Korkunç Güzel, Feci İyiyiz!

Hafize Çınar Güner

Geçenlerde sosyal medyada gördüğüm bir fotoğraf uzun bir vakit zihnimde asılı kaldı. Fotoğrafta henüz sekiz yaşındaki bir kız çocuğu ıslattığı tuvalet kâğıtlarından yaptığı güzellik maskesini yüzüne yerleştirip yatağa uzanmıştı. Elbette kız çocukları annelerini taklit eder, onlar gibi giyinmeye, süslenmeye çalışırlar. Annelerinin rujlarını sürüp topuklu ayakkabılarını giyerler. Peki, öyleyse bu gayet normal yani gelişimsel bir durumsa neden o fotoğrafı görünce irkildim, neden silemedim belleğimden ve buraya kadar taşıdım? Güzel olma konusunda cinsiyet ve yaş ayrımı olmaksızın toplumun bireye verdiği pek çok açık ve kapalı ileti var. Ancak bu iletilerin de ötesinde beklentiler hatta zorunluluklar karşımıza çıkabiliyor. Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır sloganı hepimizin kulaklarında. Kamusal hayattaki pek çok kadın saçını boyatıp makyaj yaparak işe gitmek mecburiyetinde. Kimsenin “kendi” olmasına müsaade yok neredeyse! Zayıf, bakımlı, şık ve güzel olmak toplumsal statünün bir parçası oldu. Güzel olmak için ise teknolojinin nimetleri bizleri bekliyor. Böylelikle aynı kaşlar, burunlar, gerdanlar, kalçalar, şakaklar ile birbirimize çok benziyoruz. Acaba böylece kendimizi ve başkalarını daha mı çok seviyoruz?

Eski Yunan’dan günümüze kadar güzelliğin tanımı, ele alınışı çağlar boyunca elbette ki çok değişti ve içinde bulunduğumuz yüzyılda çok daha farklı bir boyut aldı. Belki tüm bu tarihsel bakış açısını anlamak için  yirminci yüzyılın en önemli entelektüellerinden biri olan Umberto Eco’nun Ali Cevat Akkoyunlu’nun çevirisiyle Doğan Kitap tarafından yayımlanan Güzelliğin Tarihi kitabına yeniden bir göz atmamız ya da tersten gidip Çirkinliğin Tarihi kitabını elimize almamız gerekecek. Ne de olsa güzellik ve çirkinlik birbirlerini imleyen kavramlar öyle değil mi? Birisinin doğasını iyi anlayabilmemiz için karşıtını da iyi tanımlamamız gerekecek. İşte bu sebepten olsa gerek Güzelork kitabının yazarı Fabrizio Silei de bu yolu seçmiş. Tülin Sadıkoğlu’nun çevirisiyle Çınar Yayınları tarafından okura sunulan kitaptaki öyküyle bu iki kavramın toplumsal zeminde ele alışına değinerek okuru sorgulamaya teşvik etmek istemiş.

Benzemez Kimse Sana

Nicodemo Dağı’nın yakınlarındaki Ork diyarında yaşayan orklar sivri kulaklı, koca göbekli, kocaman ağızlı, sivri dişli, iri pençeli ve tüylüdürler. Ama en ork gibi ork,  Orkideya şehrinin belediye başkanı Orkeste’dir. Kulakları sağır eden devasa geğirtiler, gürültülü ve pis kokulu gazlar çıkaran Orkeste dişlerini de asla fırçalamaz, koltuk altı bayat balık gibi kokar. Tükürme yarışmalarını hep o kazanır ve aynı zamanda da Fareyarık şampiyonudur.  Orkeste’nin biz insanları rahatsız eden bu özellikleri orklar için üstün niteliktedir. Orkeste başarılı bir orktur ve çok çirkin muhteşem bir karısı ile iki korkunç kızı vardır.  Yaşamından hayli memnundur ancak en büyük arzusu bir erkek çocuğudur! Ne kadar tanıdık bir arzu öyle değil mi? Orkeste bu arzusuna da kavuşur ancak doğan ork dışarı fırlar fırlamaz diğer bebek orkların aksine ebenin burnunu ısırmak yerine ona bir öpücük kondurur. Ebe de bebek orku hiç düşünmeden çöp kutusuna fırlatır. Çünkü daha önce hiç bu kadar iğrenç bir org görmemiştir. Orkaleya çöp kutusundan çekip çıkardığı yavrusuna baktığında onun sarı perçemlerini, düzgün dişlerini, sivri ve yelken gibi olmayan kulaklarını, kocaman yeşil gözlerini görür ve yumuşacık tenini hisseder. Bugüne kadar oğlu kadar güzel bir orkun hiç görülmediğini düşünür ve bu da büyük bir felakettir! Özelikle de kocası Orkeste için…

Güzelork (Orkaleya oğluna bu adı verir) tüm aile için büyük bir utanç kaynağı olur. Onu kabullenip bağrına basan tek ork elbette annesidir. Orkeste feci güzellikteki oğlunu herkesten saklamaya çalışır. Bu talihsiz durum için eşini suçlar. “Farklı” olan bir çocuğun kabulü çoğu zaman ebeveynler için zordur. Genellikle önce kendilerini ve birbirlerini suçlarlar. Bir diğer durum ise onu anlamak, olduğu gibi kabul etmek yerine zamanla değişeceğini ummalarıdır. Orkeste de zamanla Güzelork’un değişip çirkinleşeceğini umut eder ve hatta onu bu değişim için epey zorlar. Ama tabii ki bu hiçbir işe yaramaz, aksine Güzelork her geçen gün daha da güzelleşir. Güzel olmasının dışında aslında zevkleri ve bakış açısıyla da diğer orklardan farklıdır. Güzel giyinmeyi, temiz kokmayı sever ve vejetaryendir. Kendini keşfederek ailesinin, okulunun ve içinde yaşadığı toplumun tüm baskısına rağmen kendini var etmeye çalışır. Ama tabii bu sırada farklı olmanın da boyun eğmemenin de bedelini öder. Öyle ki linç edilmekten son anda zor kurtulur. Güzelork yaşadığı tüm çirkinliklere rağmen kendi olmaya ve kabul görmeye çabalar. Peki, başarılı olur mu? İşte bunun yanıtı öyküde saklı. Ancak şu kadarını söylemeliyim ki onun mücadelesi sadece Ork diyarı ile sınırlı kalmaz, insanların arasına karışıp kabul gördükten sonra da devam eder. Çünkü onun tüm güzelliğine ve meziyetlerine rağmen bir canavar olduğunu öğrendiklerinde insanların tavırları orklardan pek de farklı olmaz. Ne insanlara ne de orklara benzeyen Güzelork için aşılacak çok engel vardır ama tüm bu engellere dürüstlüğü, samimiyeti ve çalışkanlığıyla göğüs gerer. Hem insanları hem de orkları dönüştürmeyi başarır. Çünkü aslında orkların kendi içlerine kapanıp kimliklerini saklamalarının da bir nedeni vardır. Tüm öyküyü Güzelork’un annesi Orkaleya’nın seyrettiği diziler tadında, yazarın akıcı anlatımıyla bir çırpıda okurken Fabrizio  Di Baldo’nun çizimlerini de ıskalamamak lazım.  Kendi yolunu çizmek isteyenlere, çemberlerin içinden sıyrılıp yaşadığı toplumu da peşlerinden sürükleyerek yaşamı değiştirebileceklerine inananlara cesaret verecek neşeli bir öykü Güzelork. Dokuz yaş ve üzeri okuru bolca güldürecek ve çokça düşündürtecek nitelikte.

Ayna, Ayna Söyle Bana…

Resimli kitap kategorisine gelirsek özsaygı, özkabul, özşefkat, özgüven kavramları üzerine yazılmış, özellikle fiziksel farklılıklara vurgu yapan pek çok kitap var. Örneğin ilk olarak aklıma Elmer geliyor. Bu tür kitaplara her geçen gün yenileri ekleniyor. İyi ki ekleniyor. Çünkü sağlıklı benlik algısı için erken çocukluk dönemi çok önemli. Yazının başında da değindiğim gibi bu algıyı etkileyecek aileden, okuldan, toplumdan, kitle iletişim araçlarından gelen o kadar çok ileti var ki. Bu iletilere rağmen koşulsuz sevgiyle büyüyen bireyin kendinden memnun olup kendi yolunu çizmesi daha kolay olacaktır. Başak Sözer’in çevirisiyle Tuko Tuko’dan çıkan Eva Dax ve Sabine Dully’un yaratımı Korkunç Güzelsin! adlı kitap bu konuda yazılmış en yeni kitaplardan biri. Bu kitapta da Güzelork’ta olduğu gibi canavarlar var. Kahramanımız Gorgo, sesi fena halde yüksek, dehşet verici bir güce sahip ve üstelik feci hızlı küçük bir canavar. Gorgo tüm bu özelliklerinin çok farkında ama günün birinde aynayı eline alıp kendini inceliyor ve kocaman burnuyla fırlak kulaklarına bakıp güzel olup olmadığı sorusunu sormaya başlıyor. Gorgo bu sorusunun yanıtını çevresindekilere sorarak bulmaya çalışıyor. Annesinin, babasının, dedesinin, komşusunun, küçük kardeşinin, arkadaşının yanıtları elbette küçük canavarın içinde yaşadığı toplumun güzellik algısını bizlere gösteriyor. Örneğin Gorgo’nun, “Güzel miyim ben?” sorusuna dedesinin yanıtı, “Torunların en güzelisin! Kimsenin dişleri seninki kadar çarpık ve çürük değil!” oluyor. Ancak burada yanıtlardan çok daha önemli bir şey var ki o da soruyu yanıtlayanların Gorgo’ya gösterdikleri sevgi! Annesi ona sımsıkı sarılıyor, babası onu neşeyle havalara fırlatıyor, dedesi bağrına basıyor…  Gorgo sevgiyle bakıldığında farklıkların nasıl bir güzelliğe dönüştüğünü anlıyor. Mutlu olmanın fiziksel görünüşle bir ilgisi olmadığını keşfediyor. Tüm yanıtları düşünüp yeniden aynaya baktığında yanıtlara değil ona gösterilen sevgiye ve bu sevginin ifadesi olan davranışlara odaklanıyor. İşte o vakit mutlu olmanın güzellik olduğunu hissediyor. Kitabın konusu, dili, iletisi kadar resimleri de çok eğlenceli. Her sayfada keşfedilecek pek çok ayrıntı gizli. Gorgo’nun yanından ayırmadığı oyuncağı dışında öyküye eşlik eden başka bir minik canavarın da ayrı bir öyküsü var.  Herkesin farklı ve özel olduğunu sade ve etkileyici bir biçimde okura sunan bir başka resimli kitaptan da bahsetmek istiyorum.  Stephane Servant ve Simon Rea imzalı Vrakipom Sara Adakan çevirisiyle Meav Yayıncılık tarafından geçtiğimiz ay yayımlandı. Bu kitapta tavşan olup da tavşana hiç benzemeyen, bir tavşan gibi kulakları olmayan hatta hiç kulağı olmayan, pofuduk bir kuyruğu ve burnu bile bulunmayan, kocaman ağzından sadece “Vrakipom” kelimesi çıkan kurbağa tavşan arası bir kahramanla tanışıyoruz. Kitabın ayrıntılarına geçmeden öncelikle bu adın orijinal ad olmadığını kitabın ve kahramanın orijinal adının Gronouyot olduğunu söylemeliyim.  Orijinal adının da zaten bir anlamı yokmuş ama Fransızcada karakteri anlatan bir yanı olduğu için kullanılmış. Bu yüzden Türkçede de aynı yol izlenmeye çalışılmış ve oldukça tatlı bir isim çıkmış ortaya. Aslında bu sadece benim fikrim değil kitabı defalarca okuyan yedi yaşındaki oğlumun da fikri. Kitabın adını bir kenara bırakıp kendisine geri dönecek olursam bu kitapta bir önceki Korkunç Güzelsin adlı kitaptan farklı olarak kahramanınız yolunu kimselere sormadan kendi buluyor. Herkes onun farklılığına gülerken önce o da katılıyor onlara ama sonra anlıyor ki birlikte gülseler de aslında gülünen kendisi. O da aynı bir önceki kitap gibi bakıyor aynaya, inceliyor kendini. Onu değiştirecek bir sihir arıyor ailesi ancak Vrakipom gerçek sihrin kendinde olduğunu keşfediyor. Sade, zarif ve duyguyu okuyucuya hissettiren resimleriyle ve ele aldığı konuyu anlatış biçimiyle kitap, okuyucuya düşünmek için çok malzeme veriyor.  Kusursuz güzelliği öven bazı klasik masalların aksine çağdaş çocuk edebiyatının bu özgün yapıtları çağımızda bizim için tasarlanan ve satın almamız için sunulan hayatların dışına çıkabilmemize vesile olabiliyor. Sanatın, edebiyatın gücü de bu olmalı zaten öyle değil mi? Çocuk kitaplarıyla düşüneceğimiz başka bir yazıda görüşmek üzere…

Güzelork, Fabrizio Silei, Resimleyen: Fabrizio Di Baldo, Çeviren: Tülin Sadıkoğlu, Çınar Yayınları, 2021.

Korkunç Güzelsin, Eva Dax, Resimleyen: Sabine Dully, Çeviren: Bahar Sözer, Tuko Tuko, 2021.

Vrakipom, Stephane Servant, Resimleyen: Simone Rea, Çeviren: Sara Adakan, Meav Yayıncılık, 2021.