Çocuklara Güvenin

Hafize Çınar Güner

Uzun zamandır kafamın içinde dolaşan bir öyküyü yazmaya oturduğumda sözcükler ardı ardına hızla akarken uzun süredir hakkında yazmak istediğim bir kitap için bilgisayarın başına oturduğumda adeta kilitleniyorum. Sanırım kitabın hakkını verememekten, öykünün fotoğrafını çekememekten, dahası “hikâyenin kalbine inememekten” korkuyorum. Hakkında yazacağım kitabın yazarı bizden biri ise bu duygularım daha da artıyor. İster istemez kendimi o yazarın yerine koyuyorum. Bu köşeyi takip edenlerin bileceği gibi “beğeni” duygumuzun ağır bastığı kitapları bu köşeye taşısak da kurgu, çeviri, dil ve anlatım, çizimler ve karakterlere dair yorumlarımızı da elbette objektif olarak ifade ediyoruz. Okumaktan çok görmeyi ya da dinlemeyi tercih edenlerin dünyasında şu an bu satırları okumaya vakit ayıranlar için bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. Evet, okumak emek, sabır ve zaman istiyor. Okumaya ihtiyaç duymanız ya da tutkunuz olması gerekiyor. Ve okuma sevgisi de pek çok şey gibi çocuklukta ediniliyor. İşte bu konuda biz yetişkinlere sorumluluklar düşüyor. Ömer Açık, Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan “Hikayenin Kalbi” adlı romanında çocuklardan çok yetişkinlere seslenerek bu sorumluluğu yerine getirebilmemiz için bizlere rehber oluyor. Çocuk kitaplarına bakış açımızı sorgulayarak, edebiyatın gücüne vurgu yapıyor.

Çocuk kitabı mı çocuk edebiyatı mı?

İlginç, internette tesadüfen gördüğü “Çocukluğunu Yaşayamamış Yetişkinler Derneği”nin adresini anneannesi için not alır. Anneannesi Gülüş kırk üç senelik eşini kaybettikten sonra öğretmenliği de bırakarak emekli olmuş, kızının yaşadığı mahalleye taşınmıştır. Böylece yaşamındaki boşluğu biraz olsun torunu ile doldurabilecektir. İlginç, anneannesiyle vakit geçirmeyi, onunla bisiklete binip gezmeyi çok sever. Anneannesinde unutkanlık baş gösterince de endişelenir. İsmi oldukça dikkat çekici olan bu dernek ile anneannesinin yaşamı birden hareketlenir, renklenir. Bu durum yedinci sınıfa giden İlginç’in aklına “Kitap Sevmeyenler Derneği”ni kurma fikrini getirir. Türkçe Öğretmeni Yeter Hanım’ın sıkıcı kitap listesi varken ve her hafta bu listeden bir kitabın özetini inci gibi bir yazıyla yazma ödevi verilirken derneğine üye bulmakta zorlanmayacaktır. Mesleğinde otuz küsur yılı devirmiş olan Yeter Öğretmen’in yıllar boyunca hiç değişmeyen bir öğretmenlik tarzı daha da önemlisi hemen hemen hiç değişmeyen bir okuma listesi vardır. Öğrencileri haftada bir bu okuma listesinden bir kitabın özetini özet defterlerine çıkartmak zorundadırlar. Bu özet defterleri ayda bir toplanır ve Yeter Öğretmen tarafından titizlikle okunur. İlginç için kitap özeti çıkartmak tam bir kabustur. Birkaç kez bu işten sıyrılmaya çalışmıştır ama Yeter Öğretmen külyutmazın önde gidenidir. İlginç, reçete gibi sunulan bu kitapların tadını bamyalı pırasaya benzetir. Yeter Öğretmen’in seçtiği kitapları merak ettiyseniz bundan yirmi, otuz yıl önce çocuk edebiyatı denince aklınıza hangi kitaplar geliyorsa o kitapların listede olduğunu düşünebilirsiniz. Yine de merak edenler için yazar sayfa 17’de Reşat Nuri Güntekin’in iki kitabına yer vermiş. Günümüzde onca çağdaş eser varken ve her geçen gün bunlara yenileri ekleniyor iken Yeter Hanım alanındaki gelişmeleri takip etmemiş. Bu duruma şaşırdığımı söyleyemem. Kitap okumayan, çocuk kitabı okumayan öğretmenler ve ebeveynler görmeye çok alışkınım. Öğretmenlerin elden ele dolaşan hazır listelerle okuma listelerini oluşturduklarına çok şahit oldum. Bir yayınevinden ya da sosyal medya üzerinden erişilen bu hazır listeler ve listelerdeki kitaplara dair hazırlanmış etkinlik kitapçıkları olunca öğretmenin kitabı okumasına, öğrencileriyle birlikte o kitap hakkında sorgulama yapmasına da gerek kalmıyor. Zaten soru sormaya, kitaplar aracılığıyla düşünmeye de gerek yok, 5N1K soruları oldukça yeterli! Hal böyle olunca öğrenci de önünde konulan yaşına, ilgisine, ihtiyacına uygun olmayan, edebi zevk duyumsatmayan tatsız tuzsuz bu kitapları okumak zorunda kalıyor. Kitapları o seçemediği gibi her gün kaç sayfa, kaç dakika okunacağına da onun adına karar veriliyor. Beğenmediği kitabı yarım bırakmak gibi bir lüksü de yok. Çünkü kitap okumak bir ihtiyaç, zevk, arzu değil bir mecburiyet olarak çocuğun önüne konuluyor. Böyle bir durumda da çocuktan kitabı, kitap okumayı sevmesini beklemek büyük bir talihsizlik olur. Zaten romanımızın kahramanı İlginç de sevmiyor. “Kitap Sevmeyenler Derneği”ni de bu yüzden kurmak istiyor. Ancak işler okula yeni bir öğretmenin gelmesiyle birden değişiyor. Yeter Öğretmen’in yerine yedinci sınıfların Türkçe dersine girmeye başlayan çiçeği burnunda Bahar Öğretmen’in, bambaşka bir seçkisi ve yöntemleri bulunuyor. Öncelikle öğrencilerini bir birey olarak görüp her birinin farklı zevkleri, ilgi alanları ve ihtiyaçları olduğunu biliyor. Çocuk kitaplarını edebiyat alanı olarak görüyor. Önemli olanın çocuklara yeni sorular sorduran, onları hayattan yalıtmayan kitaplarla buluşturmak olduğuna inanıyor. Çocuklara severek okuyacakları kitaplar öneriyor. Sayfa 64’te; “Kitap dediğimiz şey her şeyden önce okumayı sevdirmeli çocuklara,” diyor. Bahar öğretmenin bu yaklaşımı kısa zamanda işe yarıyor ve İlginç, adeta bir kitap oburuna dönüşüyor. Ancak başta Yeter Öğretmen olmak üzere diğer meslektaşları onu yeni köye eski adet getiren çaylak bir öğretmen olarak görüyorlar. En kötüsü de ebeveynler çocuklarını “sakıncalı” kitaplarla buluşturan Bahar Öğretmen’i okul yönetimine şikâyet edip bir toplantı yapılmasını sağlıyorlar. Günümüzde ebeveynler okulun işleyişiyle çok fazla ilgililer. Geçtiğimiz Mayıs ayında katıldığım 3. Kapadokya Uluslararası Çocuk Kitapları Festivali’nde Finlandiya Konsolosluğu tarafından düzenlenen “Finlandiyalı Öğretmenler Sergisi”nde 49 yaşındaki Matematik Öğretmeni Dick Kullberg’in “Günümüzde ebeveynlerin öğretmenlerden çok fazla talebi var. Bu iyi bir gelişme değil, çünkü ben bir profesyonelim ve ne yaptığımı biliyorum” yazılı posterini hatırladım. Eski bir öğretmen ve anne olarak bu söze çok hak vermiştim. Kitabı okurken de yeniden hatırladım. İlginç’in sınıf arkadaşı Yetkin’in annesi Burcu Hanım tüm velileri ayağa kaldırıyor ve veliler çocuklarının sınıflarının değişmesi için dilekçe veriyor. Yazar burada anne olduktan sonra kendisini pek çok konuda uzman gören ve bunu sosyal medya aracılığıyla yapmaya çalışan annelere de bir gönderme yapıyor. Oyuncu anneler, beslenme uzmanı anneler, sporcu anneler, yazar anneler… Asıl mesleği doktor olan Burcu Hanım’ın da “Doktor Annenin Kitap Sandığı” adında bir blogu bulunuyor. Oğlu Yetkin’e okuduğu kitaplar hakkında düşüncelerini paylaştığı sosyal medya sayfasında binlerce takipçisi var. Dolayısıyla çocuk kitapları konusunda bir uzman olarak söz söyleme hakkını kendinde bulabiliyor. Ancak çetin kayaya çarpıyorlar. Bahar Öğretmen kitap listesinden de kitapları yorumlama yönteminden de vazgeçmiyor. Toplantıya gelen velilere dilinin döndüğünce kitapların eğitim aracı olmadığını ve edebiyat alanı olduğunu anlatmaya çalışıyor. Ama maalesef başarılı olamıyor. Çocuğunun sınıfının değişmesini isteyen velilerin sayısı artınca bir süreliğine rapor alarak okuldan uzaklaşıyor. Bu sorunu çözmek ise yine çocuklara kalıyor.

Hikâyenin Kalbi

Okumak İlham ve Cesaret Verir

Rapor alıp derse girmeyen Bahar Öğretmen’in yerine giren Yeter Öğretmen’in okuma listesine baş kaldıran çocuklar okur haklarını kullanıyorlar. Daniel Pennac’ın “Roman Gibi” adlı denemesinde yer alan Okur Hakları Bildirgesi onlara kılavuz oluyor. Yazar bu şekilde romanında pek çok çağdaş kitabın adına yer vermiş. Hepsine de benim de okuduğum çok güzel kitaplar. Ancak Bahar Öğretmen’in seçkisinde yer alan bu kitapların arasında neden yerli bir yazarımızın olmadığını düşünmeden edemedim. Çocuklarda okuma tutkusu yaratacak bu kitapların çocukların düşünce ve davranış biçimlerini de değiştirdiğini görüyoruz. Yeter Öğretmen’e karşı yaptıkları hak mücadelesi sırasındaki kendilerini ifade ediş biçimleri Yeter Öğretmen’i bile etkiliyor. Aslında o da “Çocukluğunu Yaşayamamış Yetişkinler Derneği” ile kendini ve öğretmenliğini sorgulayarak bir değişim geçiriyor. Bir zamanlar kendisinin öğrencisi olan Bahar Öğretmen’e arka çıkıyor. İşte burada yazar çok önemli bir konuya parmak basıyor. Çocukların seçim hakkına saygı duymamız gerektiğini vurguluyor. Çocukların kendi edebi zevklerini oluşturması için onları özgür bırakmalıyız. Yazar ülkemizde yaşanan bu sorunu mesele edinerek incelikli ve eğlenceli bir dile, akıcı şekilde okura anlatmayı başarıyor. Bolca deyimin kullanıldığı kitabında öğüt vermek yerine samimi bir üslupla derdini anlatıyor. Tüm olayları İlginç’in ağzından dinlememiz de bu samimiyeti artıyor. Kitapta veteriner olan İlginç’in annesinin on metre uzaktan köpek geçecek olsa çığlık atmasına, köpeklerden çok korkmasına anlam veremediğimi söylemeliyim. Bunu, ara ara kaybettiği dedesini ve onun hayata bakışını hatırlayan İlginç tarafından sayfa 112’de anlatılan anıyla öğreniyoruz.  Yazarın daha önce “Yaz Gezgini İle Hapşu Teyze” kitabını, okur hakkını kullanarak yarıda bırakmıştım ve “Hatırlamak İçin Güzel Bir Gün” adlı kitabı da beni pek yakalayamamıştı ama bu kitabını bir çırpıda okudum ve sizlere anlatmak için sezonun açılmasını sabırla bekledim. Sizlere de bu güzel kitapla birlikte Can Çocuk tarafından geçtiğimiz baharda yayınlanan Tuğçe Özdeniz’in Türkçeleştirdiği Alan Gratz tarafından kaleme alınan “Bu Kitabı Yasaklayın” adlı kitabı ve Tudem tarafından okurla buluşturulan resimlerini Burcu Koçak Oruç’un yaptığı Aytül Akal’ın tam on ikiden vuran “Mükemmel Öykü” kitabını okumanızı öneririm. Aslında bu üç kitabı birden size anlatmayı istemiştim ama olmadı. Düşünüyorum da tek bir kitap için bile başta kilitlendiğimi söyleyip sonra uzun bir yazı yazdıysam üç kitapta neler olurdu? Sevgiyle kalın…

Hikâyenin Kalbi, Ömer Açık, Editör: Müren Beykam, Kapak: Yusuf Tansu Özel, Günışığı Kitaplığı, 2024

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*