Kaan H. Ökten: Tanpınar’ın tamamlanabilir vakitsel zaman anlayışı

Serimizin 10. gününde Kaan H. Ökten, “Ne İçindeyim Zamanın” şiirinin ilk dörtlüğünden yola çıkarak Tanpınar’ın “yekpâre geniş bir ân” düşüncesini irdeliyor.

Dinlemek için aşağıdaki linke tıklayınız:

Tanpınar’ın Tamamlanabilir Vakitsel Anlayışı

Ne İçindeyim Zamanın adlı şiirinin ilk dörtlüğü ile ilgili birkaç bir şey söylemek isterim, yorumda bulunmak istiyorum. Ne İçindeyim Zamanın şiirinin başını hemen hatırlayalım, aslında hepimizin bildiği, ezbere bildiğimiz bir şey ama olsun tekrar etmekte yarar var. “Ne içindeyim zamanın, ne büsbütün dışında; yekpare, geniş bir anın parçalanmaz akışında.” sonra devam ediyor, neticede de “Masmavi bir ışık ortasında yüzmekteyim”. diye bitiyor. Şiirin kendisiyle ilgili yorum yapmayacağım burada. Şiirin bu ilk 4 satırından/dizesinden oluşan ilk dörtlüğünü bir düşünme vesilesi alıyorum kendime, oradan bir şey yapıyorum, adımlar atmak isterim. Bu besbelli ki zamanla alakalı bir şey; zamanın içinde olmak, zaman tarafından kapsanmak ama zamanı da kapsamak bakımından bir şiir anladığım kadarıyla. Ve “mavi, masmavi bir ışık ortasında yüzmekteyim” denilince de burada herhalde bir huzura, bir tamamlanmışlığa, ikmale işaret ediliyor gibi anlıyoruz. Bununla ilgili uzun uzun konuşabiliriz. Benim burada kısacık da olsa değinmek istediğim şey şu; zaman konusunu nasıl ele almaktayız, nasıl ele almalıyız? Zaman, üzerinde konuşulabilen, tartışılabilen bir şey midir? Zaman bir “şey” midir, diye düşünürüz. Türkçede, başka dillerde olduğu gibi, Türkçede de bütün bu fenomenleri ifade etmek için zaman diye bir sözcük kullanılmış. Bu öyle bir sözcük ki bir üst başlık, bunun altına vakit, an, süre, mühlet ve benzeri pek çok temporal sözcükler, temporaliteyi zamansallığı ifade eden sözcükler bu üst başlığın altında toplanır.

Birinci sorum benim şu olur; Düşünmek için yekpare geniş bir anın parçalanmaz akışında dediğimizde hem bir bütünlük söz konusu burada hem bir akış söz konusu hem de bir an söz konusu bunun tamamı da yekpare olarak ifade ediliyor, bir de geniş tabi. Yani buda 5 tane zamanı nitelendiren ama zamanın farklı anlamlarını ifade eden sözcükler var. Bu yüzden pek çok anlamı bünyesinde bulunduran bir ifadedir. Günümüzde zaman dediğimizde, genellikle öğrencilerle falan konuştuğumuzda derste akıllarına ilk gelen şey hep kronolojik zamandan hep bahsediyorlar. Vakit dediğimiz, bizim aslında eski? Söylemek gerekirdi. Ama gündelik kullanımda zaman denilen şey işte saatlerin gösterdiği zamandan bahsediyorlar genellikle yahut takvimlerin haftanın günün yani Dünya ile gök cisimleri arasındaki açının oluşturduğu gidişatı gösteriyor veya bir mekanik cihazın süratini gösteriyor. Yani kolumuzdaki veya masamızdaki saat ile güneşin ve ayın Dünyayla oluşturduğu açılardan hareketle bir süresel, temporal ifade olarak zamanı kastediyor öğrenci ya da normalde biz de öyle. Üzerine çok fazla ihtimam göstermeden konuştuğumuzda, itina göstermeden konuştuğumuzda bunu ifade ederiz. Zaman bu değil tabi sadece, yani zaman bu ama sadece bu değil. Bu, zamanın vakit yönü, temporalite yönü. Bunun akış halinde olduğu bir bütün oluşturduğu ama yine de bir takım momentlerden, anlardan meydana geldiği bunun geniş olduğu yani içine pek çok şeyi alabildiği, parçalanmasının mümkün olmadığı yani… Anlar fotoğraflarını çekersek tek başına duramayacaklar, bunlar birbirleriyle düğümlenmiş olarak gidiyor bir tren katarı gibi gidiyor. Ama bu bahsettiğim gibi ya da bahsetmeye çalıştığım gibi zaman mefhumunun, zaman kavramının, fenomeninin sadece süresel vakitsel yönünün nitelendirilmesi. Bununla tüketebiliyor muyuz zaman tartışmasını? Bununla tüketemiyoruz. Çünkü zamana dair örneğin Alman filozof Kant’ın söylediği ifade ettiği bir şey var; zaman bunun dışında bütün bu konuştuğumuz şeylerin dışında bilmemizin, bilme işlevimizin, anlama yetimizin işlemlerini yürütebilmesi için gerekli olan uzay ile birlikte gerekli olan bir formdur. Yani anlama yetimizin, görümüzün bir formu olarak zamanı Kant ele almıştır. Burada zaman artık bu temporalite unsuruna sahip değil. Kant bunu 1781’de söyledi bunu günümüz terminolojisini kullanırsak şöyle derdi herhalde; bizim beynimizin bir bilgi üretmek için işlem görürken zaman diye bir forma ihtiyacı var. Zaman burada akıp giden, bizim dışımızda olan, bütün olan, geniş olan bir şey değil. Zaman burada beynimizin operasyonlarını icra edebilmesi için bir arka plan gibi bir şey. Hep bir şeyi sıralıyor beynimiz her şeyi önce bu oldu sonra bu oldu ilk önce şunu yapıyorum sonra bunu yapıyorum… Yani bizim bilişsel yetilerimiz, Kant’ın büyük keşfi, zamanla ilgili formal bir yapıya sahip. Dolayısıyla biz zamandan bahsettiğimizde sadece temporal, vakitsel, akış ve bütün gibi şeyleri değil aynı zamanda ikincisi olarak Kant’ta kognitif bir form olarak karşımıza çıkıyor. Bunu mesela, birçok zaman yorumlarında bunun farkında olmadan konuşabiliyoruz.

 Üçüncü bir boyut daha ekleyeyim bu tartışmalara ve böylece yavaş yavaş sunuşun sonuna geleyim. Üçüncü boyutu yine Alman bir filozof olan Heidegger’ın 1927’de yayınladığı Varlık ve Zaman isimli kitaptan bahsederek göstereyim. Burada da zaman eksistansiyel bir boyuta sarmış. Varoluşsal bir boyuta sarmış. Heidegger’ın çok ilginç bir tespiti olarak karşımıza çıkan bu analizi; insanların varoluşunun zamansal olduğunu söylüyor ama deminki bahsettiğim bir temporalite zamansallığı yani vakitsel bir zamansallık değil yahut kantın bahsettiği gibi bilişsel bir form olarak değil varoluşsal bir sonrasallık olarak karşımıza çıkıyor. Biz insanlar zannedilenin aksine, örneğin Tanpınar’ın zannettiğinin aksine geniş bir anın akışında yer almıyoruz. Biz esas itibariyle biçimsiz bir sonranın peşinden gidiyoruz hep. Yani insan varoluşunun varoluş olması. Buna “dasein” diyor bir Almanca terim olarak. Bunu Heidegger camiası tercüme etmeden olduğu gibi kullanıyor. İnsanın varoluşu anlamına geliyor. İnsan varoluşu sonrasallık içerisinde bulunup hep bir adım ilerisine koşan, hatta kapaklanan, ileriye doğru kapaklanan sürekli, bir türlü anda bulunamayan -çünkü anda olmak tam olmayı gerektirir- oysa insan varoluşu asla tam olamaz. Niye tam olamaz, çünkü insan varoluşu hep olanaklar dünyasının bir varoluşudur. Olanak tamamlanmamışlığı barındırdığı için sonraya hep havale edilmiş olarak, tevdi edilmiş olarak, hatta var olduğumuz için yekpare geniş bir anın parçalanmaz akışında değil biçimsiz bir sonrasallığın tamamlanamaz bir gidişatında buluyoruz kendimizi. Heidegger de bize böyle bir zaman anlayışı kazandırmıştır. Yani özetlersem, Tanpınar’ın bu muhteşem şiirinde tamamlanabilir vakitsel zaman anlayışı işlenmiş ama bunun üzerinde başka zaman anlayışları var. Döngüsel zaman anlayışından bahsetmedim mesela. Nietsche’den bahsedebilirdik bu noktada. Nietsche’nin bu döngüsellik üzerine vurduğu, yani öyle bir yaşam tasarımı ki bu her anın istenildiği anda yeniden tekrar edilebilmeye müsait olması, böyle bir ebedi tekerrürden ıstırap duyulmaması. Kant’ta bilişsel bir form olarak karşımıza çıkıyor zaman. Nietsche’de bu arada Alman, Almanların demek zamanla ilgili bir derdi var. Heidegger’de ekstansiyel zaman anlayışını gördük. Bunun arasında Nietsche’yi çok kısaca ifade etmek istedim. Elbette üzerinde durmadığımız birkaç zaman anlayışının da ismini sayayım bir tanesi Newton’un mutlak zaman anlayışı, çok eskiden Aristotales’in değişimin/devinimin öyküsü, ölçüsü olarak zaman anlayışı ve Berkson’un –Fransız düşünür- süre olarak şahsi zaman anlayışı ki bu daha sonra fenomenolojide Hustel’de içsel zaman deneyimi şeklini alacak. Zaman konusu olağanüstü ilginç bir konudur. Tanpınar bize bu konuda bizim birkaç şey söylememize vesile oldu. Var olsun, anısı önünde de saygıyla eğilelim.

Kaan H. Ökten: 1969’da Samsun’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okudu, Paul Feyerabend üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Bu sırada aynı yerde araştırma görevlisi oldu. 1996 – 1997 yıllarında DAAD bursuyla Almanya’da Göttingen Üniversitesi’nde Heidegger, Kant ve Hıristiyanlık konularıyla ilgili doktora çalışmalarını yürüttü. İstanbul’a döndü ve Immanuel Kant’ın barış anlayışı üzerine hazırladığı tezle 2001’de doktor oldu. Halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe bölümünde öğretim üyesidir.

(Görsel, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nün izniyle kulllanılmıştır. Her hakkı saklıdır.)