Blanc & Noir: “Hızlı gitmek istiyorsan yalnız git ama uzağa gitmek istiyorsan yola birlikte çık.”

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

Blanc & Noir olarak farklı kültürleri birleştirmek, bununla zenginleşebilmek ve herkese aktarabilmek için yol almaya devam eden piyanistler Selin Şekeranber ve Yudum Çetiner, geleneksel Türk müziğini ve klasik batı müziğini harmanlayan renkli ve orijinal bir müzikal anlayışla dinleyiciler ile buluşuyorlar. Türkiye ve dünyada dört el piyanonun önde gelen isimleri oldular.

Farklı kültürleri birleştirmek ve bu zenginliği geleceğe aktarabilmek için yol almaya devam eden piyanistler -Selin Şekeranber ve Yudum Çetiner- olarak, Blanc & Noir’i kurdunuz. Müzikal yolculuğunuz nasıl başladı?

Biz son on yıldır kendimizi adadığımız bu yolda, düzenli olarak konserler ve projeler üretmeye çalışmaktayız. Bizim müzikal yolculuğumuz 12 yaşımızdayken Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde sevgili hocamız Prof. Dr. Namık Sultanov’ un sınıfında başladı. Ankara´da başlayan müzik eğitimimize Moskova, Almanya ve İsviçre’de devam edip ardından iki piyano repertuvarına duyduğumuz ilgiden dolayı Stuttgart Konservatuar’ında iki piyano oda müziği master eğitimimizi dünyaca ünlü Stenzl Duo ile tamamladık.

Şimdiye kadar ‘The Essence of Piano Duo’, ‘Hands’, ‘Outside’, ve ‘Imagine’ adlı dört albüm çıkardık, bu albümlerimizi tüm dijital platformlarda bulabilirsiniz. Ayrıca 12 yıldır Avrupa ağırlıklı olarak konserlerimizi ve projelerimizi Amerika ve Türkiye ‘de sürdürmekteyiz.

Geleneksel Türk müziğini ve Klasik Batı müziğini harmanlayan çok renkli ve orijinal bir müzik anlayışınız var. Bunu ikili olarak yapmanın getirileri nelerdir?

Batı müziği çok sesliliğiyle, Türk müziğimiz tek sesliliğiyle anılır. Ama tam da bu yönleri ikisini de özel yapandır. Batı armoni zenginliğini Türk müziğimizin melankolik melodileri ve ritimleriyle birleştirince ortaya çok güzel bir sentez çıkmaktadır. Biz de kendi aranjmanlarımızda bunları birleştirmeye çalışıyoruz, ayrıca klasik müzik armoni bilgisiyle beste yapan Türk bestecilerimiz çok iyi eserler yazmaktadırlar.

Türk müziğimiz ve kendi bestecilerimiz kesinlikle bizim için öncelikli. Konserlerimizde mutlaka bir Türk eser vardır, bu eserlerde kendimizi yabancı ülkelerde de piyanomuzun başında evimizde hissediyoruz. Biz okul süremiz boyunca klasik müzik eğitimi aldık, yurt dışında yaşayarak birçok ülkenin kendi bestecilerini evlerinde tanıma, öğrenme sansımız oldu. Bu durumdan dolayı farklı bestecileri seslendirirken onların ruhunu anlamaya çalışıyoruz ve hepsinden farklı farklı etkileniyoruz. Açıkçası biz repertuvarımızı oluştururken sevdiğimiz ve çalmaktan mutluluk duyduğumuz eserlere kapılarımızı açıyoruz. Çünkü iyi müzik her zaman iyi müziktir. Bence en büyük ortak nokta budur.

2017 yılında Fazıl Say’ın iki piyano ve orkestra için bestelenmiş konçertosunun Türkiye´deki ilk seslendirilişini Eskişehir Büyükşehir Belediye Senfoni Orkestrası eşliğinde gerçekleştirdiniz. Ayrıca Stuttgart Filarmoni´de Orchesterverein Stuttgart Orkestrası, Türkiye´de Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, İzmir Senfoni Orkestrası, Anadolu Üniversitesi Senfoni Orkestrası ile konserler verdiniz. Farklı projelerle Stuttgart Filarmoni, Münih Filarmoni, Bamberg Filarmoni, Füssen Festspielhaus, Schloss Dillingen ve Berlin Konzerthaus gibi Almanya’nın önemli sahnelerinde seyirci ile buluştunuz. Bu çok kültürlü yapı içerisinde sizin için müzikal kariyerinizi tanımlayan eser(ler) hangisidir?

Albümlerimizde derlediğimiz ve yorumladığımız çeşitli müzik türlerinden oluşan eserler aslında bizim renk yelpazemizi en iyi şekilde göstermektedir. Dinlemeyi ve çalmayı sevdiğimiz tüm eserler bunu yansıtmaktadır.

Müziğiniz sadece Türkiye’de değil dünya çapında bilinip dinleniyor. Bugün evrensel müziğin temel unsurları nelerdir?

Dünyadaki yaşam tarzlarımızın git gide hızlanmasından dolayı her şey çok daha hızlı tüketilip kaybolmakta ne yazık ki… Daha kalıcı olabilmek için yaratıcı ve özgün olmaya yönlenmeliyiz. Biz de bu şekilde farklı projeler ile dinleyicilerimize ulaşmaya çalışıyoruz.

Türk müziğini takip ediyor musunuz?

Kendi kültürümüz ve kendi ülkemizin müziğini her zaman takip ediyoruz. Konserlerimizde ve albümlerimizde de Aşık Veysel, Zeki Müren, Zülfü Livaneli gibi bestecilerin eserlerinin düzenlemeleri dışında Türk klasik müziğinin önemli bestecilerinden Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin ve Fazıl Say’ın da eserlerine yer veriyoruz.

Günde kaç saatiniz piyano ile geçiyor? Çalışma düzeninizi birlikte nasıl oturtuyorsunuz?

Genelde zamanımızın 3 ile 6 saat arasını piyano başında geçiriyoruz. Bu çalışmalarımızın bir bölümü tek başına eserlerin kendi bölümlerimizi hazırlamakla geçiyor sonra da bir puzzle yapar gibi bu bölümleri birlikte çalışıp birleştiriyoruz.

Dört el piyano çalanlar genellikle ikiz kardeşler ya da karı-koca olarak performans göstermekteler. Siz iki yakın arkadaş uzun zamandır birlikte yol alıyorsunuz. Bir röportajınızda mottonuzu iki enstrümanda, iki kişilikte, çoklu kültürlerde bir olmak…” olarak tanımlıyorsunuz. Bu motivasyonu devam ettiren unsurlar sizin için nelerdir?

Müzik yapmak ve ikili olmak için kardeş olmak şart değil tabi ki esas önemli olan birlikte hissedebilmek ve birlikte nefes alabilmek. Çocukluğumuzun birlikte geçtiği arkadaşlık ve okul dönemi, aynı hocada eğitimimize başlamamız ve ortak müzikal zevklere sahip olmak bizi yılların eşliğinde daha da yakın ve uyumlu hale getirdi. İki meslektaş olmanın dışında birlikte çok severek vakit geçiren iki dostuz. Sanırım aramızdaki bu enerji müziğimize de yansıyor.

Bizim için her zaman birlikte olmak yalnız başına olmaktan çok daha özel ve anlamlıydı. Hatta çok güzel bir söylem var. “Hızlı gitmek istiyorsan yalnız git ama uzağa gitmek istiyorsan yola birlikte çık.”

Batı klasikleri yanı sıra Aşık Veysel’in Uzun İnce Bir Yoldayım”ına da repertuvarınızda yer verdiniz. Avrupa ve Türkiye’deki dinleyicilerinizden aldığınız tepkiler nasıl?

Yurt dışında Türk bestecilerimizin ve Türk müziğinin eserlerini seslendirdiğinizde her zaman olumlu yorumlar alıyoruz, insanlar çok ilgililer. Yurt dışında gerçekleştirdiğimiz her konserimizin ardından dinleyiciler genelde çok tanımadıkları, değişik ritimli ve biraz melankolik duyulan kendi ülkemizden gelen müziği ve bestecileri soruyorlar, notalarını ve albüm kayıtlarını istiyorlar. Müzik yoluyla uluslararası her kalbe ulaşan bir dili paylaşıyoruz.

 Imagine” albümündeki parçaların adı “January”, February”, March” şeklinde ay isimleriyle ilerliyor. Albümü aylara bölme fikri nasıl oluştu ve bunun sizin için anlamı nedir?

2021 Ocak ayında tamamen kendi bestelerimizden oluşan bir ninni albümü çıkardık. “IMAGINE” adlı bu albümü Corona döneminin başlarında farklı ülkelerde ayrı kaldığımız dönem hazırladık ve besteledik. Her ay için bir ninni yani 12 parçadan oluşan bir albüm, eserleri piyano çalabilen anne ve babaların da hızla öğrenebileceği bir seviyede yazdık. Ayrıca her ay için bir de hikâye yazdık ki her ninninin bir de hikayesi olsun.

Ninnilerin hikâyelerinin illüstrasyon çalışmalarını Brooklyn’de yaşayan sanatçı Kristiana Pärn hazırladı. Tüm ninnilerin notalarının, hikâyelerin ve görsellerin olduğu kitabımız IMAGINE 2022 yılında Almanya’da yayınlanacak. Bu albümümüzde bize atalarımızdan miras bir sürpriz ninni de bulunmakta, albümdeki tek dört el bir piyano için düzenlediğimiz bu ninniyi dinleyicilerimizle konserde paylaşacağız.

Son albüm çalışmanız diğerlerinden çok farklı bize biraz bu albümden bahseder misiniz?

Amerika turnemizde tanıştığımız Fender Rhodes enstrümanı ile birkaç deneme kayıtları yaptık ve bu video kayıtları sosyal medyada çok ilgi gördü. Bu enstrüman 1970’li yıllarda ünlü jazz sanatçıların albümlerinde yer alarak çok beğenilmişti. Biz de sesi hem biraz kilise orgunu hatırlatan hem de jazz müziğinin kült enstrümanı olan Fender Rhodes ile bir albüm yapmak istedik. Aklımızdaki tek besteci ismi müziğin başlangıcı niteliğinde olan J.S. Bach oldu. Bach’ın ünlü Tocatta ve Chacconne eserlerinin jazz ve salsa ritimleri ile yeniden düzenlenmiş 4 el versiyonlarını ve ayrıca iki piyano konçertosunu da yaylı sazlar beşlisi ile bu albümde dinleyebilirsiniz”

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Peki, yeni bir albüm çalışmanız var, yeni albümünüzden biraz konuşalım mı? Kısa zaman önce Ecem Lawton yönetmenliğinde Berlin’de kısa film tadında bir video çektiniz.  Bundan bahsetmek ister misiniz?

Evet mutlaka isteriz. Kayıtlarını İstanbul’da yaptık. Aslında tamamen Amerika’da Virginia’da ve New York’ta düşündüğümüz bir projeydi bu. Biz “rhodes” enstrümanıyla Amerika’da tanıştık. Fender Rhodes’un hikâyesi de çok enteresan. İlk bulunduğu yıllar, savaş sonrası. Daha doğrusu bir rehabilite enstrümanı olarak yapılıyor. Rhodes, bu enstrümanı yatalak olan askerleri iyileştirmek için, yattıkları yerden de bir enstrüman çalabilmeleri için yapıyor. Hatta uçak metallerinden yapılan ilk enstrüman. Fakat sonrasında, 1970’li yıllarda Chick Corea olsun, çok farklı jazz müzisyenler olsun, albümlerine bu enstrümanı sokuyorlar çünkü kendine has çok güzel, hiçbir şeye benzemeyen, hemen ayırt edilen bir sesi var. Jazzdan sonra aslında klasikte çok fazla kullanılan bir enstrüman değil fakat bize biraz da kilise orgunu hatırlatan bir sesi vardı. Ve biz ilk kayıt yaptığımızda bu enstrümanı seven dünyada pek çok kişi vardı. “Ne zaman bir albüm yapacaksınız?” “Yapacaksanız Bach albümü olmalı,”, “İnanılmaz” diye sevgili arkadaşımız Emre Karter soruyordu. Kendisine ayrıca bizi bu enstrümanla tanıştırdığı için teşekkür ediyoruz, biz de çok fazla tanımıyorduk, Amerika’da tanıştık. Fakat sonra coronadan dolayı Amerika’ya gidemedik, şubat ayında vakalarda biliyorsunuz ki yüksek bir artış oldu. Biz de kayıtları Türkiye’de yaptık. İstanbul’da gerçekleştirdik. Bu sırada Ecem Lawton’ı çok çok beğenerek takip ediyorduk, inanılmaz yetenekli bir kadın. Hayallerimizden biri de onunla çalışmaktı. Kliplerinde özellikle yarattığı renkler, o tablo gibi görüntüler bizi inanılmaz etkiledi. Kendisiyle bağlantı kurduk. Ve aslında bu proje biraz da kadın gücü projesine dönüştü. Biz iki kadın olarak zaten hep kızlarımıza ilham olmak istiyoruz. İstedikleri her şeyi yapabileceklerine inansınlar, onun için çabalasınlar, içlerindeki gücün farkına varsınlar istiyoruz. Biz Ecem Lawton’la bağlantıya geçtik, kendisi geri döndü, çok mutlu olduk ve hemen projeyi kafamızda tasarlamaya başladık, beyin fırtınaları yaptık. İnanılmaz yaratıcı bir kadın. Ardından kısa film tadında 5 dakikalık bir eser için filmi çekmeye gittik. Bunun için Berlin’deydik. Enerjisi çok yüksek, çok pozitif inanılmaz bir enerjiyle bütün seti güzelliğe boğdu. Biz klasik müzisyen olarak kliplere, çekimlere pek alışık değiliz. Bizim için de unutulmaz bir deneyim oldu. Albüm yaza doğru çıkacak, tamamen Bach eserlerinden oluşuyor. Bach’ın orijinal olan eserleri dışında, düzenlemelerine de yer verdik. 2 rhodesla çektiğimiz Bach konçerto do minör iki piyano konçertosunun 2 rhodes ve quintet versiyonu oldu orkestra yerine. Ardından Bac’ın “Erbarme Dich (Merhamet Et)” eserinin 2 rhodes versiyonunu yaptık, çektik. Bach deyince bizim için akla ilk gelen bir “Toccatas” eseridir. Ve tam da kilise orgu için yazılmış en ünlü eserlerinden biridir. Rhodesun sesinden de tanıdık gelen bir ses. Keman için yazıldığından hep gözümüz kalıyordu o eserde. Sevgili Tobias Forster, -o da çok başarılı bir Alman besteci ve jazz piyanisti, Grammy adaylığı olan inanılmaz çalışkan birisi- bizim için bu iki eseri çok güzel düzenledi. Toccatas, klasik tipik Bach’tan çıkıp biraz daha enstrümanın dönemine uygun bir sound yakaladı. Diğer “Chaconne”da da, biraz salsaya doğru gittik geldik. Çok sürprizli eserler oldu klasik Bach eserleri için. Biz Berlin’deyken dünyadaki bitmeyen savaşlar ve anlamsız şeylerin yine doruk noktasında olduğu bir dönemdi. Biraz buna da açıkçası videoda gönderme yapmak istedik. Müziğin her zaman bütün savaşları yenebileceği, hiçbir şeyin onun üstünde olmadığını anlatan bir kayıt. Sanat ve müzik hiçbir zaman durmayacak ve devam edecek mesajı altında kısa film tadında bir kayıt çıktı ortaya. Koreografımız çok ünlü bir kadın, dansçılarımızda çok yetenekli kadınlar vardı. Raisa Vanessa kıyafetlerimizin tasarımcılarıydı. Begüm Khan, takıları yolladı. Yani tamamen kadınlar buluşması ve enerji patlaması oldu. Bu da bence kadının gücünü gösterdiği için başka bir anlamı olacak.

Blance & Noirin son albümü “Imagine”i buradan dinleyebilirsiniz.