Ali Bulunmaz
Matadorun değil boğanın tarafını tutan, Latin Amerika’nın ve Uruguay’ın hikâye anlatıcısı Eduardo Galeano; resmî tarihin karşısına gerçekleri koyan ve âdeta tarihin damarlarında gezinen bir yazardı. Ömrü boyunca sansürle, yurtsuzlaştırmayla, baskılarla ve ayrımcılıkla mücadele ederken belleğini ve masumiyetini kaybetmemek için direnenlerle yan yana durmaya uğraştı.
Galeano, insanı kör eden ve karşısındakini düşmanlaştıran ırkçılıktan, milliyetçilikten, militarizmden ve elitizmden değil, unutmaya ve unutturmaya karşı bellekten ve hatırlamaktan yana zar attı. İkiyüzlülüğün ve yabancılaşmanın üstüne sözcüklerle yürüdü. Yazarak ve anlatarak umudu her türlü kepazeliğin elinden kurtarabileceğine inandı. Bunu bir ölçüde başardı da. Bulup çıkardığı belgeleri belleklere yükledi, belleklerdekileri belge hâline getirdi. Bu nedenle John Berger’ın, kendisi için söylediği “dünyanın vicdanı” payesini sonuna kadar hak etti. Korkuya, korkutmaya ve ölüm sevicilerine karşı renkli ve umut dolu karnavalları savunurken hakikatten bir adım geri atmadı. Dayanışmayı, adaleti ve sevgiyi her şeyin önüne koydu.
İşte bu nedenlerle aşkın ve sevginin başkaldırı, devrim, güç, özgürlük, düşünme, yaşama, bakma ve görme hâli ya da biçimini anlattığı Sevmenin Kitabı, Galeano’nun hikâye ve tarih anlatıcılığında hayli önemli bir yere sahip. Başka bir deyişle Sevmenin Kitabı; yaşamın, hatırlamanın ve mücadelenin Galeano’nun anlatımıyla satırlara dökülüşü.
Bekleyişler, Buluşmalar, Endişeler ve Huzurlar
Tarihin farklı dönemlerinden ve çeşitli coğrafyalardan aşk, sevgi ve direniş hikâyeleri anlatan Galeano, bunu kadınlarla ve erkeklerle sınırlamadan eylemle ve yaşama arzusuyla bir araya getiriyor.
Sevginin, çocukların ve yetişkinlerin bir oyunu hâline nasıl geldiğini, bazen eski zaman insanlarının yaşadıklarından bazen yakın geçmişte olup bitenlerden örneklerle ortaya koyuyor. Bazen de sözü kendine ve eşi Helena’ya getiriyor: “Boşlukta yuvarlanarak sevişen lezzetli ve neşeli küçük bir et topuyduk, Helena’nın rüyasında ve sonsuz boşlukta dönüp dururken ışıl ışıl parlayan, cezbedici kokuların yanı sıra buharlar çıkaran tek bir küçük sıcak top; yuvarlanırken düşüyordu, yavaşça düşüyordu, ta ki en sonunda kendini büyük bir salatanın dibinde bulana dek. İkimizin, onunla benim oluşturduğumuz o küçük top orada kaldı ve salatanın dibinden gökyüzünü seçebildik. Gür marul yapraklarının, kereviz saplarının ve maydanoz ormanlarının arasından kafamızı zar zor uzatıp gecenin en ücra köşelerinde gezinen yıldızların bazısını görmeyi başardık.”
Aşkı ve sevgiyi, bekleyişlerin ve buluşmaların, endişenin ve huzurun bir biçimi olarak tarif eden hikâyeler bulup çıkarıyor Galeano. Aşkı ve sevgiyi, gelgitli ve gerilimi bol bir yolculuğa benzetiyor; yaşam ile ölüm, coşku ve yok oluş arasındaki ince çizgi gibi düşünüyor onları: “Aşk, yolculuğunun en derin noktasına ya da uçuşunun en yüksek noktasına ulaştığında bizi güldürmez: En derinde ya da en yüksekte bizden inlemeler, çığlıklar, acı çekme sesleri koparır ama bu coşkun bir acıdır ve iyi düşünüldüğünde bunda bir tuhaflık yok çünkü doğmak acı veren bir sevinçtir. Bizi parçalarken birleştiren, kaybederken bulan ve bitirirken başlatan kucaklaşmanın doruk noktasına Fransızlar ‘küçük ölüm’ diyorlar. Ona ‘küçük ölüm’ diyorlar ama değil mi ki bizi öldürürken doğuruyor, o büyük, çok büyük olmalı.”
İnsanın hayatını bir yıldırım misali altüst eden aşkın ve sevginin devrimci tarafını da muktedirleri hayli korkutan yanını da eksik etmiyor hikâyelerinden. Böylece iki ayağı üzerine dikilmeden önce de dikildikten sonra da onların insan yaşamında ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor bize. Galeano’nun bu anımsatması, aynı zamanda aşkın ve sevginin dile gelişinin, diğer bir ifadeyle onların dilinin tarihi demek. Bu dil, insanın yalnızlıktan kurtuluşuna da denk geliyor. Öte yandan özlemlerini, acısını ve öfkesini anlatma, kayıtlara geçirme tarihinin başlangıcına da…
Kötülüğün ve ölümün kol gezdiği dünyada aşkın ve sevginin klasik anlamlarını aşan hikâyelere de yöneliyor Galeano; onların yeniden doğuş, insanların ölüme ve öldürmeye mahkûm edildiği değil, suçun ve yasakların aşıldığı bir yeryüzünü ve hayatı müjdeleyeceğine inananlarla buluşturuyor bizi.

“Her Büyüklük Cüceleşiyor“
Sevmenin Kitabı’yla bizi bir kez daha insanlar ve olaylar arasında yolculuğa çıkaran Galeano; Latin Amerika’nın “kaderi” hâline getirilmeye çalışılan diktatörlere karşı kendi seçmediği hiçbir şeyi kabullenmeyenlerin açtığı başkaldırı bayrağını büyük bir tutkuyla dalgalandırışını, üstü itinayla örtülmek istenen hakikatlerle hikâyeleştiriyor.
Galeano; aşkın ve sevginin, gayet politize bir eylem olabileceğini anımsatırken onların belleği harekete geçirdiğini ve bir şarkı misali kuşaktan kuşağa aktarıldığını söylüyor. Bu aktarım ise bir noktadan sonra sanata dönüşüyor. Giden sanatçının başyapıtını, yerini alan bir başka sanatçıya teslim edişine benziyor bu durum.
Sevginin illa aşk ve ilişki manasına gelmediğini; anlama, öğrenme ve yaşananları kavrama gibi tarafları da olduğunu hatırlatıyor Galeano. Bunlar ise kalıpları kırmaya, keyfiyete, katliamlara ve özgürlüğü kısıtlamaya karşı durmaya denk geliyor. Revueltas’tan Rulfo’ya, Arguedas’a, Onetti’ye, Neruda’ya, Cortázar’a, Quiroga’ya ve Carpentier’e selam gönderiyor yazar.
Atıf yaptığı yaşama, direnme, sorgulama ve yazma sevgisi, Galeano’yu tarihî anekdotlara sürüklüyor her zaman olduğu gibi. Bunlar, kâh güç ve iktidar gerilimlerine kâh insanların bozulan sinirlerine kâh dünyayı sadece kendisi için yaşanabilir bir yer hâline getirmeye uğraşan gruplara dair hakikatleri yansıtıyor. Hakikat demişken yazarın şu satırlarını atlamamak lazım: “Budanmış hafıza olan resmi tarih dünyaya hükmeden buyurganların upuzun bir kendi kendilerini pohpohlama törenidir. Tepeleri aydınlatan projektörleri temeli karanlıkta bırakır. Her zamanki görünmez kitleler tarihin senaryosuna Hollywood figüranları gibi dâhil oluyor. Fakat gerçek tarihin asıl aktörleri onlar, geçmiş ve şimdiki gerçekliğin yok sayılmış, yalan söylenmiş, gizlenmiş başaktörleri, başka bir olası gerçekliğin harikulade yelpazesini canlandıran insanlar. (…) Hakikat yolculukta, limanda değil. Hakikatin arayışından başka hakikat yok. Biz suça mahkûm muyuz? Çok iyi biliyoruz ki biz insani hayvanlar yakınlarımızı yiyip bitirmeye ve gezegeni yok etmeye çok meyilliyiz, ama şunu da biliyoruz ki eğer çok eski çağlardaki paleolitik dedelerimiz bir parçasını teşkil ettikleri doğaya uyum sağlamayı öğrenemeselerdi ve toplamayı ya da avladıklarını paylaşmayı bilmeselerdi biz burada olmazdık.”
Yaşamın ve ölümün devam ettiği dünyada, hikâyelerin ve hakikatlerin peşine düşen Galeano, “galiplerin” ve “mağlupların” durumunu anlatıyor. Diğer bir ifadeyle “galibin” kof gücünü, “mağlubun” gerçek kuvvetini… İnsanlığın tarihini bir “labirente” ve “nafile gölge oyununa” benzetirken yine bir hakikati dillendiriyor: “Her büyüklük cüceleşiyor. Her vaadin arkasından ihanet kafasını uzatıyor. Savaş kahramanları açgözlü büyük toprak sahiplerine dönüşüyor.” 1919’da ABD’de suçlu ilan edilen Emma Goldman’ın cümlesiyle bütünlüyor savaşa dair hakikati: “Bütün savaşlar, savaşmaktan aşırı korktuğu için kendisinin yerine başkalarını ölüme gönderen ödlek hırsızlar arasında yapılır.” Bu sıraladıkları da hakikat sevgisinin bir örneği.
Galeano’nun hakikati ise senelerce sürgünde kalması; Uruguay’daki diktatörün onu yersiz-yurtsuz bırakması yüzünden gittiği İspanya’da geçirdiği yıllar ile geri dönüşü arasındaki zaman…
Uruguay’da başlayan, sürgünde devam eden ve Uruguay’da tamamlanan ömründe Galeano, Sevmenin Kitabı’nda ve diğer metinlerindeki hikâyeleri kaleme alıyor. Bu sırada başka bir hakikatin daha farkına varıyor: “Her insan diğerlerinin arasında kendine has bir ışıkla parıldar. Birbirinin aynı iki ateş yok. Büyük ateşler, küçük ateşler, her renkten ateş var. Sakin ateşli insanlar var, onların alevi rüzgârdan bile etkilenmez; buna karşılık ateşleri etrafı kıvılcımla dolduran çılgın ateşli insanlar da var. Kimi ateşler, sersem ateşler, ne aydınlatır ne yakar ama bazıları yaşamı öyle bir iştahla tutuşturur ki insan, onlara gözünü kırpıştırmadan bakamaz ve onlara yaklaşan kavrulup yanar.”
İşte Sevmenin Kitabı, bu insanların ve ateşlerin öykülerinden oluşuyor.
Sevmenin Kitabı, Eduardo Galeano, Çeviren: Süleyman Doğru, Sel Yayıncılık, 344 s.

