.

Defne Tesal ile “Böyle Rüyadaymış Gibi” Üzerine

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği, Ferruh Başağa ve Defne Tesal’ın çalışmalarından oluşan “Böyle Rüyadaymış Gibi” sergisi geçtiğimiz günlerde Bursa’daki Nâzım Hikmet Kültürevi’nde ziyarete açıldı. Sergide iki farklı kuşaktan iki özel sanatçının üretimlerini bir araya getiren Yücel, Başağa ve Tesal’ın işleri arasındaki benzerlikler, ilişkiler, karşılaşma ve farklılıklar üzerinden izleyicilere soyut sanatın sınırların dolaşan bir deneyim vadediyor.

Abdullah Ezik, Defne Tesal ile yakın dönem işleri, üretim pratiği ve “Böyle Rüyadaymış Gibi” sergisi üzerine konuştu.

Geçtiğimiz günlerde Derya Yücel küratörlüğünde Nâzım Hikmet Kültürevi’nde açılan “Böyle Rüyadaymış Gibi” başlıklı sergide Ferruh Başağa ile birlikte sizin işleriniz yer alıyor. Öncelikle bu sergi süreci sizin için nasıl gelişti ve küratör Derya Yücel ile nasıl bir çalışma süreci geçirdiniz?

Merhaba. Sergi süreci çok güzel bir deneyim oldu. Derya Yücel ile beraber çalışmak benim için çok kafa açıcı ve güven vericiydi. Nilüfer Belediyesindeki ekip ile de beraber çok keyifli bir sergi kurulum süreci yaşadık.

Bundan birkaç ay önce Derya Bursa-Nilüfer Belediyesinde yapmayı planladığı bir duo sergi olduğundan bahsetti. Türkiye’nin ilk soyut ressamlarından bir isim ile günümüzden soyut çalışan bir sanatçıyı yan yana getirmek istediğini anlattı. Fikir çok hoşuma gitti ve Ferruh Başağa gibi bir modern dönem ustasıyla beni yan yana getirmek istediğini söylediğinde inanamadım. Kendisi çok sevdiğim bir ressam ve onunla Derya’nın küratörlüğünde duo bir sergimiz olması fikrine çok heyecanlandım.

Bursa’ya galeri mekanını görmeye gittik. Galeri alanında gezerken bir köşe dikkatimi çekti. Mekandaki kiriş ve kolonları referans alarak düz gitmesi gereken bir duvarın daha açılı bir şekilde yapıldığını ve bu sayede orada bir üçgen prizma boşluk oluştuğunu gördüm. Bu fazladan boşluğu dikey ipler ile doldurmak, görünür kılmak istedim. Derya ile aramızda konuşup seçili işlerin yanı sıra mekana özgü bir yerleştirme de yapmama karar verdik.

Desen, dikiş, video ve mekâna özgü enstelasyon gibi birçok farklı disiplinde/alanda üretim yapıyorsunuz. Sergide de farklı malzeme ve düşüncelerle ürettiğiniz çeşitli işler yer alıyor. Multidisipliner bir sanatçı olarak farklı malzemelerle çalışmak, farklı düşünce ve idealarla iş üretmek sizi nasıl besliyor? “Böyle Rüyadaymış Gibi”de yer alan işleriniz, bu bağlamda ortaya size dair nasıl bir panorama sunuyor?

Evet, pek çok farklı malzeme, teknik ve düşüncelerle üretim yapıyorum. Ama bu pek de planladığım bir şey değil, daha ziyade kendiliğinden öyle oldu. Lisans eğitimim Sahne Dekorları, Kostüm ve Kukla bölümünden. Sanırım bu bölüm beni faklı malzemeler ile düşünmeye ve üretmeye yönlendirdi. Hiçbir malzeme ile tam anlamıyla profesyonelleşmeden hep bir tanıma, anlamaya çalışma, beraber ne yapabiliriz diye bakma süreci beni çok besliyor. Bir nevi hep amatör kalabilmek ve böylece malzemenin kendisine bakmak, anlamaya çalışmak, onunla bağ kurmak ve hayran olmak…

İşlerim genel olarak içe dönük; gündelik olana bir süre kulaklarını tıkayıp ötesine bakmak üzerine. Bu açılardan bakınca Derya Yücel’in bu sergi için seçtiği işlerim tam da malzeme ve düşünsel olarak genel pratiğimi yansıtıyor.

Sizin üretimlerinizde tekrar eden hareketlerin önemli bir yeri var. Bunu genel olarak sanat pratiğiniz bağlamında da “Böyle Rüyadaymış Gibi”de yer alan işlerinizde de görmek mümkün. Peki bu tekrar eden hareketler, sizin sanat pratiğinizde kendisine zaman içerisinde nasıl bir alan açtı?

Tekrar eden hareketler üretimimde en temelde yer alıyor ama bunu sadece bir sanatsal pratik olarak görmüyorum. Daha ziyade yaşamsal bir pratik sanırım, karakter özelliği gibi. Sanki bir şeylerin hızla kaybolup gitmesine karşı bir duruş gibi, şimdide tutma çabası gibi. Aynı eylemi, jesti tekrar ederken sanki zaman esniyor, yoğunlaşıyor. Her an bir yenilik arayışı, farklılık beklentisi yerine biraz aynı yerde durabilmek, dinginleşmek çabası olarak görüyorum bu tekrar eden hareketler meselesini.

İşlerimde sanırım ilk dikiş resimlerde dikkatimi çekmeye başladı tekrar eyleminin önemi. Büyük bez yüzeylere hiç boşluk kalmayacak kadar sıkı bir şekilde ip ile alanlar dikerken saatlerce, günlerce tekrar eden o eylemden çok haz alıyordum. Aynı beden duruşu, kol hareketi, parmak acısı, boyun yorgunluğu… Ve saatlerce yaptığın bu eylem sonucu minicik bir alanı ancak doldurabilmek. Zaman algısını epey değiştiriyor bu süreç. Acele etmek işe yaramıyor. Teslim olup, peki demen gerekiyor. Günlerce aynı hareketi yapacağım ve resim yavaş yavaş, kendi ritminde ortaya çıkacak diyebilmen gerekiyor.

Defne Tesal

Sergi kapsamında sizin işlerinize Türkiye’de soyut resmin temsilcilerinden Ferruh Başağa’nın üretimleri eşlik ediyor. Bu bağlamda Başağa’nın işleri ve sanat anlayışı ile kendi üretimleriniz arasında bir bağ, ortaklık görüyor/düşünüyor musunuz? Söz konusu bu sergide işlerinizin Başağa’nın eserleriyle birlikte sergilenmesine dair neler söylersiniz?

Ferruh Başağa benim çok beğendiğim bir sanatçı. Derya Yücel bizi yan yana getirecek bir sergi düşündüğünü söylediğinde önce çok şaşırdım, sonra da çok heyecanlandım ve sevindim. Daha önce düşünmemiştim ama bu sergiyi hazırlarken aramızda bir takım bağlar görmeye başladım. Kullandığımız renk tonları, çizgi formunu ön planda tutmamız, hakim olan fluluk hissi ve en çok da sanki ikimizin de işlerinde hareketi yansıtması. Onda daha enerjik, dışa doğru genişleyen/yayılan, daha sert hatlı bir hareket görüyorum. Kendi işlerimde de daha içe doğru, durağan ama olduğu yerde ileri-geri gidip gelen bir hareket. Görüş açısının bulanıklaşması, flu ve belli belirsiz bir hareket hissi ile gündelik gerçeklikten biraz uzaklaşmak sanki aramızdaki ortak bir dürtüymüş gibi geliyor bana. Keşke hayatta olsaydı, bu sergiyi görebilseydi, tanışabilseydik… kendisi nasıl bir bağ kurardı merak ediyorum.

Serginin başlığı ve imlediği “rüya hâli” ifadesi gerek kendi içerisinde gerekse siz ve Başağa’nın sergide yer alan işleri üzerinden yüklendiği anlam ile benim için özel bir değer ifade ediyor. Bu rüya, bir rüyanın içerisinde olma hâli çizdiği koşutluklar kadar karşıtlıklarla da izleyicilere başka dünyaları işaret ediyor. Peki bu durum, “böyle rüyadaymış gibi” olma hâli size neler düşündürdü? Sergide yer alan eserlere nasıl bir düşsel/düşünsel altyapı oluşturdu?

Serginin başlığını ilk etapta bilmiyordum. Derya söylediği zaman ise bayıldım, “işte tam bu his” dedim. “Rüya hâli” hissettirdiği anlam olarak pek çok yere gidebilir. Ben bunu biraz güncelden uzaklaşma, duyusal ve duygusal bir ruh hâli içerisinde olabilme ve bir şeyleri tanımlama gerekçelerinin kaybolabilmesi olarak anlıyorum. Sanki tanımlı aktüaliteden uzaklaşıp tanımsız bir alana girmek gibi.

İşlerin alt yapısında da aynen rüyalardaki gibi her bir malzeme, renk, doku, kurgu şimdiye ait ama bir araya gelişleriyle belli belirsiz bir şeylere işaret ediyorlar, net değiller. Net olmak zorunda değiller. Sadece bir his olarak kalabilme özgürlüğü olan bir alana aitler.