Kafadan Hasta Bazı Yetişkinler Vardır

Burcu Yılmaz

Kimi konulardan soğukkanlılıkla söz edebilmek çok güç benim için. Günışığı Kitaplığı’nın Çıtır Çıtır Felsefe Dizisi’nin Küçükler ve Büyükler, Aşk ve Dostluk kitaplarının sosyal medyada uğradığı linçle başladı konu. Kitapları tekrar okurken dizinin yedi kitabı (yukarıdaki iki kitaba ek olarak Beden ve Akıl, Diktatörlük ve Demokrasi, Cesaret ve Korku, İyi ve Kötü, Oğlanlar ve Kızlar) “muzır” ilan edildi – çünkü artık kitapları yakmıyor ama siyah poşetlere koyuyoruz! Sansürün sadece biçimi değişiyor – . Hâliyle soğukkanlılığımı korumak daha da güç hale geldi. Sadece çocuklar için değil, pek çok yetişkin için de faydalı olabilecek bu müthiş felsefe dizisinin maruz bırakıldığı ilkellikten ötürü değil sadece, çocukluğumdan beri yaşadığım istismarlar nedeniyle de.

O zamanlar şimdilerle “muzır” ilan edilen “faydalı” kitaplar pek yoktu, belki de hiç yoktu. Güzel güzel kitaplar okudum ama bedenim, sınırlarım, haklarım, hissettiklerimin meşruluğu konusunda hep el yordamıyla ilerledim. Ailem tacize maruz kalırsam, mesela tanımadığım birisi memelerimi ellemeye yeltenirse ya da biri bana pipisini gösterirse ne yapmam gerektiğini hiç anlatmamıştı. Veya büyüklerin her istediklerini yapamayacaklarını, sevginin sınırlarının olabileceğini, hiçbir şeyi yaşım nedeniyle yapmak zorunda olmadığımı… Ya akıllarına gelmedi ya da Küçükler ve Büyükler’de bir çocuk istismarının açıkça anlatılmasını, Aşk ve Dostluk’ta iki sevgilinin baş başa kalmak istemesini dehşet ve utançla karşılayanlar gibi “bir çocuğa böyle şeyler anlatılmaz,” diye düşündüler. Dolmuşta yanımda oturan adam yeni büyüyen memelerimi ellediğinde, arkadaşımın abisi bize pipisini gösterdiğinde, başka bir arkadaşımın dedesi salyalarını yanaklarımda bıraktığında ne yapacağımı ben hiç bilemedim mesela. Küçükler ve Büyükler’de istismara maruz kalan Hügo gibi hiç düşünmeden kaçıp gidemedim, tepki veremedim. Donup kaldım öylece. Yanımdaki yetişkinlere bile söz edemedim maruz kaldıklarımdan. Büyüdüm, tek başıma dünyayı gezdim, dünyanın bir ucundaki bir adam bana zorla sarıldığında “acaba ben mi yanlış anladım, ben mi sınırlarımı çizemedim,” dedim. Sevgililerim, arkadaşlarım oldu, yaptıklarının hissettikleri sevginin büyüklüğüyle ilgili olmadığını, düpedüz duygusal istismar, flört şiddeti olduğunu anlamakta hep zorlandım. İçten içe hep kendimde aradım kabahati. Maruz kaldığım şeyler karşısında hissettiğim rahatsızlığın meşruluğunu sorguladım. 36 yaşındayım. Anlamaya çalıştığım o kadar çok şey var ki hâlâ. Ne hissediyorsam doğru olanın o olduğuna ikna etmeye çalışıyorum kendimi. Ve şimdi merak ediyorum, dahası bu kitapları linç edenlere, “muzır” bulanlara soruyorum: Çocuğunuzun haklarını, ne hissettiğini bilmesi; dış dünyayı, ilişkilerini anlamlandırabilmesi; kendi sınırlarını çizebilmesi için ona yardımcı olan kitaplar neden sakıncalı? Sizi “insanlığınızdan utandıran”[i] çocuğunuz istismarı öğrenmesi mi, istismarın varlığı mı? Çocukken türlü istismara maruz kalan biri 18 yaşında gelip de bu kitapları okuduğunda (Siyah poşet içindeki yedi kitap 18 yaşın altındakilere satılamayacak zira), kitapların yarattığı sanılan o tehlike ortadan kalkmış mı olacak? Maruz kaldıklarını anlamlandıramayan, sınırlarını çizememiş, hislerinin meşruluğuna güvenemeyen kırık dökük bir yetişkin asıl kendi hayatı için tehlike yaratmaz mı? Eril olanın, “güçlünün” sorgulanması, daima daha tehlikeli oysa değil mi? “Muzır” ilan edilen kitaplara bir de bu açıdan bakın bakalım.

17 Ekim 2019’da Cumhuriyet Kitap’ta yazdığım “Bu Yazı Maneviyatınızı Sarsabilir” başlıklı yazımda “soğukkanlılıkla” aynı konuyu eleştirmiştim. Gene “muzır” ilan edilen, siyah poşet içinde satılması kararlaştırılan çocuk kitaplarıydı konu. “… önemli olan çocuklarımızın, yetişecek o dindar ve biatçı yavrularımızın, şanlı aile yapımızı sarsacak neşriyattan, onları yüreklendirecek, haklarını öğretecek her türlü ıvır zıvırdan uzak ve maneviyatlarının sağlam tutulması.” demiştim. O tarihten bu yana daha iyi şeyler olmadı. Ve ben her defasında cevabımı aldım. Bu tür kitaplar sakıncalı çünkü ülkemizin dört bir yanındaki çocuk istismarları devam etmeli. Çünkü bir çocuk ne kadar birey olamazsa o kadar iyi. Çünkü istismardan söz etmek “insanlık suçu”, çünkü pipi ayıp, çünkü âşık olmak pis, çünkü herkesin hakkı ona verilen kadardır, çünkü kadınlar ve erkekler eşit değildir, çünkü cinsel yönelim denen bir şey yoktur, çünkü bedenimiz bizim değil toplumundur, çünkü neyin iyi neyin kötü olduğunu biz kendi başımıza anlamamalıyız. Dahası felsefe tehlikelidir. Zira sizi sorgulamaya yöneltir. Felsefeyi müfredattan neredeyse tamamen kaldırmalarından söz edebiliriz daha. Siz, daha kapağını açmadan “nasıl böyle çocuk kitapları olabilir” diyen “kafadan hasta” yetişkinler, çocuğunuzun pipisini başka yetişkinlere göstermeye devam edin. Biz buradayız ve direnmeye devam edeceğiz!


[i] Bu ifade sosyal medyada kitabı linç edenlerden birine ait.