“Gomidas” Oyunu Üzerine

“Gomidas” Osmanlı döneminde yaşamış, Ermeni, Osmanlı ve dünya kültüründe kuvvetli bir iz bırakmış müzisyen ve müzik araştırmacısı Gomidas’ın (Soğomon Kevork Soğomonyan) son yıllarını geçirdiği akıl hastanesinden hayat hikâyesine uzanan yolculuğunu anlatıyor. Oyunu  24. İstanbul Tiyatro Festivali mekânlarından Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’nde izledik. Oyuncusu Fehmi Karaarslan, yazan ve yöneten Ahmet Sami Özbudak ve prodüktör ve süpervizörü Ersin Umut Güler ile söyleştik.

Esin Hamamcı

esin.hamamci@sanatkritik.com

Esin Hamamcı: Çağdaş Ermeni klasik müziğinin kurucusu olarak adlandırılan Gomidas Vartabed’in hikâyesinde sizi çeken neydi?

Ahmet Sami Özbudak: Hem muhteşem başarılara imza atmış olması, hem insan tarafı, hem de bir asırdır bizlerle kurduğu müzikal köprü benim için yeterli sebepler diye düşünüyorum. Onun dışında hem Türkiye’nin hem de Ermenistan’ın kültür tarihi için çok önemli bir figür diye düşünüyorum. Gomidas bir sürü sebepten dolayı daha uzun yıllar hikayesi anlatılmaya değer bir isim olarak karşımıza çıkacak.  

Ersin Umut Güler: Bu toprakların yetiştirdiği çok yönlü ve önemli bir müzisyen Gomidas Vartabed, sesi susturulmuş, bir kesim tarafından unutturulmuş büyük bir sanatçı.1915’te yaşadığı sürgünün ardından önce İstanbul’da sonra Paris’te bir akıl hastanesinde 18 yıl geçirirken hiç kimseyle konuşmayarak bu dünyadan ayrılışının sessiz çığlığını bugünün seyircisine ulaştırmak, onu hatırlatmak, bilmeyene tanıtmak ve sesine nefes olmak benim için çok heyecan verici.

Fotoğraf: Saygın Serdaroğlu

E.H.:  İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında oynanan Gomidas’ın tiyatro ekibi olarak bir araya geliş süreciniz nasıl oluştu?

A.S.Ö.: Ben uzun zamandır Ersin Umut Güler ile çalışmak istiyordum. Aynı şekilde oyunculuğunu çok beğendiğim ve özel bir işte çalışmak istediğim Fehmi Karaarslan’la da yeni bir şeye imza atmak istiyordum. Bütün bunların yanı sıra Gomidas uzun yıllardır beni meşgul eden bir isimdi. İlk önce Gomidas değdi bana, sonra Fehmi, Umut ve Hagop Mamigonyan ve Lusavoriç Korosu… Her şeyiyle büyülü bir buluşma benim için.

E.U.G.: Ahmet Sami ile daha önce başka bir oyun okumasında tanışmıştık ve beraber bir oyun yaratmak istiyorduk. Bana Gomidas Vartabed’in hayatıyla ilgili bir oyun yazmak ve Yolcu Tiyatro bünyesinde sahnelemek istediğini söyledi. Ben de Sami’ye, Gomidas Vartabed’i çok sevdiğimi ve böyle bir projeyi seve seve beraberce yapabileceğimizi söyledim. Birkaç dakika süren konuşmanın ardından prodüksiyon için çalışmaya başladık. Sami, Fehmi, Hagop-Lusavoriç korosuyla bir masanın dört ayağı oluşturduk ve yaklaşık 80 kişinin eli, emeği değdi bu oyuna.

Fotoğraf: Saygın Serdaroğlu

E.H.:  Kumkapı’daki Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’nin içerisinde simgesel bir dekorda oynanan oyun monolog hâlinde devam ediyor. İtalik sesleri, Gomidas’in iç sesleri ve dış sesleri 85 dakika boyunca tek bir oyuncunun ağzından dinliyoruz. Aynı zamanda oyuncunun karaktere çok hakim olduğu bir performans izliyoruz. Oyunun monolog halinde sunulma fikri nasıl oluştu?

A.S.Ö.: Aslında bu oyunun iki başrolü var Gomidas Vardabet’i canlandıran Fehmi ve Hagop Mamigonyan yönetimindeki Lusavoriç Korosu. Oyunun baştan beri bendeki fotoğrafı buydu. Tek başına bir aktörün anlatımı ve görkemli koro yeterli diye düşündüm hep.

Fotoğraf: Orhan Cem Çetin

E.H.:  Büyüleyici bir atmoser ve çarpıcı bir dekorla Gomidas’a ara ara 40 kişilik bir koro da eşlik ediyor. Koro şefi Hagop Mamigonyan eşliğinde koristlerle, yer yer anıları çağrıştıran sinestezik bir etki yaratıyor. Bir yandan Ermeni müzik tarihinin önemli parçalarını seslendiriyor. Koro fikri nasıl oluştu ve bu oyunda önemi sizce nedir?

A.S.Ö.: Ben başından beri bu hikâyenin bir koroyla anlatılması gerektiğini düşünüyorum. Oyunun tasarımı da bu düşünceyle doğdu. Zaten hayatı korolarla geçmiş büyük bir dehanın anlatımı bu şekilde yerini bulurdu diye hissediyorum.

E.U.G.: Gittiği her yerde korolar kuran Gomidas Vartabed’in hikâyesi, kertenkelelerim dediği koristleri olmadan sahnelenseydi, koristleri onun eserlerini seslendirmeseydi eksik kalırdı.

Fotoğraf: Orhan Cem Çetin

E.H.:  Gomidas’ı mekân çerçevesinde inceleyecek olursak kilisede bir oyun ortaya koymanın sizi zorlayan yanları oldu mu?

A.S.Ö.: Akustikten oturuma bir sürü zorluğu var ama bu hikâyeye inanılmaz bir ev oldu Surp Vortvots Vorodman Kilisesi. Seyircide bütün bu zorlukları satın alıyor ve hikâye bu atmosferle adım atıyor. Benzersiz bir deneyim hem seyirci, hem de bizler için.  

E.U.G.: Prodüksiyon sürecinde ve oyunun sürekliliğini sağlama aşamasında kilisede oyun sahnelemek operasyonel ve maddi olarak herhangi bir sahnede oyun sergilemekten çok daha zor. Yolcu Tiyatro olarak  9 yıldır oyunlarımızı başta İstanbul olmak üzere farklı şehirlerde tiyatro salonlarında sahneliyorduk. Her oyunun yükü ayrıdır. Bağımsız-özel tiyatrolar içinancak tiyatro salonuharici alansürekli sürprizler yaratabiliyor bize. Bütün zorluğuna rağmen diyorum ki bu oyunu iyi ki Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’nde sahneledik.

Fotoğraf: Saygın Serdaroğlu

E.H.:  Goethe’nin -oyunda hatırladığım kadarıyla- “Hayata iki kere gelirsin, birinde yaşarsın, diğerinde anlatırsın” sözünün bu oyunda işlevi nedir?

A.S.Ö.: Doğrusu şu şekilde o cümlenin; hayata iki kere gelsem birinde yaşarım, diğerinde okurum. Ben bu cümleyi sizin söylediğiniz gibi uyarladım. Ben hayatı yaşadım, öldüm ve şimdi anlatmak için karşınızdayım diyor Gomidas benim hikâyemde.

Fotoğraf: Orhan Cem Çetin

E.H.:  Oyun aslında bir yandan interaktif bir şekilde ilerliyor. Fehmi Karaarslan, oyunda bazı soruların cevaplarını oyunculardan bekliyor. Oyuncuların gözlerinin içine bakıyor. Oyuncu, oyuna dahil olduğunda, bir anda sahneye de eklemleniyor aslında. Bunun bir yabancılaştırma efekti yarattığını düşünüyor musunuz? Gomidas’ın böyle bir etkisi var mıdır?

A.S.Ö.: Bu oyunda seyirci aslında Gomidas’ın konuştuğu ağaçlar. Bir hastane bahçesinde zamana meydan okuyan bilge ağaçlara sorular soruyor, cevaplar bekliyor, hissetmek istiyor. Dünyada onu dinleyecek sadece ağaçlar kalmış. Bu hikâyede izleyici oyunun bir parçası, hem de bir ağaç olarak.

Fotoğraf: Orhan Cem Çetin

E.H.:  Gomidas, “Ermenistan bir müzik kutusuymuş. Her açtığımda yeni bir şey duydum” diyor. Onun müzik tutkusunu nasıl değerlendirirsiniz?

A.S.Ö.: Bence onun hayatına anlam katan, yalnızlığına merhem olan, onu insanla ve Tanrı’yla buluşturan bir şey müzik. Müzik olmasa yaşadığı hayat kuraklaşır ve yaşamla olan bağı koparmış gibi geliyor. Gomidas müzikle hayat tutunmuş, nefes alışına bir amaç bulmuş. Onun bu tutkusu sayesinde Anadolu’da ve Ermenistan’da kuytularda yitmeye yüz tutmuş onlarca şarkı gün yüzüne çıkmış.  

E.U.G.: Müzik aracılığıyla çocukluğundan itibaren kaybettiği insanlarla konuşuyor, kaybolmaya yüz tutan hikâyeleri alıp gün yüzüne çıkarıyor sanki. Bir tür hayatı anlama, anlamlandırma, yüzleşme, hesaplaşma, kendiyle konuşma biçimi müzik Gomidas için. Ta ki 18 yıl sürecek olan ebedi sessizlik yıllarına geçip müziği bırakana kadar. Sonrasında sessizliğyle konuşuyor bu dünyayla.

E.H.:  Oyun İKSV kapsamında Fransızca ve Türkçe versiyonlarıyla sahnelendi. Oyuncu ve teknik açıdan ne gibi farklılıklar var?

Fehmi Karaarslan: Dil hem ruhsallıkta hem de düşüncede kendini var eden en esas organik temellerden biri. Farklı iki dilde oynarken her dilin tınısı ve vurgusu oyunun içindeki anlara farklı yansıyor ister istemez. İki ayrı dilde oyunculuk demek iki dilde iki ayrı karakter çalışmak gibi bir süreç olduğunu söyleyebilirirm.

E.H.:  (Fehmi Karaarslan’a) Lyon Üniversitesi’nde sahne sanatları alanında yüksek lisans yaptınız. Paris Devlet Konservatuarı’nda okudunuz. Muhteşem Yüzyıl, Çalıkuşu ve Zorlu PSM’de oynanan ve Direklerarası Tiyatro Ödülü (Ensemble-2018) ile Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri (Ekip Oyunu-2018) alan Mutluyduk Belki Bugüne Kadar’da oynadınız. Ve daha pek çok projede yer aldınız. Gomidas’ı sizin için farklı kılan nedir?

F.K.: Savrulmalarla geçmiş, deha bir müzikolog ve rahip Gomidas’ın hayat hikâyesiyle karşılaşınca etkilenmemek imkansızdı. İki kültür arasında köprü olabilecek, yaraları sarabilecek böyle görkemli bir figürün hayatını oynamak, onu tanımayanlarla buluşturmak, izleyende yeni bakış açıları geliştirmek ve acılarımız üzerinden barışmak çok değerli benim için.

Fotoğraf: Orhan Cem Çetin

E.H.:  “Sürgün” bir hayat yaşayan, “sesi duyulmayan”, ancak müziğiyle pek çok kişiye ses olan Gomidas’ın hayatını sahnelemek nasıl bir his?

A.S.Ö.: Bir yanıyla gurur verici, bir yanıya yaralayıcı. Her oyun bizim için zor. Her oyun o ağıtları yakıp, ölümle ve ayrılıkla yüzleşiyoruz. Bittiği zaman sadece işinizi yapmış olmanın güzelliği değil, bir sürü acının ağırlığı da sizinle kalıyor.

E.U.G.: Bu toprakların yetiştirdiği büyük bir müzisyenin hayat hikâyesini seyirciyle buluşturuyor olmak benim için çok heyecan verici. Diğer yandan Gomidas özelinde yakın tarihle, tektipçi ve farklılıkları reddeden devlet anlayışıyla hesaplaşmak yüzyılların sessiz çığlığına sanatla, tiyatroyla, müzikle nefes olmak bugünün bir sanatçısı olarak bana şu cümleyi hatırlatıyor; “Başka ne yapsam ağzımda kül tadı bırakırdı.”

E.H.:  (Ahmet Sami Özbudak’a) 2013 yılında İz isimli oyununuz GalataPerform prodüksiyonu ile seyirciyle buluştu. Bu oyunla Avrupa’nın en prestijli ödüllerinden birisi olarak gösterilen Heidelberger Stückemarkt Avrupa Genç Yazar Ödülü’nü aldınız. Hayal-i Temsil, Sherlock-Hamid, Meçhul Paşa gibi oyunları kaleme aldınız ve bu oyunlar Afife Ödülleri gibi pek çok ödül getirdi. Bu süreçten sonra Gomidas’ı yazarlık yolculuğunuzda nerede konumlandırırsınız?

A.S.Ö.: Her oyun, her hikâye bir macera. Gomidas tabii ki benim için çok önemli bir yerde. Yazarken bir sürü risk aldım ve teknik olarak yeni şeyler denedim. Bu bağlamda seyirciye de zor bir teklifi var metnin. Hikaye içinde hikaye, anlatı içinde anlatı var. Takip konusunda biraz fazla performans bekliyor olabilirim seyirciden ama bundan mutluyum. Seyircinin büyük bir kısmının da bundan memnun olduğunu görüyorum. Denenmiş bir sürü yeni şeye bakıp bu metnin benim için çok özel bir yerde olduğunu söyleyebilirim. 

E.H.:  (Ersin Umut Güler’e) Joko’nun Doğum Günü, Kürklü Venüs, Kapıların Dışında gibi oyunları yönettiniz. Gece Sempozyumu, When in Rome, Gabriel’in Düşü gibi oyunlarda rol aldınız. Bu oyunlar size “Yılın En Başarılı Yönetmeni-Oyuncusu Ödülleri”ni getirdi. Aynı zamanda Kürklü Venüs’ün oyuncularındansınız. Siz bu yelpazede Gomidas’ı nerede konumlandırırsınız?

E.U.G: Gomidas oyununu benim için özel kılan pek çok yanını önceki soruların cevaplarında yanıtlamış olabilirim. Pandemi gibi pek çok insanın yalnızlaştığı ve içine kapandığı, sanatçıların, sanat kurumlarının çok zor zamanlar geçirdiği, tiyatroların sürekli tek kişilik oyunlar sahnelediği bir süreçte, Yolcu Tiyatro olarak böyle kalabalık kadrolu bir oyunu hep beraber yaratmış olmak, yalnız olmadığımı daha da derinden hissettirdi bana ve bundan sonra yaratacağım oyunlar için cesaretimi arttırdı.