Ferit Odman: “Her geçen gün bir öncekinden daha iyi bir müzisyen/insan olma yolunda ilerliyorum.”

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

Ferit Odman, Müzik eğitimine İsveç’te AFS değişim programı ile başladı (1999), İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde tam burslu Caz Performans bölümünde okurken (2001), NYC’deki School for Improvisational Music’e gitti (2004), hemen ardından Fulbright bursu ile William Paterson Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı (2006).

Genç yaşta Türk caz sahnesinin en aranan davulcularından biri haline gelen Odman’ın kendi adına çıkarttığı ve Downbeat dergisi tarafından 4 yıldızla taçlandırılmış üç albümü bulunmakta. Esin Hamamcı, Ferit Odman ile müzik yolculuğu üzerine söyleşti.

26 yaşında Amerika’da bir albüm kaydettiniz. Bir söyleşinizde yolu düşen her jazz müzisyenine New York’taki jazz clublarında bu deneyimi yaşamasını, oranın kokusunu almasını, müzisyenin terine kadar hissetmesi gerektiğini söylüyorsunuz. “Hayatımı değiştiren ve müziğe farklı bakış açısı kazanmamı sağlayan yer” dediğiniz New York’un, daha doğrusu buradaki jazz clubların sizin için önemi nedir? Ve favori yerleriniz neresidir?

Hakikaten her caz müzisyeninin New York’un havasını soluması ve oradaki müzisyenlerle bir şeyler paylaşması gerektiğini düşünüyorum. Cazın kalbi orada atıyor ve birkaç metre uzaklıktan bir caz efsanesini izlemenin size öğrettiği/hissettirdiği şeyi hiçbir okul veya videoda öğrenemezsiniz diye düşünüyorum. Village Vanguard, Smalls, Smoke ve Dizzy’s benim favori klüplerim.

Ferit Odman denildiğinde herkes sizin ne kadar disiplinli olduğunuzdan bahsediyor. Siz hem Türkiye’de hem ABD’de hem de Avrupa’da eğitim aldınız. Bunun bir etkisi olabilir mi? Müzik icrasında disiplinin önemi nedir?

Bu bence kişilikle alakalı; ya disiplinlisinizdir, ya da değil. Bazen disiplin her şeyin önüne geçip sizin tercih edilmenizi sağlayan en büyük faktör olabiliyor. Benimle çalışmayı tercih eden müzisyenlerden duyduğum ortak şey hem müzikal hem de profesyonel anlamda sırtlarını bana dayayıp rahat edebiliyor olmaları. 

Dört sene Bahçeşehir Üniversitesi’nde ders verdiniz? Bırakmanıza neden olan sebep neydi?

Maalesef bırakmama sebep olan etken benim vermek istediğimi alacak heyecan, şevk ve ışıltıyı öğrencilerde görememem oldu. Çok değerli olan vaktimi ailemle ve yeni şeyler öğrenmek için değerlendirmeyi tercih ediyorum.

Kendi adıma, benim için caz dinlemek çok büyük bir tutku örneğin. Jazz müziği tınıları başladığı an kendi dünyamın kapısını aralıyorum. Jazz dinlemenin sizde karşılığı, uyandırdığı his nedir?

Benim için nefes almak gibi. Vazgeçilmezim ve ruhumu en çok besleyen şey caz dinlemek/çalmak. 

Sadece jazz müzik mi dinlersiniz yoksa rock, blues gibi farklı türlerle kendinizi dinlendirdiğiniz olur mu?

95% caz dinliyorum, kalan 5% ise R&B ve Soul gibi müziklerin cazcılar tarafından produce edilmiş albümleri oluşturuyor.

Türkiye’de “jazz” icrasında eleştirdiğiniz, eksik bulduğunuz ve takdir ettiğiniz noktalar nelerdir?

Şimdi neredeyse herkes “cazcı” oldu, bu beni gerçekten çok rahatsız ediyor. Müziğinde hiçbir caz armonisi bulunmayan, swing etmeyen garip garip müzikler caz adı altında, caz festivalleri ve klüplerinde yer bulabiliyor. Bu benim gibi hayatını caza adamış ve sadece bu müzikle uğraşan müzisyenlere hakaret gibi oluyor. Ama çok değerli genç jenerasyon cazcılar da yetişiyor, yolları açık olur umarım. 

Çok yoğun bir programınız var. Touché, Nardis Jazz, The Badau ve pek çok yerde sahne alıyorsunuz. Yoğunluğa rağmen sizi gülümseyerek, severek çalarken görmekteyiz.  “Yaptığın işi sevme”nin sizde karşılığı nedir?

“Sevdiğin işi yap, bir gün bile ‘çalışmazsın’“ diye bir laf vardır. Ben tamamen bu motto’ya uygun bir hayat yaşıyorum. Hayatta en sevdiğim şeyi yapıyorum, üzerine bir de para veriyorlar. Daha ne olsun. 

Jazz nefesli, tuşlu, telli, yaylı, vurmalı çalgıların ahengiyle öne çıkan kolektif bir tür. Sahnede ya da albüm kaydederken, yani müziğinizi icra ederken kırmızı çizgileriniz nelerdir?

Çok kırmızı çizgilerim olduğunu düşünmüyorum. Gerçek anlamda caz müzisyeni olan herkesle, dünyanın her yerinde, her sahneye çıkarım. Yeter ki gerçekten donanımlı ve profesyonel bir caz müzisyeni olsun. 

Belirttiğiniz üzere babanızın geniş bir plak koleksiyonu vardı. Siz bunları dinleyerek büyüdünüz ve çok etkilendiğinizi söylüyorsunuz. Peki bugün Spotify, YouTube gibi platformların müzik dinleme konusunda öncü olduğu bir dönemde plakta ısrarcı mısınız? Plaktan müzik dinlemenin sizin için farkı nedir?

Müzik keşfetmek açısından dijital platformlar inanılmaz bir rahatlık sağlıyor. Eskiden aylarca bir albümün gelmesini beklerdik, şimdi ise yayınlandığı anda dinleyebiliyorsunuz. Bu müthiş bir şey. Fakat evimdeki analog müzik dinleme setup’ımı gerçekten çok seviyorum, plak dinlemenin bir ritüeli var ve uzun yıllardır buna alışık olduğum için plak dinlemekten hiçbir şekilde vazgeçemem herhalde.  Bir plağın kapağını açtığımda burnuma gelen koku bile bu işin bir parçası. 

Sizinle bir müzik seçkisi yapsak liste başı isimleriniz/ müzikleriniz hangileri olurdu?

Miles, Coltrane, Red Garland, Clifford Brown, Art Blakey, Kenny Dorham, Hank Mobley liste başına alabileceğim isimler olurdu.

“Nommo”, “Autumn in New York”, “Dameronia With Strings”… Diskografinize baktığınızda ilk albümden bugüne neler değişti?

Her geçen gün bir öncekinden daha iyi bir müzisyen/insan olma yolunda ilerliyorum. Bu ölene kadar devam edecek. Bu yolculukta yaratılan albümler ve eserler de geriye dönüp bakabilmek için en güzel araçlar oluyor herhalde. 

Türkiye’de caz denildiğinde akla gelen ilk isimlerden olmanın bedeli nedir?

Aynı gün için birden çok konsere teklif almak ve hepsinde çalmak isteyip birini seçmek zorunda olmak.

 Jazzseverler için kitap önerisi yapmak ister misiniz?

Art Taylor – Notes & Tones

Yakındaki programlarınız nelerdir, yeni bir albüm planınız var mı?

10 Mart’ta Touche konserime beklerim herkesi. Nisan ayında Cem Yılmaz’ın Netflix projesinde bir caz klübü sahnesinde beni quintetim ile görebilir ve bir parçamı duyabilirsiniz. Yeni albümün de zamanı sanırım geldi artık…