Devrimin Kadınları

Burak Soyer

soyerbrk@gmail.com

Avusturyalı tarihçi ve yazar Alexandra Bleyer’in yazdığı Devrimci Kadınlar, resmî tarihin esas “kahramanı” olan erkeklerin gölgesinde kalarak devrimci mücadelenin öncüleri arasında yer alan anarşistlerden sosyalistlere, pasif direnişçilerden elinde silahla cepheden cepheye koşan özgürlük savaşçılarını herhangi bir dil, din, ırk göz etmeksizin, kadınların cephe gerisinde birer “piyon” rolü oynamadığını, aksine verdikleri mücadelede fikri anlamda da nasıl birer öncüye dönüştüklerini geniş bir perspektifle anlatıyor.

“Hangi kadınların tarihe geçip hangilerinin tarihin karanlığında kaybolacağı sorusu ilginçtir. Meçhul kalabalıklardan sivrilip çıkan, yani sürüden farklı olan, hayranlık -ya da tam tersine nefret ve tiksinti- uyandıran, kısacası kimsenin kayıtsız kalamadığı olağanüstü şahsiyetler en iyi fırsatlara sahiptiler. Devrimci kadınlar bu koşulları yerine getiriyorlardı. İdeallerini yüksek sesle, uyumsuz ve savaşçı bir tavırla savundular. Hedeflerine her zaman ulaşamadılar, devrim başarısız olduğunda, çoğu zaman faaliyetlerinin bedelini en ağır şekilde ödediler,” diyor Avusturyalı tarihçi ve yazar Alexandra Bleyer, Say Yayınları’ndan Sema Özgün çevirisiyle yayımlanan “Üç Yüzyıllık Özgürlük ve Eşitlik Mücadelesi” alt başlıklı Devrimci Kadınlar adlı kitabında.

Hiç de haksız sayılmaz. Zira yedinci yüzyıldan beri “Başkası özgür olmadan ben özgür olamam” şiarını benimseyerek bir şekilde başkalarının ve kendilerinin haklarını korumak için muktedirlerle mücadele eden kadınlar, ataerkil tarih yazımında iğneyle kuyu kazarsanız ancak o zaman haklarında bilgi sahibi olabileceğiniz bir “klasman”a giriyorlardı. İşte Devrimci Kadınlar bu duvarı yıkarak üstlendikleri rolle içinde bulundukları koşulların gerektiği gibi olması için seslerini çıkaran, on sekizinci yüzyılla yirminci yüzyıl arasında yaşamış yirmi devrimci kadının portresini çıkarıyor. 

Resmi tarihin esas “kahramanı” olan erkeklerin gölgesinde kalarak devrimci mücadelenin öncüleri arasında yer alan anarşistlerden sosyalistlere, pasif direnişçilerden elinde silahla cepheden cepheye koşan özgürlük savaşçılarını herhangi bir dil, din, ırk göz etmeksizin, kadınların cephe gerisinde birer “piyon” rolü oynamadığını, aksine verdikleri mücadelede fikrî anlamda da nasıl birer öncüye dönüştüklerini geniş bir perspektifle anlatıyor.

Bugün dahi kamusal ve toplumsal alanda doğru düzgün “adı olmayan kadının”, otoritenin tamamen erkeklerin olduğu dönemde idealleri uğruna canları pahasına mücadele eden kadınların tarihini yazan Devrimci Kadınlar, yalnızca Batı’da henüz yeşerme aşamasındaki kadın hareketiyle sınırlı kalmıyor, Latin Amerika’daki emperyalist karşıtları isyanlarda, Asya ve Amerika’daki bağımsızlık ve kölelik karşıtı isyanlarda da kadınları görünür kılarak kadın mücadelesini evrensel bir alana taşıyor. Bleyer, ayrıca kadınların içinde bulundukları zamanın sosyoekonomik ve sosyopolitik tahlilini de yaparak, kadınların ne şartlar altında yaşadığını, buna rağmen haksızlığa karşı nasıl kendilerini siper ettiklerini, olayları dramatize etmeden, edebi bir dille aktararak okurun zihnine işliyor.

Alexandra Bleyer Devrimci Kadınlar’da tarih boyunca görünürlüğü olmayan ya da erkek egemen atmosfer yüzünden arka plana atılan kadınların hikâyesini anlatıyor. Ancak meseleyi sadece bununla bırakmıyor. Kitaba konu olan kadınların her biri bir hareketle özdeşleştiği için kitap da bir anlamda dünya tarihine ışık tutuyor.  Olympe de Gouges, Abigail Adams, George Sand, Manuel Saenz, Mathilde Franziska Anneke, Louise Otto-Peters, Susan B. Anthony, Sojourner Truth, Emily Wilding, Davison, Pandita Ramabai, Kişida Toşiko, Vida Goldstein, Qiu Jin, Bertha von Suttner, Hüda Şaravi, Lida Gustava Heymann, Emine Semiye, Adelaide Smith Casely Hayford, Rosa Luxemburg, Aleksandra Kollontay’ın hukuk, adalet, özgürlük gibi en temel hakları için nelere göğüs gerdiğinin hikâyesi, Devrimci Kadınlar kitabında yad ediliyor.  

Alexandra Blayer, Devrimci Kadınlar, (Çev. Sema Özgün), Say Yayınları, 2026.