Sınır Dışı Üretimler: Evsel Dönüşüm

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

Mekân ve zaman yazarın sanatına sirayet eden, dokusuna taşan ana noktalardandır. Süreyyya Evren’in daha önce yayımlanmış, yayınlanmamış tüm öykülerini bir araya getiren ve Evsel Dönüşüm Toplu Öyküler (1990-2019) başlığıyla yayımlanan öyküleri de mekânsal bağlantılarla açılır. Yazarın öykü serüvenine ışık tutan bu kitap aynı zamanda onun edebiyatında nelerin değişip değişmediğini de göstermiş olur.

Zamanı ve mekânı aşan bu öykülerin sıra dışı ve hatta metot-dışı olduğu söylenebilir. Sıra dışı olma konusunda henüz ilk öyküde bazı anekdotlar yakalarız. Amacı “öyküde bir şeyler yapmak ve öyküye bir şeyler yapmak” olan yazar, metinde bazı çatlaklar oluşturmak ister ve okura buradan seslenir.

Kendini Bilinçdışı Zanneden Ruh’ta, anlatıcı, biraz da yazarın bu yanından, personasından izler taşır. Eskinin izini sürmek istemeyip rotasını başka yöne çevirmek isteyen Evren’in görüşünden izler taşır:

“Ruhlar âleminde yeni kitaplarla ilgilenen pek çıkmaz malum. Ölenlerin ruhlarına tüm ölmüş yitmiş gitmiş hazineler açılmıştır ve artık yeni bir nefese ihtiyaçları yoktur. Yeni olanı, yeni romanı, yeni kitabı, yeni hikâyeyi yeni bir nefese ihtiyacı olanlar sever. Ruhlar âleminde kütüphanelerde yakılıp gitmiş 13. yüzyıldan kitaplar popülerdir, yok olmuş duvar yazıları, var olamamış elyazmaları, zayıf düşen ve buharlaşan dillerde denemeler. İyi unutulmuş olan her şey. Ama size, yaşayanlar, yaşayanların ruhları, yeni lazım size. Yeni bir an, yeni bir nefes, yeni bir “ruh” daha. Haliyle de yeni bir kitap. İyi hatırlanmış bir şeyler. Hoş, bu yaptığım bazı çevrelerde yaşayanlardan başka bir “şey” olmaya alışamama olarak da yorumlanıyor. Ölülüğe ayak uyduramama. Nihayetinde yeni bir kitap yazmaya kalkışan ilk Tahtalıköy sakini ben değilim.”[1]

Bu öyküde, çağırılan ve çağırıldığında gelip sonrasında gitmesi gereken bir ruhun mekâna sinişini okuruz. Mekân, ruhlar alemi ile reel yaşantı arasında geçirgen bir yapı üstlenir. İki farklı mekânda hayat süren öykü anlatıcısı ise gerçekliğin sınırlarında dolaşır. Bess’in annesi “ruh” olarak ailesinin hayatına geri dönmüştür. Gerektiğinde arabada onların takmadığı emniyet kemerini takar, gerektiğinde araları bozulunca düzeltir ya da birbirlerine küstürür. Böylece öykü kahramanlarının hayatına ve metinde de tabi olarak olayların akışına “görünmez bir el” müdahale etmiş olur. Aynı, farklılık yaratmak isteyen yazarın personası gibi.

Kitaba ismini veren Evsel Dönüşüm, bir kentsel dönüşümün hikâyesidir. Buradaki kahraman, evinin kapısı çaldığında kapıcı geldi zanneder ancak “Evsel Dönüşüm” projesinde çalışan belediye işçileri gelmiştir. Ev sahibinin uzattığı terlikleri giymeyi reddeden üç kişi, eve galoşla, oldukça ciddi ve vakur bir duruşla girerler. Üzerlerinde turuncu fosforlu iş tulumları vardır. “Meşgul adam” görünümündedirler. Standart ön izleme için gelmişlerdir. Asıl gerekli müdahaleyi ise uzmanlar daha sonra yapacaktır. Bu üç tuhaf kişi, ondan evi gezdirmelerini ister.

Evi kolaçan eden üç kişi, mutfağa, salona, balkona, banyoya baktıktan sonra antreye geri döner. Ölçüm yapmamalarına şaşıran ev sahibi, şimdi ne yapacaklarını sorduğunda yine tuhaf bir yanıt alır:

“Peki siz ne yapacaksınız?”

“İş çok. Önce kapınızı yıkmamız gerekecek.”

“Ne?!”

“Evet, kapınız Yüksek Türk Hayat Standartlarına uygun değil. Aslına bakarsanız, utanç verici bir kapı. Her gün bu kapıyı aça kapaya böyle sorular sorar hale geldiniz muhtemelen.”[2]

Kapıcısını beklerken, kapısının kırılacağını öğrenen ev sahibi şaşkınlık içerisinde kalır. Tüm komşuların kapısını çalmaya başlar. Nedir bu “evsel dönüşüm?” diye soruşturur. Kimi komşusu kapısını açmaz, kimisi çalışanların işlerine engel olmamasını, yeniliğe açık olmasını söyler. Kimi ise çok şaşırır. Bunlardan biri Bay B.’dir. Bay B. ile çok iyi anlaşırlar ve “yüksek dayanışma duygularıyla” dolup taşarlar. Olayı hemen protesto etmeleri gerektiğine inanırlar. İşçiler kapıyı sökmek yerine yıkmışlardır. “Demek yıkmak bu demekmiş,” der ev sahibi. Kapısı söküleceğine paramparça edilip en yenisi ile değiştirilecektir ve bunun yeni adı “hayat standartlarını yükseltmek”tir:

“İşçiler giderken, dağılan kapının parçalarını ilgili geri dönüşüm bölgelerine nakletme sorumluluğunu çevreye duyarlılık ve vatandaşlık andı çerçevesinde benim üstlendiğime dair bir kâğıt imzalattılar bana. Kalakalmıştım. Komşum Bay B. tümüyle yanımda olduğunu tekrarladı ve yaklaşık bir saati kapı parçalarını çöpe ve atık geri dönüşüm noktalarına taşıyarak geçirdik.”[3]

Evine izinsiz girmiş gibi elinden kapısı alınmıştır ev sahibinin. Kendi isteği sorulmadan, “evsel dönüşüm” projesine dahil olmuştur. Otoritelerin kararlarını doğrudan kabul etmek zorunda kalmıştır. Peki bundan sonrasında kapısız bir evde nasıl kalacaktır? Çözümü eşini ve çocuklarını ailesinin yanına gönderip Bay B. ile nöbet tutarak geceyi evde geçirmekte bulur. Ancak sabah gelen belediye görevlileri bu durumu yüksek hayat standartlarına hiç uygun bulmaz. Bay B. “yabancı madde ve aile dışı unsur” olarak kodlanır. Şilteye sarılı, çöpe atıp yakılarak ondan kurtulurlar. Belediye işçilerinden şikâyet olmak isteyen ev sahibine bir şikâyet formu uzatılır. Ev sahibi, Bay B.’nin kömürlüğünde küçük bir anma töreni düzenler: “Ben yanmazsam, Bay B. yanmazsa, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa,” der.

Evine müdahale belediye işçilerinin e-Bay’dan onun eşyalarını satmasıyla devam eder. Bir zaman sonra ev sahibinin kendisi, onlara yardım eder hâle gelir. Bir süre sonra kontrol iyice “evin sahibi”nden çıkar. Evine “din psikoloğu” gelir. Ona Bay B.’nin ölümünden dolayı kendini suçlu hissettiğini söylediğinde şöyle bir yanıt alır:

“Bay B. diye birisinin hiç yaşamadığını farz edin,” dedi. “Farz edin öyle bir hastaneye düşmüşsünüz ki Bay B.’nin gerçekten var olduğunu ve hunharca öldürüldüğünü söylediğiniz anda size ilaçlar, elektroşoklar vs. ile sert bir tedavi uygulanıyormuş ve söyledikleriniz hiç ciddiye alınmıyormuş.” [4]

Din psikoloğu, ev sahibinin bu gerçekliği kabul etmekte zorlandığını görünce ona deli gömleği giydirir. Biraz döver ve birkaç hapı zorla yutturur. İşçilerse bu hâlinden çok hoşlanırlar ve onunla fotoğraf çekilmek isterler. Çeşitli pozlarla fotoğrafları olur. Ev sahibi eşini ve çocukları merak eder, “dönüşüm” sürecinde kapıları kitli, içeride yaşamaya devam etmektedirler. Kendisini, olayları fazla dramatize etmekle suçlarlar ve şarzörü üzerine boşaltırlar. Bu anları ise bir videoya kaydedip YouTube’a yüklerler. Evin kapısı ise artık “sonunda” kendi istedikleri gibi değişmiştir.

Eve müdahale, otorite istemiyle gerçekleşmiştir. Mekânın “yenilenmesi” gerektiği konusunda ev sahibinin hiçbir bilgisi yoktur. Eşi ve çocukları ise durumun peşinde sürüklenen pozisyondadır. Burada önemli noktalardan birisi “zorlama” ile elden giden bir “ev”dir. Evin önce girişi, dış aleme açılan nesnesi, kapısı sökülüp yok edilir. Böylece ev tehdite açık hâle gelir. Kadınlar ve çocuklar “ortadan kaldırılır.”. Ev sahibi, diğer komşularından destek göremeyince kendi “kale”sini savunmaya çalışır. Bay B. ile verdikleri mücadele acemicedir. Otoriteye karşı gelmekle suçlanıp ölümle biten bir sona sahip olurlar, sahip oldukları şey artık “ölüm” olur. Ev ise “hayat standartlarını yükseltme” kurulunundur.


[1] Süreyyya Evren, Evsel Dönüşüm Toplu Öyküler (1990-2019), İstanbul, Can Yayınları, 2019, s. 13.

[2] A.g.e., s.52.

[3]  A.g.e., s.54.

[4] A.g.e., s. 56.