.

“Müzik dinleyicilere insan olmaya dair aşkın ve mistik bir deneyim yaşatabilir ve caz, bu tip mistisizmi güncel şehir hayatıyla bağdaşık bir şekilde yaşamamıza imkân veren bir tür.”

Erdem Özkan’ın T-Bone Walker, Sting, Duke Ellington gibi müzik duayenlerinin eserlerini yorumladığı çıkış albümü “Get Around!’’ yayınlandı.

Erdem Özkan’ın T-Bone Walker, Sting, Duke Ellington gibi müzik duayenlerinin eserlerini yorumladığı, Cover YourHeart, Don’t Get Around Much Anymore, It’s Probably Me, The Gift (Recado Bossa Nova), Don’t Let Me Be Lonely Tonight, Stormy Monday isimli şarkılardan oluşan çıkış albümü ‘Get Around!’ı Ocak 2022’de yayınladı. Albümün aranjmanlarını Kaan Bıyıkoğlu yaparken, albümün kaydında Türkiye’nin en önemli caz müzisyenleri arasında gösterilen isimler de yer aldı.

Erdem Özkan, bu çıkış albümünde coronavirüsün bizleri evlere hapsettiği günlere götürerek; sokakların, barların, kafelerin, jazz kulüplerinin, denize bakan bankların yalnızlığına ortak oluyor; kuşlar, kediler, köpekler ve insanlarla etkileşim hâlinde olduğumuz eski günlere duyulan özlemi bizlere müzik aracılığıyla anlatıyor.

Esin Hamamcı, Erdem Özkan ve Kaan Bıyıkoğlu ile “Get Around!” albümü üzerine söyleşti.

Esin Hamamcı

esinhamamci@sanatkritik.com

Esin Hamamcı: Erdem Bey, küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgilisiniz. Müzikle iç içe bir hayatınız var. Bu yolculuk nasıl başladı?

Erdem Özkan: Aslında pek de iyi başlamadı diyebilirim. Beş yaşındayken ailem müziğe ilgimi farkedip beni TRT Çocuk Korosu seçmelerine götürmüş. Hiç müzik eğitimim olmadığından, doğal olarak seçilemedim. Açıkçası pek de farkında değildim durumun. Benim çocuk gözümden bir odaya girip, tanımadığım insanlar önünde bir şarkı söyleyip çıkmıştım sadece.  Elbette o gün TRT Çocuk Korosu’na girebilsem belki de profesyonel müzik kariyerim çok daha erken başlardı. Yine de, bir şekilde hayat sizi er ya da geç, o çok istediğiniz yere getiriyor sanırım.

Esin Hamamcı: Bir dönem Melih Kibar’ın klavye kursuna devam ettiniz. Lisede gitar çalmayı öğrendiniz. Uzun bir süre eşli danslar ve salon dansları yaptınız. Uzun bir süreden sonra vokalist olarak müziğe devam etme kararı aldınız. Vokallik eğitimi ve sahneye çıkış sizin için nasıl bir süreçti?

Erdem Özkan: İlkokulun sonlarına doğru yine ailemin öngörüsüyle katıldığım, kuruculuğunu, nur içinde yatsın, Melih Kibar’ın yaptığı bir müzik kursuydu. Bizzat Melih Kibar ders vermiyordu bize elbette, ancak o dönem Eurovision’a besteleri giren çok değerli müzisyenlerden eğitim alıyorduk. Tamamen amatör katılımcılardan oluşan bir ortamdı ancak çok küçük yaşta olmam sebebiyle bana çok faydası olduğunu söyleyebilirim.
Notalarla ilk kez orada tanıştım mesela.

Caz vokal eğitimi almadan birkaç yıl önce, uzun süre ilgilendiğim latin danslarını müzikle birleştiren bir proje yaratmaya çalışıyordum. Sinatra’nın seslendirdiği çok bilinen eserlerin latin düzenlemeleriyle canlı olarak çalındığı, büyük orkestralı, geniş bir dansçı kadrosu olan, Dance-A-Natra isimli bir müzikal. Bu vesileyle muazzam bir kompozitör olan Nejdi Şimşek ile tanıştım. Yine bu proje sayesinde Gökhan Över, Mehmet Arslan, Can Kıyıcı, Ali Erol, Serkan Alagök gibi çok değerli müzisyenlerle tanışma ve sonrasında birlikte çalışma fırsatı buldum. Vokalist olarak ilk sahne deneyimlerimi bu projeye ve müzisyenlere borçluyum. Ardından ise bütün bakış açımı değiştiren Sibel Köse Caz Vokal Atölyesi’ne katıldım. Orada da sevgili Sibel Köse, Evrim Özşuca, Eylül Biçer ve Uraz Kıvaner’le tanışma fırsatına eriştim.

Esin Hamamcı: Sizi bunca tür arasında jazz’a çeken his neydi?

Erdem Özkan: İlkokulda klasik müzik, ortaokulda Rock dinledikten sonra o güne dek hiç duymadığım eski gruplarla ve farklı müzik türleriyle beni tanıştıran lise sınıf arkadaşım Onur Koçaş sayesinde Blues dinlemeye başladım. 16-17 yaşındaydım sanıyorum. O günlerde müzik pek de kolay ulaşılır bir konumda değildi. İnternetin hayatımıza yeni yeni girdiği dönemler. Bugünkü gibi elimizin altında, elektronik ortamda sınırsız albüm, kayıt yok. Dolayısıyla ancak insandan insana aktarılabiliyor müzik, kendiniz pek araştıramıyorsunuz. Fakat internetin hayatımıza girmesiyle birlikte, Blues üzerine aramalar yaparken caz müzisyenleriyle tanışmam pek uzun sürmedi. Sonrası kendiliğinden gelişti zaten.   

Esin Hamamcı: Kaan Bey, piyanist ve besteci kimliğiniz yanında aynı zamanda mühendissiniz. Sizin müzik yolculuğunuz nasıl başladı? Piyanonun tuşlarına basmaya teşvik eden güç neydi?

Kaan Bıyıkoğlu: Mühendislik eğitimi aldım, ama mühendis olduğumu söyleyemem. Orta okuldan sonra konservatuvara gitmem söz konusuydu, ama Ankara Fen Lisesi’ni kazanınca işler değişti. Sonrasında daha ziyade ailemi memnun etmek için ODTÜ’de okudum ve devamında müzik çalışmalarıma en çok vakit ayırabileceğim işin üniversitede asistanlık yapmak olduğu düşündüğüm aynı üniversitede asistan olarak çalıştım. Ama hayatımın merkezinde uzun bir süredir sadece müzik var.

Ailemde profesyonel müzisyen yok, ama plakların ve müzik enstrümanlarının olduğu bir evde büyüdüm. Çocukluktan itibaren klasik müziğe ilgiliyim. Bach, Mozart ve Beethoven’ın nispeten bilinen ve gücümün yettiği bazı eserlerini erken yaşlardan itibaren çalıyordum. Orta okul yıllarında gitara ve rock müziğe merak sardım. Lise 2’de Ankara’da Chick Corea’nın konserini izledikten iki hafta sonra gitarımı sattım. O günden bugüne piyano ve caz müziği hayatımın merkezinde yer alıyor.

Erdem Özkan & Kaan Bıyıkoğlu

Esin Hamamcı: Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Mehmet Okonşar’ın öğrencisi olarak klasik piyano alanında yüksek lisans yaptınız. 2006’da Hollanda’daki Rotterdam Konservatuvarı’na girdiniz. Burada Kris Goessens ve Rob van Bavel ile jazz piyano ve armoni, Ilja Reijngoud ile kompozisyon ve orkestrasyon çalıştınız. Aynı zamanda jazz eğitmenliği yaptınız. Bu öğrenim ve öğretme süreci sizin için nasıl bir süreçti?

Kaan Bıyıkoğlu: Mehmet, ya da şimdiki ismiyle, David Ezra Okonşar ile ODTÜ’de öğrenci olduğum yıllarda çalışmaya başladım. O dönemde Hacettepe ve Bilkent konservatuvarlarındaki neredeyse tüm piyano öğrencileri kendisinden özel ders alıyorlardı, ben de özellikle çağdaş müzik alanında beni besleyebilecek bir eğitmen arayışı içerisindeydim. Piyano çalmak adına bildiğim çoğu şeyi David beyden öğrendiğimi söylemeliyim. Caz konusunda ise o yıllarda Tuna Ötenel dışında Ankara’da kendisinden bir şeyler öğrenebildiğim bir usta yoktu ve birlikte çalışabileceğim son derece az müzisyen vardı. Bu yüzden Hollanda’ya gittim. Oradaki hocalarımdan Rob van Bavel son derece pratik bir müzisyendi ve caz piyano tarihi ve stilleri hakkında inanılmaz donanımlıydı. Buna karşı Kris Goessens daha mistik bir müzisyendi. Kulağımı eğitmek, müzikte ses, sesin anlamı ve grup içinde doğaçlama konusuna kendisinden çok şey öğrendim. Ilja Reijngoud ise Theolonious Monk yarışmasını kazanmış inanılmaz bir tromboncu ve büyük orkestra için yazan çok iyi bir besteci. Onunla ise özellikle çalgılama, besteleme ve form çalıştık.

Hollanda’da öğrencilik yaptığım yıllarda da özellikle müzik teori hocalarım konservatuvara hazırlanmak isteyen öğrencileri bana yönlendiriyorlardı. Daha önce ODTÜ’de ders vermişliğim vardı ama müzikte hocalık da benim için biraz böyle başladı. Sonra 2013’te Türkiye’ye dönünce bir dönem Ankara Devlet Konservatuvarında ders verdim. Sonrasında Ankara’da müzik olanaklarının azlığı dolayısıyla ben de çoğu kişi gibi İstanbul’a göçtüm.

Esin Hamamcı: Sizi bunca tür arasında jazz’a çeken his neydi?

Kaan Bıyıkoğlu: Caz, icracıların bir grup içerisinde kolektif olarak müzik yaparken kendi bireyselliğini koruyabildiği az sayıda müziklerden birisi. Ayrıca ritmik zenginliği caz müziğini benim için cazip kılıyor. Günümüzde klasik müzik dünyasında besteci ve icracı tamamen ayrılmış durumda. Benim için ise müzik çalmak, yazmak, ya da doğaçlama yapmak birbirini besleyen eylemler. Bu yüzden de caz müziğinin kendimi ifade etmek için bana çok daha fazla olanak sağladığını düşünüyorum.

                                                                       *

Esin Hamamcı: Trombonda Bulut Gülen, trompette Şenova Ülker, tenor saksafonda Batu Şallıel ve Yahya Dai, kontrbasta Ozan Musluoğlu ve Enver Muhammedi, davulda Ekin Cengizkan var. Erdem Bey ve Kaan Bey, Get Around albümünde sizi bir araya getiren motivasyon neydi? Süreci anlatmak ister misiniz?

Erdem Özkan: Uzun süredir kayıt yapmaya yönelik bir isteğim vardı. Pandemide sahnelerden uzak kalınca, albüme odaklanmayı bu açlığı gidermenin iyi bir yolu olarak gördüm. Zaman açısından da bir avantaj sağlıyordu bu durum açıkçası. Kaan’la uzun süredir birlikte konserler veriyoruz. Çok iyi bir piyanist olmasının yanında harikulade eserler ve düzenlemeler yazan, müzik bilgisine, insan olarak da donanımına son derece güvendiğim ve saygı duyduğum biri Kaan. Böyle bir projede çalışabileceğim en doğru isimlerden biriydi ve ne mutlu ki albümü düzenlemeyi kabul etti. Albüm kaydında yer alan müzisyenlerin tümü kendi enstrümanında ülkemizin en başarılı isimleri arasında yer alıyor ve daha da önemlisi birlikte defalarca çalıştığımız, iyi arkadaşlıklarımız olan müzisyenler. Bu güçlü iletişim ve güvenin böyle bir projede çok önem taşıdığına inanıyorum. Yani aslında bu ekibin bir araya gelmesi doğal yollarla gelişti diyebiliriz. Bir parantez de sevgili Yahya Dai, Uraz Kıvaner ve çocukluk arkadaşım Cenk Miroğlu için açmamız gerekir. Yahya Dai albümeki tüm vokal kayıtlarını, eşine rastlayamayacağım bir rahatlık içerisinde tamamlamamı sağladı. Albüm mikslerini yapan Cenk Miroğlu ve mastering yükünü üstlenen Uraz Kıvaner ise Kanada – İstanbul hattında muazzam bir özveri ve hassasiyetle gece gündüz demeden çalışarak, bu harika müzisyenlerin seslerinin albüme olabilecek temiz haliyle yansımasını sağladılar. Emeği geçen herkese bir kez daha sonsuz teşekkürler. Minnetarım…

Kaan Bıyıkoğlu: Erdem ile bu süreci planlarken ikimizin de birlikte çalışmaktan keyif ve onur duyduğumuz müzisyenlere albümde yer vermek istedik. Erdem’in kendisini ifade ettiği değişik müzik stillerini öne çıkaran bir sound arayışımız vardı ve bir 6’lı ile vokale eşlik etmeye karar verdik. Ben bazı taslak aranjmanları yaptım ve Erdem’le bunları paylaştım. Sonrasında iki prova yapıp albümü Hayyam Stüdyoları’nda canlı kaydettik.

Esin Hamamcı: “Cover Your Heart” 2021’de single olarak çıktı ve “Get Around” albümünde de yerini aldı. Bu projede de yine birliktesiniz. Single parçasının hikâyesini sizden dinleyelim mi?

Erdem Özkan: Yazdığım bir söz ve melodinin gerçek bir eser haline gelmesi yönünde ilk kez bir adım atarak, parçayı Kaan’a gönderdim ve sayesinde ortaya benim de içime çok sinen, parçayı yazarken yaşadığım hisleri yansıtan bir eser çıktı. Parçanın sözleri biraz karamsar. Zira pandeminin ortasında, çok karanlık bir dönemde, birbirinden kopan iki insanın son telefon konuşmasını takiben yazıldı. Son sürat kovaladığımız hayallerimiz oluyor bazen ve bazen bunun bir ilüzyon olduğunu farkedip, bulutların üzerinde uçarken bir anda yere çakılabiliyoruz. Kendimizi ne kadar kaptırdıysak, o kadar sert oluyor düşüş. O yüzden, bazen en sevdiklerimiz en çok zarar verenler olabiliyor, bilmeden belki de… Hayatımda ilk kez yaşadığım bir tecrübe değildi ama sanıyorum en etkilisiydi. Yoksa “Cover Your Heart” yazılmazdı…

Kaan Bıyıkoğlu: Erdem’in sözleri ve müziği bana biraz blues’dan beslenen İngiliz rock müziğini çağrıştırdı, ben de bunu özellikle nefesli yazısında yansıtmaya çalıştım. Şarkının sözleri herkesin kendisini kolaylıkla özleştirebileceği bir ruh durumuna dokunuyor, bunu biraz daha herkese yakın gelebilecek bir tınıyla işlemek bana daha uygun geldi.

Albümde yer alan isimler;
(Yukarıda soldan sağa) Enver Muhamedi (Double bass), Şenova Ülker (trumpet), Ozan Musluoğlu (double bass), Engin Cengizkan (drums)
(Aşağıda soldan sağa) Bulut Gülen (trombone), Yahya Dai (tenor saxophone), Batu Şallıel (tenor saxophone), Erdem Özkan (vokals), Kaan Bıyıkoğlu (piyano)

Esin Hamamcı: Zorlu Touché, The Badau, Nardis Jazz, gibi mekânlar sizi birleştiren, sahne aldığınız yerlerden. Aslında İstanbul’un da en bilinen sayılı jazz mekânları. Jazz mekânlarının sınırlı olduğunu düşünüyor musunuz?

Erdem Özkan: Nardis bu yıl 20. sezonunu kutluyor. Türkiye’deki en eski, aktif caz kulübü sanırım. Bunca yıl aynı kaliteyi koruyarak devam etmek Zuhal Focan ve Önder Focan’ın tebrik edilmesi gereken büyük bir başarısı bence. The Badau Yeldeğirmeni’nde küçücük bir mekânda çok değerli dostum Eren Noyan’ın önderliğinde bir hayalle başlayıp, bugün Avrupa’nın en geniş caz kulüplerinden biri haline geldi. Touché kısa sürede çok kaliteli işler yapan bir mekân haline geldi. Bova’yı da ekleyebiliriz buraya. Çok değerli müzisyenlere ve projelere ev sahipliği yapıyor Bova. Taksim’in eski, özlediğimiz havasını yaşatmaya çalışan mekanlardan biri, ki bu da çok değerli.
İstanbul’un dünyanın en kalabalık ve büyük şehirlerinden biri olduğunu düşününce bu müziğe odaklanan daha fazla mekân olması gerekir gibi geliyor. Bu yönde girişimler de oluyor. Örneğin The Badau’nun önderliğinde “Gregor by The Badau” isimli yeni bir mekânımız daha doğdu geçtiğimiz haftalarda. Elbette mevcut ekonomik şartlar içerisinde bu tarz yatırımları yapmak kolay olmuyor, ancak yine de daha çok mekânda, daha fazla insanla bir araya gelebilmeyi hayal ediyorum.

Kaan Bıyıkoğlu: İstanbul için aslında bu sayının daha fazla olması gerekir, ama gene de burada çok kısıtlandığımızı düşünmüyorum. İstanbul dışına çıktığımızda ciddi bir kuraklık ile karşı karşıyayız. Türkiye genelinde sesimizi duyurabileceğimiz daha çok mekâna ihtiyacımız var. İstanbul dışındaki kentlerimizin daha çok caza ihtiyacı var.

Esin Hamamcı: Bu coğrafyada jazz müzik yapmak nasıl bir duygu? Sınırlı bir kitleye hitap ettiğinizi düşündüğünüz oldu mu?

Erdem Özkan: Kendi adıma daha ziyade caz standartlarına odaklandığım için, köklerinin bu coğrafyayla hiçbir ilgisi olmayan bir müzikle ilgilendiğimi söyleyebilirim. Doğal olarak da New York, New Orleans gibi şehirler veya bu müzik türünün yerel kültür içerisinde kendisine daha çok yer bulduğu coğrafyalarla Türkiye’yi kıyaslamak mümkün değil; doğru da olmaz. Her şeyden önce dil farkı bir faktör. Doğal olarak ülkemizde yaygın şekilde dinlenen, kulak alışkanlığımızın olduğu müzik türlerine ilgi duyan dinleyicilere oranla daha sınırlı bir kitleye hitap ediyoruz. Ancak bunun çok da azımsanacak bir sayı olduğunu düşünmüyorum. Konserlerde ve festivallerde bunu net bir şekilde hissettiğimi söyleyebilirim.  

Kaan Bıyıkoğlu: Bu soru benim için çok anlamlı değil aslında. Ben yapmak istediğim şeyi yapıyorum ve her zaman dinleyicilerden çok sahnede birlikte olduğum müzisyenlere çalıyorum. Bu yüzden benim için birlikte çalabildiğim müzisyenler varsa işin duygusal kısmı büyük oranda halloluyor. Bu coğrafyada bir oşinograftan ya da antik dönem tarihçisinden daha sınırlı bir kitleye hitap ediyor ya da etmiyor olabiliriz. Ama bu coğrafyanın buna ihtiyacı var.

Esin Hamamcı: Sizce jazz kime hitap ediyor? Jazz dinlemeye gelen dinleyiciden beklentiniz nedir?

Erdem Özkan: Herhangi bir müzik türünün hitap ettiği sabit bir dinleyici profili olduğunu düşünmüyorum. Tamamen zevklerle alakalı tercihler. O zevkleri belirleyen de o kadar çok faktör var ki hayatlarımızda, açıkçası kimin ne dinleyeceği belli olmuyor. Bu müziğe dair biraz elitist bir algı oluşabiliyor fakat cazın köklerini düşündüğümüzde tam tersi geçerli. Yani “plazalarda caz dinlenir, taksilerde arabesk dinlenir” veya benzeri bir yaklaşım çok yanlış. Çok geniş bir müzik arşivine sahip, müzisyenlerin albüm kayıtlarında çalan isimlere kadar ezbere bilen dinleyicilerle tanışıyoruz. Bunun yanında hayatında hiçbir caz bestecisinin eserini dinlememiş insanlarla da karşılaşıyoruz. Hatta Ella Fitzgerald, Louis Armstrong ve Nat King Cole hayranı olup “ben caz sevmiyorum” diyen bir arkadaşım var. “E caz dinliyorsun işte” dediğimde, “yok bunlar caz değildir, çünkü ne dinlediğimi anlıyorum” cevabını vermişti. Bunun bir önemi de yok sanırım. Çünkü caz nedir aslında, değil mi? 🙂

Kaan Bıyıkoğlu: Caz bana hitap ediyor. Benim caz dinleyicisinden beklentim sessiz olmaları, yeni deneyimlere açık olmaları. Müzik dinleyicilere insan olmaya dair aşkın ve mistik bir deneyim yaşatabilir ve caz bu tip mistisizmi güncel şehir hayatıyla bağdaşık bir şekilde yaşamamıza imkân veren bir tür. Benim amacım böyle bir deneyim yaşamak ve dinleyicilerin de bir deneyimi paylaşmak için hazırlıklı olmalarını isterim.

Esin Hamamcı: Sizinle bir müzik seçkisi yapsak liste başı isimleriniz/ müzikleriniz hangileri olurdu?

Erdem Özkan: Besteci olarak Duke Ellington, Bob Dorough ve Jimmy McHugh. Vokalist olarak Joe Williams, Ella Fitzgerald ve Mel Tormé. Güncel isimlerden ise en çok dinlediklerim sanıyorum Gregory Porter ve Giacomo Gates. Ülkemizden ise son dönemde Batu Şallıel’in “The Way!” ve Enver Muhamedi’nin “Letter to K” albümleri arşivimde en çok dinlenenler arasında yer alıyor.

Kaan Bıyıkoğlu: Guillaume de Machaut, Johann Sebastian Bach, Ludwig van Beethoven, Richard Wagner, Claude Debussy, Bela Bartók, Duke Ellington, Thelonious Monk, McCoy Tyner, Wayne Shorter, Danilo Perez.

Erdem Özkan: Müzik hayatına 1989-1991 yılları arasında piyona ile başlayan Erdem Özkan, St. Georg Avusturya Lisesi’nde geçirdiği öğrencilik yıllarında, müziğin yanı sıra ilk olarak vals ile başlayan salon çalışmalarına üniversite yıllarının sonuna kadar devam etti. 2011 yılında salon danslarıyla cazı bir araya getiren ‘Dans-A-Natra’ projesi kapsamında Nejdi Şimşek’in aranjmanlığı ile ilk vokal denemelerini gerçekleştirdi. 2015 yılında, devam etmekte olduğu ‘Sibel Köse Vokal Atöyesi’nde Türkiye’nin önde gelen caz müzisyenlerinden Sibel Köse, Evrim Özşuca ve Eylül Biçer’den eğitim alma fırsatı yakaladı. 2016 yazında ise Polonya’ya giderek Janusz Szprot koordinatörlüğünde düzenlenen Pulawy Caz Kampı’na katılarak burada önemli müzisyenlerle çalıştı. Erdem Özkan, günümüzde caz müzik ağırlıklı olmak üzere Gregory Porter, Kurt Elling gibi çağdaş müzisyenlerin eserlerini caz sahnelerinde seslendirdi. Müziğin aynı zamanda hikâyeler aktarmaya yarayan bir araç olduğunu düşünen Erdem Özkan, bu kapsamda dinleyicilerine caz ustaları ve caz parçalarının eşsiz hikâyelerini eğlenceli bir üslupla aktardı. Aralık 2020’de The Badau ile birlikte elliye yakın caz müzisyenini bir araya getirerek online bir yılbaşı konserinin yapımını üstlenirken ilk şarkısı ‘Cover Your Heart’ı da Eylül 2021’de yayınladı.

Kaan Bıyıkoğlu: Caz müziği ile ilk olarak Ankara Fen Lisesinde öğrenci olduğu yıllarda ilgilenen Kaan Bıyıkoğlu ODTÜ’de lisans ve yüksek lisans eğitimi sırasında Prof. Semra Kartal ile klasik piyano çalıştı ve bir yandan da Tuna Ötenel, Okay Temiz, Yıldız İbrahimova, Yahya Dai, Sibel Köse ve Kürşat And gibi Türk cazının önde gelen isimleriyle sahne aldı. “J.S. Bach Stilinde Koral Armonizasyonu İçin Bir Markov Modeli” başlıklı teziyle ODTÜ Enformatik Enstitüsünde yüksek lisansını tamamladı. Sonrasında Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuvarında Mehmet Okonşar’ın öğrencisi olarak klasik piyano alanında yüksek lisansına başladı ve yine aynı kurumda Sami Hatipoğlu ile armoni çalıştı. 2006 yılında caz çalışmalarına sürdürmek için Hollanda’ya taşındı ve Rotterdam Konservatuvarında Kris Goessens ve Rob van Bavel ile caz piyano ve armoni, Ilja Reijngoud ile kompozisyon ve orkestrasyon çalıştı. Barry Harris, Charlie Haden, Peter Erskine, Billy Hart, Jason Moran, Miguel Zenon, Antonio Farao, Baptiste Trotignon, Luis Perdomo, Dado Morani, Frans Elsen, Misha Alperin ve Jarmo Savolainen’in atölyelerine katıldı. Hollanda, Belçika ve Almanya’da çeşitli festival, konser, radyo ve televizyon yayınları ve albüm kayıtlarında yer aldı. 2013 yılında Türkiye’ye dönen ve bir süre Hacettepe Üniversitesi ADK Caz Anasanat Dalında piyano ve armoni dersleri veren Kaan Bıyıkoğlu 2015 yıllından beri yaşamını ve müzik çalışmalarını İstanbul’da sürdürmektedir.