Hayaletlerin Eskimeyen Rüyası: Pedro Páramo

Çağnur Denişik

Edebiyat dünyasına dair anlatılan bir hikâye vardır: Gabriel Garcia Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazdığı günlerde arkadaşı Alvaro Mutis, bir gece “Sen yazı yazdığını sanıyorsun. Al da bunu oku!” diyerek yazarın önüne bir kitap fırlatır. Márquez, kitabı sabaha dek büyük bir hayranlıkla, üstelik peş peşe iki defa okur.

Gabriel Garcia Márquez’e ve onunla aynı kültürel yapıyı paylaşan pek çok Latin Amerikalı yazara ilham olan bu kitap, Meksikalı yazar Juan Rulfo’nun 1955’te yayımladığı Pedro Páramo’dur.

Geçtiğimiz ekim ayında yeni uyarlamasıyla bir kere daha karşımıza çıkan Pedro Páramo, yalnızca Meksika değil bütün İspanyolca edebiyatın yapıtaşlarından biri olarak kabul edilir. Büyülü gerçekliğin olduğu bu sıra dışı kitabın evreni kadar dili de büyülüdür. Kısa cümleler ve sık rastlanan monologlarla anlatılan, farklı mitlerden izler taşıyan şiirsel hikâyesi; katmanlarının arasında Meksika taşrasında yaşanan yoksulluk, yolsuzluk, cehalet, feodalitenin ve ağalık düzeninin etkileri, din adamlarının sistemle ilişkisi, erkek şiddeti gibi pek çok toplumsal gerçeği saklar. Rulfo’nun mistik üslubu ve dolambaçtan uzak, sade ve şiirsel cümleleri; bir kısmı bugün hâlâ dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanında karşımıza çıkabilecek bu bilindik olaylara bambaşka bir çarpıcılık getirir. Anlatımda bilinç akışı tekniği hakimdir. Düş ve gerçek, yaşam ve ölüm, dün ve bugün arasındaki sınırlar belirsizdir. Karakter nüfusunun yoğunluğu ve anlatımdaki iç içelikler de düşünüldüğünde, kısa olmasına rağmen kitabın dikkatli bir takip gerektirdiği söylenebilir.

Juan Rulfo

Pedro Páramo, temelde babasını arayan bir oğulun hikâyesidir. Bütüncül bir kronoloji izlemekten kaçınsa da kitabın başlangıcında Juan Preciado, ölüm döşeğindeki annesinin ricası üzerine, hiç tanımadığı babasını, köklerini, köklerinin bulunduğu yeri görmek için Comala’ya doğru bir yolculuğa çıkar.

“Comala’ya geldim, çünkü bana babamın burada yaşadığı söylendi, Pedro Páramo adında biriymiş. Bunu bana söyleyen annemdi. Ben de o öldükten sonra babamı görmeye geleceğime söz verdim. Bunu yapacağımın bir kanıtı olarak da ellerini sımsıkı tuttum, zira o sırada annem ölmek üzereydi ve ben de her türlü sözü verebilecek durumdaydım.” (s. 7)

Comala’daki tuhaflıklar, ilk satırlarda itibaren okurun etrafını sarar. Burası hayaletlerin hüküm sürdüğü bir yerdir. Juan’ın babası, yani kitaba ismini veren Pedro Páramo’nun kendisi de dahil olmak üzere köy halkı ölülerden ibarettir. Sesleri, anıları, varlıkları her yandan hissedilir. Köy halkının haricinde Juan’ın annesinin sesi de duyulur hâldedir.

“Seslerle, evet. Ve özellikle de rüzgarın nadiren estiği bu yerde bunlar çok daha iyi işitiliyor, insanın kafasının içinde dönüp duruyorlardı. Annemin bana söylediklerini hatırladım: ‘Orada beni daha iyi duyacaksın. Orada sana daha yakın olacağım. Anılarımın sesini ölümümün sesinden daha yakın bulacaksın; eğer zamanın herhangi birinde, ölümün bir sesi olmuşsa.’” (s. 12-13) diye düşünür Juan, köyde geçirdiği ilk gece, konuk olduğu evde. Evin sahibi Dona Eduviges de bir hayalettir. Annesinin önceki gün Juan’ın geleceğini haber verdiğini söyler, oysa Juan’ın annesi yedi gün önce ölmüştür. “Demek ki sesi bu yüzden çok zayıf çıkıyordu,” der bunun üzerine hayalet Eduviges. “Buraya kadar gelmek için sanki çok uzun bir yol kat etmek zorunda kalmış gibi bir hali vardı.” (s. 14).

Başlarda kimin yaşadığı, kimin öldüğü net duyulmasa da hikâye akarken herkesin ölü olduğu fark edilir. Sonunda Juan da artık bir hayalettir.

Günahları bağışlanmadığı için köyde asılı kalan ölüler, hikâyenin anlatımını da üstlenirler. Onların fısıltıları ile öğrenir okur olan biteni, işlenen suçları, Pedro Páramo’nun hikâyesini. Hayaletlerin anlattıkları gösterir ki Pedro Páramo, korkunç suçlar işlemiş bir zalimdir. Onlarca kadından onlarca çocuğu vardır, sapkındır ve katildir. Comala halkını sefalete sürüklemiştir. Köy halkı Pedro Páramo’dan “canlı bir öfke” (s. 8) olarak bahseder.

Son karısı, biricik aşkı Susana Sam, Juan öldüğünde Pedro Páramo derin bir yasa sürüklenir. Köy halkının bu yasa eşlik etmediğini hissettiğindeyse öfkelenir. Tarlaları sonsuz nadasa bırakır, Comala’yı açlık ve yoksulluğa terk eder. Ömrünün kalanında da bir koltuğa oturup Susana’yı mezarlığa götürdükleri yolu izler.

“Pedro Páramo onu çok seviyordu. Şunu söyleyebilirim ki, hiçbir kadını onun kadar sevmemiştir. Onu getirdiklerinde zaten çok çile çekmiş bir haldeydi ve belki de deliydi. Pedro Páramo onu o kadar çok sevdi ki, ömrünün geri kalan yıllarını bir koltuğa oturup onu mezarlığa götürdükleri yolu seyrederek geçirdi. Hiçbir şeye karşı ilgisi kalmadı. Tarlalarını kendi haline bıraktı, bütün eşyalarını yaktırdı. Kimileri artık çok yorulduğu için böyle yaptığını söylerken, kimileri de düş kırıklığına yakalandığını ileri sürdüler; gerçek şu ki, herkesi çiftlikten kovdu ve koltuğuna oturup yüzünü yola çevirdi.” (s. 86)

Neticede zulümden bıkan gayrimeşru oğullarından biri Pedro Páramo’yu öldürür. Páramo, kitabın sonunda “sanki bir taş yığınıymış gibi” dağılıp gider (s. 130).

Öğrendikleri, Juan için çatışma sebebidir. Başta ümit dolu olan arayışı hüsrana evrilir. Annesi ona “Yemyeşil düzlükler. Ufuk çizgisinin, başakları oynatan rüzgarla birlikte yükselip alçaldığını görmek, öğleden sonranın üç bukleli bir yağmurla taçlanışı. Toprağın rengi, yoncanın ve ekmeğin kokusu. Bala bulanmış gibi kokan bir köy” (s. 22) tasvir etmişken Juan’ın gördükleri bambaşkadır. Bu durum, bastırma savunma mekanizmasını anımsatır. Psikanalize göre, özellikle erken çocukluk dönemlerinde yaşanan ve baş edilemeyen çatışmalar bilinçdışına bastırılır. Bastırma mekanizması aslında hemen herkeste, farklı şiddetlerde mevcuttur. Freud (1905), bastırmanın ruhsal olanı sakladığını ve koruduğunu anlatır. Gerçeği hayalden, dışarıyı içeriden ayırmak bastırma ile sağlanır. Ruhsal yapı, diğer savunma mekanizmalarının işleyişi ve ötekiyle ilişki; bastırmanın yetersizliği veya fazlalığından etkilenerek şekillenir. Juan’ın annesi de o çok sevdiği köyü korumak adına, oradaki travmatik yaşantıyı bastırmış gibidir.

Bastırmayla yeniden şekillenmiş bu hayal, Juan’ı cezbetmiştir. “Lakin sözümü tutmayı hiç düşünmemiştim; ta ki şimdi birden düşler görmeye, gözümün önünde hayaller uçuşmaya başlayana kadar. Ve böylece, annemin kocası olan Pedro Páramo adındaki o adamı tanıma beklentisi etrafında, kafamda yavaş yavaş bir dünya oluştu. Comala’ya işte bu yüzden geldim.” (s. 7) diye anlatır yola çıkma sebebini. Pedro Páramo’dan “baba”dan önce “annemin kocası” olarak bahsedişi dikkat çekicidir. Psikanalize göre bebeğin dünyası başta anneden ibarettir. Zamanla bir üçüncü kişi, annenin sevgilisi olarak araya girer ve anne bebek romansını böler. Bebek artık annenin aşkı için rekabete girmelidir. Baba, erkek çocuğunun gözünde her şeyden önce annenin aşkına talip olan kişidir. Üstelik bu kişi oldukça güçlü, otoriter, tehditkâr biridir. Bu güçlü figürle savaşamayacağını öngören erkek çocuğu, anneden başka bir aşk nesnesi seçerek ödipal karmaşayı nihayetlendirir. Pedro Páramo, rekabeti mümkün kılmayacak kadar gaddar bir otoritedir. Juan da kitabın içinde kendine bir aşk nesnesi edinecektir.

Ödipal dönemin bir başka öğretisi de nesil farkını tanımak üzerinedir. Ödipal döneme adını veren mitte Oedipus, evrensel ensest yasağını tanımaz ve babasını öldürerek annesiyle evlenir. Bu yasanın inceldiği yerler Pedro Páramo’da da sezilir. Silikleşen yalnızca düş ve gerçeğin, ölüm ve yaşamın sınırları değildir. Karakterler arasındaki roller, cinisyetler ve nesil farklılıkları da geçişlidir. Öyle ki en başta, Juan’ı köye getiren arabacı; bir yabancı değil, Pedro Páramo’nun oğlu, yani Juan’ın kardeşidir. “Dolores’in oğlu benim oğlum olmalıydı.” (s. 15) der Juan’ın annesinin arkadaşı, hayalet Eduviges, bu son dakika kararıyla değişen bir rolmüş gibi. Donis’in karısı olarak bilinen kadın, Juan’a “O benim kocam değil, erkek kardeşim, ama bunun bilinmesini istemiyor.” (s. 56) der. Pedro Páramo’nun büyük aşkı Susana, babasına ismiyle hitap eder ve Bartolomé, Pedro Páramo’nun onunla evlenmek istediğini haber verdiği yerde kızını “Bana Bartolomé deme! Ben senin babanım.” (s. 90) diye uyarır. Juan öldüğünde, onunla aynı mezarda yatan kişinin kadın mı erkek mi olduğu belirsizdir. “‘Adın Doroteo demiştin, değil mi?’ / ‘Hiç fark etmez. Adım aslında Dorotea, ama hiç fark etmez.’” (s. 63)

Baba katlı ve katledilen babanın totemi, psikanalizin temel anlatılarından biridir. Freud, uygarlığın bu yolla kurulduğundan bahseder. Başlangıçta ilkel topluluktaki her kaynak, babanındır. Kadınların hepsi ona aittir ve oğullar, babanın otoritesine tabidir. Bu kaynak paylaşımına itiraz eder ve başkaldırırlarsa hadım edilecek, topluluktan sürüleceklerdir. Ya babayı öldürecek ya da atıldıkları yerde kendi küçük gruplarını yaratacaklardır (Freud, 1930). Pedro Páramo, psikanalizin bu ilk babasını anımsatacak kadar güç sahibi bir adamdır. Topraklar, kadınlar ve çocukların “sahibi”dir. Öyle güçlüdür ki köyü yok etmesi “Comala’dan intikam almaya ant içti: ‘Kollarımı kavuşturacağım ve Comala açlıktan geberecek.’ Ve dediğini yaptı.” (s. 123) anlatısındaki kadar kolaydır. Herkesin kaderi onun bir sözüne bağlıdır. Mülkiyetin resmi evrakı için “Onları yakacağım.” der, çekinmeden. “Kağıtlarla ya da onlarsız, sahip olduğum malı mülkü kim sorgulayabilir ki?” (s. 108). Öldüğünde dahi öldüğünün farkında olmaz. Ölürken insanı yumuşaklıktan uzak bir taş yığınına benzetilmesi, belki de bundandır. Kitaptaki tek katı baba figürü Pedro Páramo da değildir. Piskopos, günahlarından utanç duyan bir çifti affetmeyi ve evlendirmeyi kabul etmeyebilir. Peder Renteria, Miguel Páramo’yu kutsamayı reddeder. “‘Hayır!’ dedi başını olumsuz bir şekilde sallayarak. ‘Bunu yapmayacağım. O kötü bir insan oldu ve cennete adım atamayacak.’” (s. 29).

Kuramını babalık kavramı ve dil üzerine yoğunlaştıran Lacan’ın (2006), baba olmanın da tıpkı ölü olmak gibi, ancak işaret edildiğinde anlaşılabilen bir durum olduğu görüşü*, Pedro Páramo’daki babalar kadar hayaletleri de anlatır niteliktedir. Hayaletlerden oluşan karakterlerin ölü olduğunu okur ancak ipuçları ile fark edebilir. Kitaptaki ölüler, edebiyat dünyasında alışılagelmiş olan rollerinin aksine, hikâyenin içinde korku ögesi olarak verilmemiştir. Juan’ın annesinin “Derken birden gökte şimşek çakabilir. Yağmur yağmaya başlayabilir. İlkbahar gelebilir. Orada ‘birdenbire olan’ her şeye alışacaksın, oğlum.” (s. 51) öngörüsü gerçektir. Freud’un tekinsizlik kavramının düşsel bir temsili gibi sunulan köy, hayaletleri ve tuhaflıklarıyla önce Juan’ın annesi, sonra Juan ve en nihayetinde okur tarafından olduğu hâliyle kabul edilir.

Anlatımda dikkat çeken bir diğer unsur, bir düşün içinde gezinme hissidir. Ölen akrabaların canlı ya da ölü hâlleriyle görülmesi, sık rastlanan düşlerdir (Freud, 1900). Pedro Páramo da bu düşlerden belki de en şiirsellerinden birdir. Tıpkı düşlerdeki gibi Comala’da da haz ilkesi, gerçeklik ilkesine baskın gelir. Düşlerde yoğunlaştırma mekanizması sayesinde tek bir nesne birden fazla unsuru temsil edebilir, aynı kişi farklı rolleri birden üstlenebilir. Düşlerin içeriği hakkında ilk bakışta net bir anlam çıkarmada güçlük çekilmesi de bir bakıma, yoğunlaştırmanın etkilerinden birdir. Pedro Páramo’da da hikâyede kimin söz aldığı, kimin kim olduğu belirsizdir. Bir kişi aynı anda hem eş hem kardeş, hem baba hem sevgili gibidir. Tek bir baba, köyün bütün otoritesidir.

Düşlerdeki bir diğer mekanizma, yer değiştirmedir (Freud, 1900). Bu sayede, yoğun arzu ve korkular taşıyan figürler, bu yoğunluklarından arınabilir. Kitapta da baba katli, Juan’dan bir başka oğula, onu köye getiren arabacı Abundio’ya geçmiştir.

Düşlerin sembolleştirme mekanizması (Freud, 1900) kitabın tepeden tırnağa her satırına işlemiştir. Sembolizasyon içerikle de sınırlı değildir. Hikayenin kendisi, yazıldığı dönemim toplumsal ve siyasi yapısı ile Rulfo’nun şahit olduğu savaş ve devrimin bir temsili olarak okunabilir. Alan Bell (1966), Pedro Páramo’nun ölümünü Meksika’nın umudunun yeniden doğuşu ile ilişkilendirmektedir.

Bir diğer düş mekanizması olan ikincil düzeltme, içeriğin katlanılamaz biçimde rahatsız edici, korkutucu ya da şaşırtıcı olduğu yerde bilincin devreye girmesidir (Freud, 1900). Bu yalnıza bir düş, hissidir. Kitabın sonu, bir düşten uyanmak gibi deneyimlenir. Öyle etkileyici bir metindir ki bu, kitabın bitmesi için adeta ikincil düzeltme devreye girmeli ve okurun, Pedro Páramo’nun yalnızca bir hikâye olduğunu hatırlaması gerekir.

“Gittiğin gün seni bir daha göremeyeceğimi anladım. Akşamüstü güneşiyle, gökyüzünün kanlı gün batımıyla kızıla boyanmış olarak gidiyordun. Gülümsüyordun. Bana birçok kez şu şekilde nitelediğin bir köyü arkanda bırakıyordun: ‘Burayı sen varsın diye seviyorum, ama burada doğmuş olmak da dahil olmak üzere, geri kalan her şeyinden nefret ediyorum.’ Şöyle düşündüm: ‘Buraya asla geri dönmeyecek, asla.’” (s. 24)

Katmanlı yapısı, yalın fakat derin anlatımı ve gerçeküstü içeriğiyle Pedro Páramo, Don Quijote’den sonra İspanyolcadaki en büyük yapıt olarak görülmektedir. Daha öncesinde de sinema ve tiyatroya uyarlanan bu hikâye şimdi bir kere daha, bu defa Rodrigo Prieto yorumuyla, ekranlarda yer edinmiştir. Bu düşü kendi zihninde kurmak isteyenler içinse Doğan Kitap bünyesinde Süleyman Doğru’nun çevirisine ulaşılabilir.

*“Of course, there is no need of a signifier to be a father, any more than there is to be dead, but without a signifier, no one will ever know anything about either of those states of being.” (İngilizceye çeviren: Bruce Fink)

Kaynaklar:

  • Bell, A.S. (1966). Rulfo’s Pedro Paramo: A vision of hope. MLN81(2), 238-245.
  • Freud, S. (1905). Cinsellik üzerine üç deneme. S. Budak (Haz.) Cinsellik üzerine: Cinsellik teorisi üzerine üç deneme; fetişizm, bekaret kabusu, kadın cinselliği ve diğer çalışmalar içinde, (s. 29-151). İstanbul: Öteki Yayınevi.
  • Freud, S. (2010). Düşlerin yorumu I. (E. Kapkın, Çev.) İstanbul: Payel Yayınevi. (Özgün eser 1900 tarihlidir.)
  • Freud, S. (2011). Uygarlığın Huzursuzluğu. (H. Barışcan, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları. (Özgün eser 1930 tarihlidir.).
  • Freud, S. (2012). Düşlerin yorumu II. (E. Kapkın, Çev.) İstanbul: Payel Yayınevi. (Özgün eser 1900 tarihlidir.)
  • Lacan, J. (2006). On a question preliminary to any possible treatment of psychosis. H. Fink & R. Grigg (Haz.) Écrits: A selection içinde, (s. 443-488). New York: W. W. Norton & Company.
  • Rulfo, J. (2019). Pedro Páramo. (S. Doğru, Çev.). İstanbul: Doğan Kitap.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*