Çemberin Dışında Kalanların Çemberi

Dilek Büyük

Yetişkinlerde de zor ama çocuklar arasında “öteki” olmak, bununla yaşamak çok daha zor. Bunun kadar zor olan bir şey de yazarın kendi duygusunu, düşüncesini yansıtmadan bunu anlatabilmesi. İspanyol yazar Pedro Manas didaktik olma tuzağına düşmeden, akıl vermeden, mizahla yoğurduğu metni okuruna bir okul macerası olarak sunuyor.

Kahramanımız Franz Kopf’un okulunda da her okulda olduğu gibi “tuhaf” tipler mevcuttur. Çok çalışkan olduğu için “inek” denilen, şişman ya da sivilceli ya da saçları şekilsiz, “normal”den (normalden kasıt genel popülasyon) farklı öğrencilerdir bunlar. “Normal” olanlar bu çocuklara alay etmek için takma isimler takarlar. Bu grupta yer alan çocuklar hep böyle oldukları için bir süre sonra sessiz bir yenilgiyle kabullenirler diğerlerinin kendilerini kategorize etme biçimlerini. Ancak bir de bu gruba sonradan dahil olanlar vardır; sıradan bir çocukken sonradan gelişen bir nedenle “tuhaf” olanlar. Franz Kopf’un durumu böyledir, sıradan bir öğrenciyken göz tembelliği nedeniyle istemese de, bir süreliğine takmak zorunda kaldığı göz bandı nedeniyle birdenbire kendisini “tuhaflar grubu”nda bulur.

Franz bunu hazmetmekte haklı olarak zorlanır. Ancak “diğer” tarafa geçtiğini anlatacak durumlara maruz kalınca gardını indirir. Böylece dahil olduğu yeni gruptakileri incelemeye başlar. Ders dışı zamanlarda bu çocukların hepsinin bahçede sabit bir yerde durup vakit geçirdiğini fark eder ve bu noktaların bir haritasını çıkarır. Adı ineğe çıkan Jacob yanına gelip haritadaki eksiği söyleyince, Franz’ın grupla ilişkisi aktif hale gelir. Her biri kendine has nedenlerle dışlanmış yirmi üç çocuk toplanır ve gizli bir birlik kurar. Kısa adı Ö.T.E.K.İ. olan grup isminin açılımı ÖRGÜTLENEN TUHAF ERKEKLER KIZLAR İLERİ’dir. Grubun tüzük kararları kısa ve nettir; farklı hisseden çocuklara destek olunacak, birbirlerini ele vermeyecekler, topluluğa tüm işlerinden fazla önem ve öncelik verecekler, hiçbir üye diğerinden üstün olmayacaktır ve üyelerden birinin diğerine hakaretamiz davranması ihraç sebebi olacaktır. Grubun oturumlarını Jacob yönetir ancak gizli bir üye daha vardır. Bu üyenin kimliğini Jacob’dan başkası bilmez ve zaman zaman birliği yönlendirir önerileri Jacob tarafından gruba taşınır. İşte bu üye, grubun intikamcı bir grup olmamasına rağmen koşullu bir madde eklenmesini ister: grubun bir üyesinin kötü niyetle hakarete uğraması durumda intikam haklı ve yerinde olacaktır. Hikâyenin bundan sonrasında grup üyeleri “birlik” olduklarını belli etmemek üzere okul saatleri içinde birbirleriyle konuşmazlar ama birbirlerini kollar, geliştirdikleri stratejilerle grup üyelerini zor durumda kalmaktan el birliği ile kurtarırlar. Bir gün aralarından birinin herkesin içinde pantolonunun ayağından çekilmesi grubun tek intikam eylemi kararını almasına sebep olur. Hikâyenin sonunda tüm bu organizasyonun bel kemiğinin, grubun gizemli üyesinin Franz’ın gözünde “deli” olan ve tuhaflıklarıyla ünlenmiş kız kardeşi olduğu ortaya çıkar.

Manas, okuruna bir okul macerası sunuyor. Hızlı akan, olayların peş peşe geldiği, mizah ve merakın kol kola ilerlediği bir metin. Didaktik olmamayı başarıyor ama başardığı çok önemli bir başka şey de birçok “tuhaf” karakteri betimlerken okur gözünde ne kahraman ne de zavallı yapıyor onları, hepsini nötr çizgide tutarak anlatıyor. Örgütlenmenin dayanışmayı, dayanışmanın da özgüveni artırdığını gösteriyor aynı zamanda. Kahramanların her birini satır aralarında örgütlenmeden önceki hallerinden daha iyi durumda görüyoruz çünkü: “Sözgelişi birlik içinde bildiğimiz şişman Holger, her zaman ihtiyaç duyulduğu yerde bitiveren çevik ve dirençli bir çocuk olup çıkmıştı. Sadece o da değil. Pepelek Fritz daha uzun ve sert konuşmaları dili bir kez olsun dolanmadan telaffuz edebilmeye başlamıştı. Hatta Franz da, tembel gözünün jimnastik salonunun yeşilimtırak ışığı altında daha iyi çalıştığını hissediyordu.” Az ya da çok benzer durumlara maruz kalan okura güç verecek bir şey bu. Fakat metinde anlam dengesini korumaya özen gösterdiğini gördüğümüz yazar bu çocukların maruz kaldığı aşağılayıcı sözleri de tüm doğallığıyla metne yerleştirmiş: çatlaklar, yağ tulumu, pis cüce, inek poposu, iğrenç sıçan, aygır dişli vb. Bunları kullanması aynı zamanda okur gözünde hikâyeyi daha gerçekçi kılıyor. Çünkü bu konu tam da böyle söylemlerle görünür hale geliyor.

Grup kurulduğu andan itibaren “kana kan, intikam” tavrından uzak durmayı seçiyor. Ancak dilden eyleme geçen ve saldırı denebilecek olay yaşanınca intikam planı yapıyorlar ki, burada da kendilerine yapılan denk olabilecek bir eylemle cevap veriyorlar, fazlasıyla değil. Üstü örtük olsa da adil davranıldığını görüyoruz.

Yazarın gerçekçi yaklaştığı bir başka konu da okula ve öğretmenlere öğrenci gözünden bakması. Okul, dersler ve öğretmenler hakkında ortalama bir öğrencinin bakacağı açıdan bakıyor Manas. Böylece okur metinle çok daha kolay bağ kuruyor.

Değindiği önemli konulardan biri de şu; kendimizle ilgilenirken, nalıncı keseri gibi odunu kendimize yontarken bazen yanı başımızdakinin derdini fark etmeyiz. Hatta aynı dertten mustarip olduğunu bile düşünmeden ezip geçeriz. Hikâyede bunu Franz’ın yaptığını görüyoruz. Finale kadar son derece anlayışlı ve iyi niyetlidir ama anlaşamadığı yegâne kişi kız kardeşidir. Kız kardeşi Janica, çelimsiz, astım hastası, astımı yüzünden nefesi sorunlu, nefesi sorunlu olduğu için sesi tiz bir ıslık gibi çıkan bir figürdür. Franz onun deli olduğunu düşünür, oysa Janica örgütün gizli üyesi, hatta fikri ortaya atarak örgütün kurulması ve ilerlemesini sağlayan kişidir. Bunu yaparken hem göz bandı takmak zorunda kalan Franz’ın kendini iyi hissetmesini hem de abisi ile ilişkilerinin düzelmesini arzu etmiştir. Finalde öğrendiğimiz bu durum, empati konusunda uzağa bakarken yakını atlayıp atlamadığımızı sorgulatır.

Manas okurunu bir başka konuda daha düşündürmektedir. Bazıları doğuştan “öteki”dir, bazıları sonradan olur. Franz sonradan olanlardandır. Ancak hikâyenin sonuna kadar yazarın okuru düşünmekten alıkoymayı ustalıkla başardığı bir başka durum olduğu hatırlanır. Sonradan öteki olanların bir kısmının statüsü “geçici ötekilik”tir. Tıpkı Franz gibi. Bir süre sonra gözü iyileşir ve göz bandı takmasına gerek kalmaz. Peki şimdi gruptan çıkarılacak mıdır Franz? İşte tam bu noktayı kullanarak Manas okuruna Franz’ın geçirdiği düşünsel değişimi anlatıyor. Bunu yaparken o kadar kuşbakışı bir tablo çiziyor ki, okur öncesi ve sonrası farkını değerlendirebiliyor. Genç okurun farklı bakış açılarıyla bakmayı öğrenmesini sağlayabilecek kadar ustaca düşünülmüş bu kısım.

Javier Vazquez’e ait az sayıdaki çizim, adeta okurun sayfa kenarına çiziktirdiği resimler gibi duruyor. Basit, anlatımı güçlü ve okurun hayal dünyasını kenardan kenardan gıdıklatacak türden. Kitabı novella olarak düşünebiliriz. Resimli kitaplardan resimsiz kitaplara geçecek yaşa hitap ettiği için görsel bakımından da tam bir geçiş kitabı niteliği taşıyor.

Ö.T.E.K.İ., belki biz yetişkinlerin de küçükken verdiğimiz acıyı fark etmeden yanımızda yöremizde bulunan farklı olanlara tavrımızı hatırlatabilir, belki de sadece tanık olup unuttuğumuz bu tür tabloları anımsatabilir. Ancak şurası muhakkak ki, bu tür kitapların başarısı mesaj veriyorum diye bağırmadan aynı metnin içinde doğru ile yanlışın pek çok farklı sonucunu göstererek okurun gelişimine katkıda bulunması.

Pedro Manas, Ö.T.E.K.İ., (Çev.: Saliha Nilüfer, Resim: Javier Vazguez). İletişim Yayınları, 2025.