi barındıran yaygın kitleleriyle evcil hayvan endüstrisinin ve hizmet ya da laboratuvar hayvanlarının bir birleşimi. Haraway’e göre yoldaş hayvanımızı yemeyiz, o da bizi yemez.

Haraway “yoldaş hayvan” ile “yoldaş tür” arasında bir ayrım yapıyor. Yoldaş tür, yoldaş hayvandan çok daha geniş ve heterojen bir kategori, küçük bir kız, kutup ayısı, okyanus, ada, meteoroloji istasyonu, sıcaklık ölçümleri listesi, fıstık, balık ağları, pusula, ters dönmüş bir kayık, katırtırnakları, kar ve buz gibi farklı canlı, cansız ya da teknolojik “tür”leri birlikte içerebilir. Yoldaş türler “birbirini oluşturmaktan, sonluluktan, katışıklıktan ve karmaşıklıktan mürekkep”tir (2010:235). Ayrıca yoldaş tür kavramı; toplumsal cinsiyetler, soylar, ırklar, türler söz konusu olduğunda iş başındadır ve biyoteknoloji dünyasında hayvan hakları ya da insan hakları gündemi oluşturma gibi tekil bir amaçta değildir ancak karmaşık bir etik söylem için ısrarcıdır. Yoldaş türleri (hatta sadece küçük bir kız ile kutup ayısını bile) konuşmaya başladığımızda yeryüzünü konuşuyoruzdur.  Hannah Gold’un ilk çocuk romanı Son Ayı, işte bize yoldaş hayvanlar değil yoldaş türler üzerine bir hikâye anlatmaktadır. Birbirini oluşturmaktan, adından da anlaşılacağı gibi sonluluktan, katışıklıktan ve karmaşıklıktan mürekkep. Daha geniş ve heterojen bir şeye; iklim değişikliğine ve yeryüzüne bakarak…

AÇILAN VE KAPANAN MESAFELER

Yedi yıl önce annesi ölen April, kaybını bir türlü atlatamayan, “çok önemli büyük işler yapan” meteorolog, bilim insanı babasıyla yaşayan, yalnız ve özel bir çocuktur. April’ı özel yapan zorunlu yalnızlığı içinde geliştirdiği canlı olmaya dair türlü taktiklerdir. April, evlerinin arka bahçesinde tilkilerle oynayan, martılarla iletişim kuran, tıpkı annesi gibi doğaya dair sezgileri gelişmiş bir çocuktur. Diğer çocuklar gibi olmamasıyla, dışlanmayla baş etmek ve belki de en çok kendini mutlu etmek için hayvanlarla ilişki kurmayı, arkadaşlarıyla oynamaya tercih eder. Böylece akranı pek çok çocuğa nazaran daha “canlı” bir varlıktır. Ne ki, on bir yaşındaki April, bir annesi olmadığı ve işkolik babası da onu ihmal ettiği için bakımsız kalmıştır. Saçlarını bahçe makasıyla kesen, her işini kendi yapan hatta dalgın babasıyla da ilgilenen becerikli bir çocuk olması onu erken büyütmüş gibidir. Bu da inanması güç hikâye için çok önemli bir gerekçe olacaktır. Hikâye April’in babasıyla birlikte Kuzey Kutbu’nda, insan yerleşimi olmayan bir adaya gitmesiyle başlar. Babası yeni araştırması için kutup sıcaklıklarını ölçecek ve eriyen buzullara dair ön bilgiler edinecek ve bunları Norveç hükümetine iletecektir. Eskiden kutup ayılarının bulunduğu ama artık tek birinin bile kalmadığı Ayı Adası’nda bir meteoroloji istasyonunda babasıyla altı ay geçirecektir. Adı Ayı Adası olsa da artık ayısız bir adada… April’ın eğitimi bu süre boyunca yarıda kesilecek ve ansiklopediler okuyarak bu açığını kapatmaya çalışacaktır. İkisi de April için bu deneyimin örgün eğitimden çok değerli olduğu konusunda hem fikirdir. Böyle bir yerde insanın merakını uyandıran pek çok şey vardır. “Dünyanın kenarı” sayılabilecek kadar kuzeydeki bu “engin dünya”da, “saf, el değmemiş yaban hayat”ta, “vahşi doğada”, “açık havada” birlikte “yoldaş” olabileceklerdir. Aralarındaki mesafe kapanabilecektir.

Adaya vardıkları ilk günlerde babası April’a Norveççe friluftsliv sözcüğünü hatırlatır. Bu dile özgü, bu özel sözcük “açık havanın tadını çıkarmak” anlamındadır (sayfa 27). Kulağa sihirli, masalsı gelen bir sözcük… “Açık havada yaşam” bir çocuğa hiç “uygun” görünmeyen bu ada için son derece uygun bir tanımdır. April da friluftsliv bir hayat için çok uygun bir çocuktur. Adayı keşfeder keşfetmez çok sever ve başlarda babasıyla daha fazla birlikte olacağı hayaliyle mutludur. Adayla ilgili ilk duygularını şuradan anlıyoruz: “Cesaret kazanmak için derin bir nefes aldı ve etrafındaki havanın sanki dünya çıtır, çıtır yenebilir kristallerden yapılmış gibi keskin ve temiz olduğunu hissetti.” (sayfa 51). Ancak April’ın babasıyla kentin zorluklarından azade, baş başa kalacakları, ilişkilerini düzeltecekleri, kayıplarını telafi edecekleri düşüncesi gerçekleşmez ve adada da ilişkilerine dair hiçbir şey değişmez. Birkaç çatışmayla babasıyla arasındaki mesafe daha da açılır. “Yoldaş”lık tutmaz. April yine yalnız hatta daha yalnızdır.

KUTUP AYISINDAN “AYI”YA

April annesini, babası sevgili eşini ve ada da buzullarını kaybetmiştir. Ada kronotopu tüm bu yalnızlıkları, yasları simgesel karşılar. Ancak adada başka bir “yalnız” ve “yaslı” daha vardır.

Babasından ümidi kesip yine kendini doğaya verdiği bir anda Ayı Adası’nda kalan son kutup ayısı ile karşılaşır. Söylediği ilk şey şudur: “Sen hayatımda gördüğüm en inanılmaz şeysin.” (sayfa 43). Pençesinden yaralı, aç ve zayıf hayvanla aralarında dostluktan öte, Haraway vari yoldaşlık, akrabalık diyebileceğimiz özel bir ilişki başlar. April önce kutup ayısının pençesine takılı balık ağlarını ve plastikleri çıkarır ve merhemle yarasını iyileştirir. Onu fıstık ezmesi ve bisküvilerle besler, üstelik yiyeceklerini, kileri tehlikeli boyutta eritecek kadar paylaşır. Bir yandan da kutup ayıları ve ada hakkında bilgi toplar. Buzullar eridiği için göçle geldikleri bu adadan geri dönemeyen, belki de annesini de açlıktan kaybetmiş yapayalnız bir ayıdır; Ayı. April, yeni akrabasına evcil hayvanlara verilen bir isim vermek istemez ve ona sadece “Ayı” der. Kutup ayısı insana daha uzak bir hayvanken Ayı adıyla daha yakın bir mesafeye gelmiştir böylece.  Haraway’e göre yoldaş türler kavramı türleri dışlamaz, her şey farklılıklarıyla ortak bir yaşamdadır. Ve April içimizi ısıtarak sık sık tekrar edecektir: “Hayatımda gördüğüm en güzel şeysin.” (sayfa 45).

April, Ayı’dan korkar korkmasına ama hayvanlarla iletişim kurma becerisi burada da kendini gösterir ve bu “en iyi çift” bütün adayı birlikte keşfederek, gülerek, oynayarak, yalnızlıklarını gidererek aylar geçirir. (Ayı, April’i yemez ve April da zaten vejetaryendir.) Ada onlara sırlarını açar. Giderek beden diliyle, karşılıklı kükreyerek, birlikte uzanıp adanın kalbini dinleyerek, bakışarak anlaşmaya başlarlar. Konuşmak için farklı bir yolu çoktan bulmuşlardır. Öyle ki Ayı, April’ı sırtında bir dağın zirvesine taşıyıp denizin ardındaki yuvasını gösterecektir.  Zamanla ilişkileri öyle derinleşir ki April kendisini “daha az insan ve daha çok ayı” gibi hissedecektir ama bu Tarzan ya da Mogli vari de değildir. Ayı, April’ın babasına kırgınlıklarını silmesine yardımcı olur ve böylece Ayı artık hiç ama hiç korkutucu gelmez. Küçük kız ile kutup ayısı arasında duygulardan, sezgilerden oluşan özel bir lisan doğar. Ayı da böylece bir insana güvenmeyi öğrenir ve April’ı mağarasına kadar götürür. Ne ki hepsinden önemlisi Ayı, küçük kıza dinlemeyi öğretir. Gerçekten dinlemeyi… İkisi birlikte uzanarak adayı dinlerler. İç çekişe benzer, kendine has bir sesi vardır adanın. Ada da artık bir yoldaş türdür.

Zamanla April, adanın bu iç çekişe benzer, tuhaf sesinin Ayı’nın hüznü olduğunu anlar. Ayı ve ada birbirini oluşturmuş, birbirine katışmıştır. April da onlara karışacak, katışacak ve birlikte yeryüzünün karmaşıklığının bir parçası olacaklardır. Babası hariç.

YABAN MI VAHŞİ Mİ?

Kitabın çevirisini ya da yazarın orijinal sözcük seçimini ilgilendirecek bir tartışma ise “yaban” ve “vahşi” sözcüklerinin kullanımı üzerine yürütülebilir. İngilizcede wild’ın doğru çevrimi “yaban”dır. “Vahşi” daha çok brute’tür. “Vahşi” sözcüğü yaban doğayı Türkçede anlatmakta eksikli ve aynı zamanda fazlalıklıdır. “Vahşi” olan, insandan kesin ayrı, uzak, tehlikeli ve korkutucudur. Kurgu kitaplarda nedense yaban sözcüğü pek tercih edilmez. Sözgelimi, Jack London’ın The Call of the Wild romanıdilimize Vahşetin Çağrısı olarak çevrilmiştir. Üstelik “vahşet” “vahşi”den daha da fazla anlam sapmasına sahipken. Son Ayı’da ise hem yaban hem de vahşi hayat olarak, ikili bir kullanım olduğunu görüyoruz.  Bunda yazarın da payı olduğu açık çünkü her ne kadar küçük bir kızla bir kutup ayısını romanında yan yana getirse de, tehlikeli vahşi hayata dair uyarıları ve çekinceleri göze çarpıyor. Romanın sonuna doğru ise, şu ana kadar tartışmaya açtığım kavramlar dışında, gerçek “vahşi” insan (silahlı ve zincirli) ortaya çıkıyor. Yazarın son notunda ise hikâyeyi geri alırcasına, kutup ayısı ile birlikte olmanın imkânsızlığına ve tehlikelerine değiniliyor, iklim üzerine öğütler veriliyor. Tüm bunlara ben naçizane, güzel bir ilk romana satış kaygılı, büyük yayınevlerinin editör müdahaleleri olarak bakıyorum. Yine de bu kitabı, küçük bir kız ile bir kutup ayısının (Haraway vari) “tuhaf akrabalık” anlatısı olduğu kadar; yolculuk, kayık ve pusulanın da sona doğru dâhil olmasıyla -yeni- bir “yoldaş tür” hikâyesi olarak görmeye devam edeceğim.

Haraway, D.J. (2010). Başka yer. İstanbul: Metis Yayınları.

Son Ayı, Hannah Gold, Resimleyen: Levi Pinfold, Timaş Yayınları, 2022.