Abdullah Ezik
abdullahezik@gmail.com
Behçet Çelik’in yeni gençlik romanı Küskünler, babalarla oğullar arasındaki gerilimleri, uzaklıkları, ayrışmaları alabildiğine farklı yönleriyle araştıran, hayatın herkes için ne derece ayrıksı gündemler barındırabileceğine dikkat çeken bir kitap. Oldukça içten, yalın, pürüzsüz bir dille kaleme alınan roman, hem okuyucuyla kurduğu samimi bağ hem de ona vadettiği heyecanlı olay örgüsüyle dikkat çeker.
Bugüne kadar yayımladığı roman ve öykülerinde geliştirdiği karakterler ve onların arka planına yerleştirdiği hikâyelerle dikkat çeken Behçet Çelik, kaleme aldığı gençlik romanlarında da benzer bir tutum sergiler. Karakterlerin gerek birbirleri gerekse dünyayla kurdukları bağ kendi içlerinde tutarlı, bununla beraber oldukça girifttir. Çelik’in yeni metni Küskünler de hem bir gençlik romanı formunda olması hem de kendisinin mesleğinden gelen (hukuk) deneyimini bilinçli bir biçimde romana dâhil etmesi bakımından farklı bir yerde durur. Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan Küskünler, çocukların hak arayışı, empati, arkadaşlık ve toplumsal adalet gibi temaları bir araya getirerek yalın ve etkileyici bir anlatımla okura sunar. Roman boyunca çocukların bireysel sorunlardan hareketle giriştikleri adalet arayışı, hızla bütün bir hikâyeyi pedagojik olduğu kadar kurmaca düzlemde de güçlü bir metne dönüştürür.
Küskünler’de olaylar, dört arkadaşın yaşadıkları tuhaf bir gözlem ve dikkatle başlar. Ferhat, okulda yaptığı bir sunumun başarısız geçmesinin ardından babasıyla dedesi arasındaki küslüğün kendi üzerindeki duygusal etkisini sorgulamaya başlar. O güne dek yazdıklarıyla hep başarılı bir öğrenci olarak kabul edilen Ferhat, ilk kez başarısızlıkla sınanmıştır, üstelik bu durum kendisi, kendi ailesiyle ilgilidir. Ödevle beraber iyice belirginleşen bu ailevi kopukluk, sadece iki bireyin sorununu değil, aynı zamanda Ferhat’ın da kimlik gelişimini doğrudan etkileyen önemli bir meseledir. Romanın merkezinde yer alan bu “küslük meselesi”, metin boyunca bir metafor birçok farklı yoldan ilerler. İki insanın birbiriyle konuşmaması yalnızca o iki kişi arasında bir sessizlik değil, çevreye yayılan bir yankı, etki ve hatta zarar hâlini de beraberinde getirir. Başlangıçta tekil gibi görünen birçok mesele, peşi sıra bir topluluğu ilgilendiren büyük sorumlulukları da sürükler. Küskünler de biraz bu düşünce üzerine kurulu gibi hareket eder. Behçet Çelik bu durumu, basit bir aile çatışmasının ötesine taşıyarak toplumsal bağlamda da değerlendirilebilecek bir iletişim sorunu olarak ele alır.
Ferhat’ın bu küslükle yüzleşme arzusu, arkadaşları Gül, Akın ve Zeynep’in de dikkatini çeker. Dört arkadaş birlikte bir plan yapar: Bu sorunu çözmek, küskünlüğün etkilediği kişileri uzlaştırmak ve bunu bir tür “duruşma” oyunu şeklinde yürütmek. Bu noktada roman, sıradan bir gençlik hikâyesinden çıkar ve yapısal olarak özgün bir düzleme geçer. Duruşma formundaki anlatı, hukuk sisteminin prosedürel yapısını çocukların anlayabileceği sade bir şekilde romana dâhil eder. Romanın bir diğer karakteri olan Gül, duruşma sürecinde savcı rolünü üstlenirken; Zeynep tanıklık yapar, Akın ve Ferhat ise süreci yönlendiren konuşmalarıyla ön plana çıkar. Bu noktada Çelik’in kendi hukuk geçmişiyle roman arasındaki bağ daha da net bir şekilde görünür: Adaletin yalnızca büyük mahkemelerde değil, gündelik hayatta ve çocukların dünyasında da aranabilir bir şey olduğu vurgulanır.
Roman boyunca dikkat çeken en temel meselelerden biri, iletişimsizliktir. Ferhat’ın ailesindeki suskunluk, onun duygusal dünyasında büyük bir boşluk olarak ön plana çıkar. Bu durum onun okul yaşamına, arkadaşlık ilişkilerine, hatta bir noktada kendine karşı hissettiği/hissetmediği güven duygusuna kadar uzanır. Çocukların büyüme süreçlerinde aile içi ilişkilerin ne kadar belirleyici olduğunu gösteren bu durum, aynı zamanda genç bir bireyin dünyasında sessizliğin ne kadar sarsıcı olabileceğine dair de bir işaret olarak kabul edilebilir. Çelik’in bu meseleyi büyük bir incelikle ve didaktizme düşmeden ele alması romanın edebî değerini de artırır. Ferhat’ın dedesiyle babası arasındaki konuşmama hâli yalnızca geçmişte yaşanan bir anlaşmazlık değil, farklı kuşaklar arasında süregelen bir hesaplaşmanın da sembolü, sonucudur. Dede ve baba figürleriyle farklı yaşlardaki erkek bireylerin duygularını ifade etmekteki yetersizlikleri de işaretlenmiş olur.
Küskünler’in en güçlü yönlerinden bir diğeri çocuk karakterler arasında kurulan dostluk ve bu dostluğun onlar için ifade ettiği anlamdır. Behçet Çelik bu dört arkadaşın ilişkisini öyle sahici ve doğal bir biçimde kurar ki okur, bu grubun yaşadıklarını bir roman kurgusu olarak değil, kendi çocukluğuna ait bir anı gibi dahi okuyabilir. Ferhat’ın çekingenliği, Akın’ın girişkenliği, Gül’ün adalet duygusu ve Zeynep’in gözlemci karakteri; hem bireysel kimlikleri hem de grup dinamiklerini başarılı bir şekilde inşa eder. Dostluğun salt eğlence ve oyunla sınırlı olmayan bir şey olduğu, birlikte bir sorunu çözmeye çalışırken de kurulabileceği açık bir biçimde gösterilir. Çocukların birlikte plan yapmaları, kendi içlerinde onca farklı çatışma yaşamalarına rağmen sonunda aynı hedefe yönelmeleri romanın duygusal gücünü artıran önemli etmenlerden biridir. Bu noktada romanın yer yer beliren mizahi damarı hikâyeye renk katan ve onu tekdüze olmaktan uzaklaştıran bir diğer bağlam olarak belirir.
Küskünler, bir gençlik romanı olmanın ötesinde çocuklara haklarını hatırlatan, adalet duygusunu sorgulatan ve empati kurma yetilerini geliştiren bir metindir. Romanda sık sık geçen “hak” ve “adalet” kavramları yalnızca soyut ilkeler olarak değil, doğrudan çocukların yaşam alanına etki eden unsurlar olarak da dikkat çeker. Çocukların haklarını öğrenme süreci, Ferhat’ın duygusal gelişim yolculuğuyla paralel ilerler. Behçet Çelik’in söyleşilerinde sıklıkla dile getirdiği üzere, “çocukların haklarını öğrenmeleri” yalnızca pedagojik bir hedef değil, aynı zamanda bireyin özgürleşmesi açısından da kritik bir adımdır. Bu yönüyle roman, okura sadece uzun soluklu bir hikâye sunmaz, aynı zamanda birey olmanın sorumluluğunu da anımsatır.
Metnin anlatım tarzı, yalın ama derinliklidir. Çocukların konuşmaları yaşlarına uygun doğal bir akışta ilerlerken içerdiği fikirsel düzey yetişkin bir okuru dahi düşünmeye sevk eder. Behçet Çelik’in daha önceki eserlerinde de dikkat çeken o sakin ama sarsıcı anlatım, Küskünler’de de kendini gösterir. Yazar, çocukların iç dünyasını idealize etmeden, onların öfke, kırgınlık ve hayal kırıklıklarını açıkça resmeder. Özellikle Ferhat’ın kendi içindeki kırılmalarla yüzleşmesi romanın duygusal derinliğini belirleyen başlıca öğelerdendir. Bu durum, karakter gelişimini daha görünür kılar ve okurun roman boyunca Ferhat’la birlikte büyümesine olanak tanır.
Romanın biçimsel kurgusu da dikkat çekicidir. Bölümler arasında akış yumuşak bir biçimde sağlanırken olayların gelişimi durağan ama anlamlı bir ilerleyişe sahiptir. Romandaki duruşma sahnesi, olayların gelişip finalize edildiği zirve anı olarak kabul edilebilir. Burada çocuklar, yalnızca bir meseleyi çözmeye çalışmaz; aynı zamanda kendi duygularını da açıkça ortaya koyarlar. Bu sahne, bir hesaplaşma olduğu kadar bir barışma, anlamlandırma ve olgunlaşma süreci olarak da okunabilir. Duruşma kavramının çocuklar tarafından içselleştirilerek bir oyun gibi kurgulanması, adaletin yalnızca mahkemelerde değil, yaşamın her alanında aranabileceğini gösterir. Bu da romanın sadece pedagojik değil, düşünsel bir yapıya sahip olmasına olanak tanır.
Romanın sonunda yaşanan çözülme süreci, yalnızca karakterler arasında değil, okurun zihninde de bir tamamlanma hissi geliştirir. Ferhat’ın dedesiyle babası arasındaki küslüğün sona ermesi, hem ailenin içi barışı hem de çocukların çabalarının başarıyla sonuçlandığının bir göstergesidir. Öte taraftan Çelik, bu barışı idealize etmez; sürecin kolay ve kendiliğinden olmadığını, emek ve cesaret gerektirdiğini vurgular. Bu da romanı, romantik bir uzlaşma anlatısından çok gerçekçi bir yüzleşme hikâyesi haline getirir. Ferhat’ın dönüşümü, yalnızca bir çocuğun ailesiyle yaşadığı sorunu çözmesi değil, aynı zamanda kendi sesini bulması, düşüncelerini açıkça ifade etmesi ve duygularını tanıması anlamına gelir. Bu bireysel yolculuk, romanın en etkileyici yönlerinden biridir.
Küskünler, yalnızca çocuklar için değil, ebeveynler, öğretmenler ve yetişkin okurlar için de önemli mesajlar taşıyan bir roman olarak görülebilir. Aile içi iletişimsizlik, kuşak çatışması, çocukların duygusal dünyalarının ciddiye alınması gibi konular metnin arka planında güçlü bir biçimde hissedilir. Yetişkinler için bu roman, çocukların duygu dünyasına açılan bir pencere, çocuklar içinse kendi duygu ve haklarının farkına varabilecekleri bir alan oluşturur. Özellikle eğitim alanında Küskünler’in sınıf içi tartışmalarda, drama etkinliklerinde ve değerler eğitimi programlarında kullanılabilecek nitelikte olduğu ifade edilebilir.
Küskünler, Behçet Çelik’in edebiyatla hukuk arasında kurduğu köprünün özgün örneklerinden biri olarak kabul edilebilir. Roman, dostlukla örülmüş bir adalet arayışının küçük yaşta bir bireyin yaşadığı duygusal çatışmalarla nasıl birleşebileceğini görünür kılar. Kitabın yalın ama katmanlı anlatımı genç okura edebiyatın gücünü hissettirirken yetişkin okura da empati ve sorumluluk kavramlarını hatırlatır.


İlk yorum yapan olun