.

İnterneti Bozan Büyükanne

Dilek Büyük

Hayatın getirisidir bu; her kuşak bir öncekinden farklıdır. Üstelik bu fark teknolojik gelişmelerle daha da açılır hâle gelmekte.

Alman edebiyatının genç yazarlarından Marc-Uwe Kling Büyükannenin İnterneti Bozduğu Gün! kitabında tam da bunları anlatmış. Üstelik okuru bol bol güldürecek bir mizah anlayışıyla. Aile içi ilişkiler, teknolojinin hayatlarımızdaki yeri ve ilişkilerimize etkisi ana eksenleri etrafında kurguladığı hikâyesinde didaktik tuzaklara düşmeden bilgi vermeyi de ihmal etmiyor.

Hikâyenin ana kahramanı büyükanne ama ona eşlik eden oldukça kalabalık bir kahramanlar listesi var. Henüz okul öncesi dönemde olan minik Tiffany, on yaşındaki Max, on dört yaşındaki Luisa ile büyükbaba büyükanne ile birlikte evdedirler. Okul tatildir.  Anne ve baba işe gitmiştir. Bir de hikâyeye sonradan eklenecek olan pizzacı genç vardır.

Büyükanne sabah internete girmeye çalışır, başaramaz. Sabah işe giderken annesinin büyükbaba ve büyükannenin evde olması ile ilgili açıklaması olan, “Göz kulak olmak için” sözünü minik Tiffany üstüne almıştır, büyükanneye göz kulak olma sorumluluğunun ona ait olduğunu düşünmüştür. O yüzden yaşlı kadının yanından ayrılmaz. Büyükanne yaptığı bir hata yüzünden interneti bozduğunu söyler. Tiffany’den başka ona inanan olmaz. Max telefonda arkadaşıyla mesajlaşıp oyun oynamaktadır, kimseyle ilgilendiği yoktur. Ama birden internetin olmadığını fark eder o da. Şaşkındır. Büyükanne ısrarla kendi hatası olduğunu, tüm dünyadaki interneti bozduğunu söyler. Büyükbaba internete bağlı televizyonunda izlediği belgeselin görüntüsü donup kalınca anlar internetin olmadığını. Yazar kuşağa has çözümüyle büyükbabayı karşımıza çıkarır. Ah, alet çantası yanında olsa hemen tamir edebileceğini düşünür büyükbaba. Oysa yeni teknolojiyi bu yanıyla tanımadığından bir önceki gelişinde tamir etmek için uğraştığı çamaşır makinesini hepten bozmuştur. Burada zaman zaman bildiğini okumakta ısrar eden eski kuşak ısrarını da gülümseyerek görüyoruz. Luisa tam bir ergendir, yazar karakteri şekillendirirken büyüdüğünü düşünen, zaman zaman okul kıran, erkek arkadaş edinen, saçını farklı renklere boyayan bir ergen profilini usta bir ressamın birkaç fırça darbesiyle çizdiği gibi çiziveriyor. Luisa da internetin olmayışından dertlidir, büyükbabadan farklı bir teknik çözüm üretmeyi dener, modemle uğraşır ama çözemez.

Derken kapı çalar pizza dağıtıcısı genç kapıda belirir. Onun derdi de internet olmadığı için navigasyonun çalışmayışıdır. Adresleri bulamadığı için oradadır. Dağıtımı bekleyen pizzalardan ev halkına ikram eder ve Luisa ile aralarında bir etkileşim olur.

Büyükanne küçük Tiffany’ye internetin ne olduğunu anlatabilmek için teletekste benzediğini söyler. Çok büyük ihtimalle gençlerden bile teleteksti bilen ya yoktur ya çok azdır. Kuşaktan kuşağa geçerken kullandığımız teknojik aşamaları gösteren örneklerden biri bu da.  Ayrıca yazar internetin bir bilgi kaynağı olduğunu fakat bununla birlikte her bilgiye güvenmenin de doğru olmayacağının altını çiziyor.

Anne internet olmadan işlerini yapamadığı için eve erken dönerken, baba da bankada işlem yapamıyor ama anne kadar erken gelemiyor eve. Çünkü her gün aynı yolu kullanmasına rağmen navigasyon olmadan evi bulamıyor, yolu karıştırıp daha geç ulaşıyor anneye göre. Bu noktada Marc-Uwe Kling günlük tempo içinde savrulup giderken etrafımıza bile bakmadan geçip gittiğimizi de usulca hatırlatıyor bize. Geçtiğimiz yolun bile farkında olmadığımız bir yaşamın içinde kaybolmadığımızı söylemek neredeyse hepimiz için güç.

Sonra internetsiz hayatı hatırlamaya başlıyor pizzacı konuklarıyla birlikte ev halkı. Büyükbabanın radyosu geliyor önce. Haberlerden internetin tüm dünyada kesildiğini kesin olarak öğreniyorlar. Yere serdikleri örtülerle sanal bir deniz yaratıp balıkçılık oynuyorlar. Ardından kendi müziklerini kendileri yapıp dans ediyorlar. İnternetin kesilmesinin ana sorununun onların evinde olduğunu söyleyen teknik servis elemanı gelinceye dek ev halkı çok neşeli ve alışmadıkları (ya da unuttukları) türde zaman geçiriyorlar. Sonunda internet yeniden bağlanıyor ve herkes gülümseyen yüzlerle alıştığı yaşamına geri dönüyor. Ama internetsiz şenlik ortamı her zaman olduğu gibi en çok en küçüğü; Tiffany’yi eğlendiriyor. Bu yüzden de büyükanneye sormadan edemiyor; interneti bir kere daha bozamaz mı acaba diye…

Bu sorunun yanıtını yazar bize vermiyor. Ama çizer küçük bir ipucu vermek için sözü devralıyor. Son sayfada camdan büyükannenin aşağıda bekleyen teknik servis çalışanına nasıl göz kırptığını görüyoruz. Bu sahne yazar ve çizerin de okura göz kırpıp, onu gülümsettiği bir final sahnesi. Ayrıca son sözü mizahını yansıtacak muziplikle resmetmesi için çizere bırakması yazarın baskın tavırdan ne denli uzak durabildiğinin de göstergesi. Benzer şekilde yazar Luisa ile pizzacı genç arasındaki etkileşimin devamı geldi mi sorusunun yanıtını da çizere bırakmış. Kitabın başındaki görselde pizzacıyı motosikletinde tek başına yol alırken görüyoruz. Metin sona erdikten sonra kitabın son sayfasındaki görselde ise pizzacının motorunda Luisa’yı da görüyor ve hikâyenin bu kısmına ait açıklamayı da çizerden öğreniyoruz. Birçok şeyi interneti kullanarak yaptığımız şu zamanda onsuz kalmanın fikri bile inanılmaz geliyor. Ama belki de zaman zaman internetsiz zamanları hatırlamak hepimize iyi gelebilir. Belki bize de interneti bozacak bir büyükanne lazımdır…