Kapının Dışında, Kalbin İçindeki Hayaller

Dilek Büyük

Bazı çocuk kitapları birden fazla temayı içinde barındırır. Ve buna ek olarak bazıları hem küçüklere hem büyüklere seslenir. Zola’nın Fili de bu kitaplardan biri. Yazar Randal de Sevè belki mesleği olan öğretmenlikten de beslenerek içinde sihir barındıran kitaplardan birini yazmış. Elbette bu sihirde çizer Pamela Zagarenski’nin payı da unutulacak gibi değil.

Hikâyeyi, kitaba adını veren Zola’nın değil, komşu evdeki küçük kızın ağzından dinliyoruz. Böylece okur, ilk sayfadan itibaren, beklediğinden farklı birinin sesini duyarak başlıyor öyküye ve dikkat kesiliyor. Bu, yazarın okuru metne çağırma başarısı.

Komşu evdeki küçük kızın gözü, yeni taşınanlarda. Annesi yeni taşınan ailenin annesi ile tanışmış, küçük kızlarının adının Zola olduğunu öğrenmiş ve iki anne kızlarının arkadaş olmasına karar vermiş.

Oysa annesinden bunları dinleyen küçük kız, Zola’nın zaten bir arkadaşı olduğunu düşünüyor. Çünkü koskocaman bir kutu görmüş taşınan eşyalar içinde. Yazar, hemen küçük kızın düş gücünü gösteriyor okura; o kadar büyük bir kutunun içinde ancak bir fil olabilir! Ama burada sadece düş gücünü değil, önyargıyı da görüyoruz. Küçük kız ne kutunun içinde başka bir şey olabileceğini düşünüyor ne de bu konuda soru sormayı.

Sonrasında küçük kızın hayal dünyası, bu önyargının yerleşmesiyle okurun gözleri önünde akmaya başlıyor. Tost kokusu duyduğunda, Zola’nın filini beslediğini düşünüyor. Oysa Zola o sırada çayı ve tostuyla kimi açılmış, kimi açılmamış kolilerin ortasında oturmaktadır. Banyolarından gelen su sesini duyduğunda, Zola’nın file banyo yaptırdığını hayal eder. Oysa okur, bir sonraki sayfada Zola’yı bulaşık yıkarken görür. Ayak sesleri ve bağırışlar duyduğunda Zola’nın filiyle saklambaç oynadığını düşünür. Oysa kolileri taşıyan insanların bağrış çağrışıdır duyulan. Çekiç seslerini duyduğundaysa, Zola’nın fili için bir oyun odası yaptığını hayal eder. Oysa duyduğu, yeni taşınılan evdeki tamirat sesleridir.

Küçük kız bir fil üstüne bunca hayali kurgular, çünkü filleri çok sevmektedir. Ama bir noktada artık filin hayaliyle yetinemez, onu görmek ister. Böylece yazının olmadığı bir sayfada küçük kızı , elindeki oyuncak filiyle, Zola’ların kapısını çalarken görürüz. Sadece görsel dilin kullanıldığı bu sayfa okuru yeniden heyecanlandırıyor, kitabın başında olduğu gibi bir kez daha dikkat kesilip, okurun öykünün devamını merak etmesini sağlıyor. Biri evin içinde, diğeri dışında birbirine merakla bakan iki çocuk görüyoruz bu sahnede. İki çocukta gördüğümüz merak ve heyecanı okura da bulaştırıyor çizim.

Sayfayı heyecanla çeviren okur yine metinsiz bir sayfayla karşılaşıyor ama bu kez heyecan yerini rahatlama duygusuna bırakıyor. Zola yeni arkadaşına elini uzatıp, içeri davet etmektedir. Elide oyuncak filiyle içeri giren küçük kız ise, kendisi için heyecanlı bir âna tanık olur. İçinde fil olduğunu düşündüğü dev kutu tam da o anda açılır ve içinden fil yerine kocaman bir koltuk çıkar. İki kızı o koca koltukta otururken gördüğümüz öykünün finalinde yazar, okuru yüzünde gülümsemeyle uğurluyor, Zola’nın bir fili değil ama bir arkadaşı olduğunun altını çizerek.

Küçük okur için düş gücü, merak, arkadaşlık gibi temalar öne çıkarken, yetişkin okura da önyargılı olma halini anımsatıyor metin.

Metne eşlik eden çizimler de hayli etkileyici. Çizer Pamela Zagarenski iki kez “Caldecott Ödülü” almış, aynı zamanda kendi yazıp resimlediği kitapları da olan çok yönlü bir sanatçı. Bu çok yönlülüğün etkisi ve deneyimiyle metnin olmadığı sayfaları da, adeta metin varmışcasına okunur halde resimlemiş. Diğer kitapları gibi bu kitapta da geometrik desenlerini sıkça görüyoruz. Yer yer çok canlı renkler de kullanmasına rağmen metnin biraz durgun, biraz hüzne bakan duygusuna eşlik eden soft görseller görüyoruz çoğunlukla. Ancak usta çizer bu sükunet dolu akışta dikkatli okurun gözünden kaçmayacak minik semboller de kullanmış. Örneğin, Zola’nın olduğu her sayfada bazen görselin en dikkat çekici yerinde, bazen sayfanın bir köşesinde, sallanan bir oyuncak at görüyoruz. Bu oyuncak at, oyun ve arkadaşlığın sembolü olarak selamlıyor her köşede okuru. Bazı sayfalarda Zola’nın başında gördüğümüz minik, sarı taç ise, komşu kızın Zola’yı hayal ettiği sahnelerde görülür. Belli ki Zola, onun gözünde fili olan, temsilî bir prenses gibidir. Zola’nın gerçek hayatına tanık olduğumuz sahnelerde ise taç yerini minik, sarı bir kuşa bırakır. Taçın cansızlığının aksine, canlı bir varlık olarak, okura Zola’nın canlı / gerçek yaşamını göstermektedir. Metinle çizimin denge ve uyumla el ele tutuşup, okurun kalbine yürüdüğü kitaplardan biri Zola’nın Fili…

Yazan: Randall de Sève

Resimleyen: Pamela Zagarenski

KVA Çocuk Yayınları