Ada Olimpos Tatoğlu
Suat Duman’ın kaleminin Günışığı Kitaplığı’nın 30. yılına özel olarak yayımladığı “Gizemli Maceralar” koleksiyonunun ve “Mars Vulpes” dizisinin ilk eseri olarak yayımlanan Kayıp Kuş Sesleri’ni bitirdikten sonra zihnimde yer eden şey yalnız bir olay örgüsü değil, bir his oldu. Tam olarak isim veremediğim ama tanıdık gelen, nostaljik bir kıpırdama. Değişen şeyler var ve ben bu değişimi görmemek için uzunca bir süre önce gözlerimi kapatmış, uyumak için milyonlarca koyun saymış ve bir anda gözlerimi açıp dünyaya bakmışım gibi. Kayıp Kuş Sesleri de bu değişime lekesiz, pırıl pırıl bir ayna tutarak içimdeki, daha pek az koyun saymış çocuğa en büyük etkiyle dokunan kitaplardan biri oldu.
Mars Vulpes’in yaşadığı mahalle, sıradan bir yer. Okul, sokaklar, tanıdık insanlar. Hikâye ilerledikçe bu sıradanlık çözülüyor, tıpkı uzaktan baktığımızda tanıdık gelen şeylerin sıradanlığının yakınlaştıkça çözülmesi gibi. Okulun arkasında yükselmeye başlayan gökdelenler sadece şehir silüetindeki bir değişiklik gibi değil, aynı zamanda bütün bir dünyanın yerinden oynaması gibi hissettiriliyor. Bu hissin yoğunluğunu takdir etmemek elde değil; zira bir gökdelen birilerinin zihninin metropolleri için yalnızca bir inşaat projesiyken, Mars ve arkadaşlarının zihinlerinde gelişmekte olan kasabalarda ne kadar absürt boyutlarda olacağının altını çiziyor. Kitabın okura en derinden hissettirdiği tema bu. Üzülerek kuşların kaçmasına alışmış, teker teker yıkılıp yerine yüksek binalar dikilen evlerimizi terk etmiş bir kuşak olarak büyüklüğüne göz kırpmadığımız gökdelen dolu zihinlerimizin alıştığı gerçeğini, gelişen zihinler üzerindeki etkisini yansıtmakta gerek dili gerek de hikâyesi ve kurgusuyla Suat Duman, çocuk edebiyatına güçlü bir ilk adım atıyor.
Mars Vulpes ve dostlarının çevreyi algılama biçimi, doğal olarak sadece gerçeklikle sınırlı değil; umarım hiçbirimizin olmadığı gibi. Gökdelenlerin zaman zaman tehditkâr görünmesini bu bakış açısı açıklıyor, fakat hikâyeyi daha sert ya da daha dramatik yapmaktansa içten bir hale getiriyor. Çünkü çocukların dünyanın içindekileri böyle büyük, yere göğe sığmaz görmesi aslında hepimizin gözlerimizi yetişkin olarak açana dek yaptığı şey.

Mars, okulunu, mahallesini isimlerden ibaret görmüyor, onun algılayışı çok daha farklı ve aidiyeti çok daha derin. Bu okul onun güveni, arkadaşı, alışkanlıkları ve dünyasının belki en büyük parçalarından biri. Çevresindeki değişim onun için sadece yeni binalardan, hırsızlardan, kaçan kuşlardan ibaret değil. Kitabı okurken insanın ister istemez kendi geçmişini düşünmesi kaçınılmaz oluyor. Çocukken “hep burada kalacak” dediğimiz çoğu şeyin aslında hiç öyle olmadığını fark etmek, Mars ve arkadaşlarının değişen şeyleri yerine koymak için takım çalışması içerisinde olduğunu izlemek insanda tatlı-acı bir his yaratıyor. Suat Duman aidiyet üzerine de çok ince bir yerden konuşuyor. Bir yere ait olmak, orayla bağ kurmak sadece orada yaşamakla olur mu? Hatırlamak yeter mi? Okurken insan kendini en son ait hissettiği yeri hatırlamaya çalışırken buluyor, tabii hala ait hissettiği o yer varsa. Bazı değişimler öylesine sessiz geliyor, parmak uçlarında hırsızvari adımlar atıp tanıdık olanı çalıyor ki, biz bunu ancak arkamıza bakarken fark edebiliyoruz. Mars’ın yaşadığı duygular da biraz bu fark edişin çocuklukta yaşanan, durdurmaya umutlu halleri gibi.
Yazım dili açısından da kitabın oldukça zengin olduğunun üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Tüm hikâye abartılı bir anlatım olmadan, bir nehir gibi duraksamadan akan, anlaşılması kolay ama zaman zaman şiirsel bir atmosfere sahip ve doğal cümlelerle ilerliyor. Özellikle kuşları bulmaya gittikleri sahne, hayaletin yakalandığı sahne gibi bazı sahnelerde anlatımın yalın derinliği, olaylardan daha çok duygu aktarımını öne çıkarıyor. Hikâyenin derinliği, anlatımın başarısı ve yazarın kendine özgü dili kitabı yalnızca çocuk ve gençliğe hitap etmekten alıp yetişkinlere de büyük bir okuma zevki veriyor. Kitabın en çok etkileyen yanlarından biri de illüstrasyonları oldu. Yusuf Tansu Özel’in Kayıp Kuş Sesleri için çizdiği çalışmalar, hikâye bütünlüğüne eklemede bulunarak okuma deneyimini daha da keyifli hale getiriyor.
Kayıp Kuş Sesleri büyük ve şaşaalı bir hikâyeyi anlatmaktan çok, küçük dünyalarımızın içindeki değişime dikkatimizi vermemizi sağlayan bir kitap. Bitirildiğinde okura kalan şey olaylar değil; bir tür zihinsel süreç. Kendi çocukluğunu, yaşadığın tüm yerleri, zamanla değişen aidiyeti birer birer fark etme hali. Suat Duman bize açıklamalar değil, hatırlatmalar sunuyor.

