From A Wandering Window: Merve Ünsal’ın Gezgin Pencereleri Veya Sessizliğin Kaldırma Gücü

Niyazi Zorlu

Merve Ünsal’ın From a Wandering Window (2019) videosu (b)akışın kesintiye uğradığı, “aklımıza gelen”in “başımıza geldiği” yere sürükler bizi; o sesleri, imgeleri, devinimleriyle gün aşırı beynimizi oyan, bakanı felsefi sayıklamalarla baş başa bırakan sonsuz bir şantiyenin ta kendisi olan hayatın nihai amacına. Kulağımızın pes ettiği yerdir orası, bizi nihayetinde gezgin bir pencereye (a wandering window) dönüştüren, taş taş üstüne çatılmış görkemli tapınakların kıyısında… Siyah-beyaz dönüp duralım diye; en savunmasız yani dikelmiş bir vaziyette, şeylerle göz göze gelmenin dehşetinden, sıkıntısından uzakta… Yüzümüzü tamamıyla ihmal edilmiş bir boşluğa, gökyüzüne çevirelim ve bir iç-ses’e dönüşelim: “Ta kendisi, sessizliğin kaldırma gücü bu!”

Ünsal’ın video işleri, izleyeni türlü deyişlere, anlamlara da sürükler: Merve Ünsal’ın “kapılan-insan”ı –ona bundan böyle Latince bir isim bulmalı– omurgasından vaz geçmiş, (artık) az önce doğmuş, suyun kucağında gezinen ıslak bir varlıktır. Aradan zaman geçmiş ve ağzı önceki işlerindeki (“Outside Instead of Before, 2018, #1 ve #2”) sözcükleri, ayakları yerçekimini unutmuştur; perspektif (bir iki geriye dönük hatırlama haricinde, hemen hemen tamamen) değişmiş, “tepeden bakış” yerini “tepeye bakış”a bırakmıştır ve Ünsal dünyayı bu bakışa takılmış izlerden, “sırt yordamı”yla, rastgele anlamaya, ona kulak kabartmaya koyulmuştur. Amansız bir selden çıkmış gibi… Gözün çarptığı/takıldığı nesnelerin (elektrik kablosu, kuşlar, ağaç dalları, bulut topakları, gözalıcı bina kıvrımları) etrafında yumuşak devinimlerle, dans edercesine döner durur.

Belki de kaçış yoktur, belki beden denen o derinliğe gönderme yapan üslup (Barthes)[1] içinden çıktığı, geride bıraktığı yataylığa, kendini sağır, kör kılan bir deliliğe benzer başka bir yuvarlağa, göklere sığınmıştır.

Neredeyse şok olmuş, korkunç bir patırtıyla felçlenmiş, (şeyler üzerinde) konuşmayı henüz sökememiş, seslere ve renklere direnç gösteren herkes, elbette kendisini tercüme etsin, kendi adına konuşsun diye elinde kalan (hiçbir bir dalda durmayan) hercai görüntülere sığınır: “Ey göklerdeki! Niye yerlere fırlattın beni!”

Madem ki daireler çizer, madem ki mesele bilgiye gelir dayanır (Ünsal, “Görmesi gerekiyordu, ne olduğunu bilmek istiyordu,” der), o zaman From a Wandering Window’a, eski kentlerin diyaloglarından doğan “çember” bir fikrin ışığında yaklaşabiliriz. Platon’a göre bilgiye (doğruluk, ölçü, yiğitlik, bilgelik değerlerine) tam aydınlıkla ulaşan yol bir çemberdir.[2] Dünya henüz kendini göremese de güneş, bir eserden diğer bir esere bulaşmış, kesinleşmeye yüz tutmuş bir bilgidir, yuvarlaktır. Zamanla Da Vinci’nin insanı da ellerini ayaklarını hayata meydan okurcasına kıvançla, gerine gerine açar açmaz bir kasnağa, bir çembere sığacaktır. Yuvarlanmak, yuvarlanıp gitmek binlerce yıllık kültürel ürünlerin gösterdiği üzere insanlık belleğine abanan bir zorunluluktur; kare, dikdörtgen, pencere biçimli şeylerin kaderinde (heykellerin kıvrımlarında, yuvarlarında) dahi vardır.

Duyularımızı yapan usta, her ne kadar görmeye ziyadesiyle (muazzam) emek vermişse (ve Ünsal son işinin “giriş”inden başka bir şey olmayan önceki işlerinde[3]) gözünü sesler eşliğinde “dışarı”lara, pencerelere, geniş kederlere, “önce”lere açılan, iki kişinin (diyaloğun), muşamba kaplı masaların zar zor sığdığı balkonlara dikmişse degörmek kavramanın garantisi, başka deyişle “hiçbir şeyi” değildir. Kavranan/kıvranan dünya başka, görülen/gömülen dünya başkadır. Şeyler harfler kadar kırılgandır. “Şeyleri” görüyorsak, kelimeler eksik olduğu içindir… (Foucault)[4]

Dahası görünüşler aldatır (Ünsal’ın işlerindeki görünüşler ise daha çok acıtır); bakışı bir görünüşten ötekine, bir uçtan uca atlattıkça, ruhun aklı işlemez olur. Nesnelere gerçekliğini, kafaya da bilme gücünü veren iyi ideasıdır. Platon’un, insanın hâllerinden (zorba, mülayim, vs.) başka bir şey olmayan Devlet’inde kamaşan, bulanan gözlerden, görmek, seyretmek fiillerinden bolca vardır. Ses ise “bir ara”dır, ancak bütün ağırlığıyla oradadır. Bir zindanın içinde bir yankı düşün, derken sesi hatırlar, sese ulaşır Platon. Geçenlerden her biri konuştukça, mahpuslar bu sesi karşılarındaki gölgenin sesi sanmazlar mı? diye sorar.

Ünsal, ta en başlangıçta, varlığını bütün video yerleştirmelerinde, ısrarla hissettiren bir inşaat “manzarası” karşısında, her türlü duygusal titreşime kapalı, soğukkanlı, mekanik bir sesle kaydeder: “Mesele mesafe değil, mesele aslında sınırı aşmak.”

Ünsal’ın işlerinde önceki işlerinin yankısı/gölgesi vardır; birbirlerinin devamıdır. From a Wandering Window’da, deneyim/göz ile anlatı/metin arasındaki ezeli uçurumu aşmak istercesine, (“Outside Instead of Before #1 ve #2, 2018”deki) sesi ansızın, kökünden kapatır. Siyah-beyaz anaforun içine iki kararma arası giren birkaç saniyelik “inşaat” (koca bir çamur kütlesinde açılmış, göz oyuklarını andırır kuş yuvaları ve o “dikelen-insan”a özgü yıkım-yapım faaliyeti) görüntülerinde rengin de ne kadar geveze ne kadar çığırtkan olabileceğini keşfeder. (Ünsal “Bir şeytan diğer bir şeytanı ısırdığında kendini kopyalar” derken, belki de görüntü ile ses arasındaki bu ilişkiyi kasteder.)

Hareketsiz bir yapının (binanın, tentenin) etrafında yaratılan bir hareket ile hareketli (kuş yuvaları, inşaat) bir yapının karşısındaki hareketsizlik arasındaki çarpıcı terslik sezilmeyecek gibi değildir. (Zıtlık değil, terslik. Ünsal gibi, başka çerçevelerde montajla boğuşan Barthes bütün zarafetiyle uyarır: Zıt olan tahrip eder, ters olan diyaloğa girer ve yadsır.[5] From a Wandering Window’da, Ünsal’ın derdi de tahrip etmek değildir; olsa olsa gözünü yükseklere dikmiş, bizatihi “tahrip gücü yüksek” (teknoloji, belki de sanat, vs.) teşebbüslere işaret etmek, onlarla “ses” aracılığıyla diyalog, –onlara ve kaçınılmaz olarak kendisine dair– “mümkün” bir anlam kurmaktır.)

“Gezmeye çıkmış”, “gezen bir pencere”, a Wandering Window… Bu öylesine kondurulmuş, gelişigüzel adlandırma değildir. Ünsal inşa ederken ani ilhamlara, buluşlara güvenmez; her elemanı zanaatçı titizliği ve disiplininde işler, ayıklar, bir araya getirir; kısacası (video-)işini asla tesadüflere bırakmaz. (Yanlış anlamaların önüne geçmek için söyleyelim: Tesadüflere, hızlara, “otomatik yazılara” yaslanan işlerin de elbette kendi gerek(çe)leri, tarasıları vardır, olabilir.)

“Outside Instead of Before”larda ölü (henüz ayaklanmamış, gezemeyen) pencereleri ve onları hareketli, canlı kılan, (tıpkı perdeler gibi) uçucu nesnelerin arasına sözcükleri de katmalıyız. Tartışmasız etkileyici bir metnin ve “güneşin soldurduğu kâğıtlar”, “betonun sertliğini sağlama vasıtası olarak su” gibi “tuhaf” tersliklerin eşlik ettiği “Outside Instead of Before”larda ve onlardan, oradaki fikirlerden yola çıkmış, gelip “sessizliğe” dayanmış From a Wandering Window’da da Ünsal’ın sözcüklerden beklentileri vardır. (Sözcükler diğer işlerinde de kendilerine yer açar; mesela “Sanatçı Kitabı / sağ-sol-yukarı-aşağı, 2019” için “köşelek”, “bayan kuş” benzeri sözcükler yaratılır.[6])

Gözünü seyirlik dünyaya (theatrum mundi) dikmiş Ünsal’ın meselesi veya malzemesi [–Köşeli parantez [] buraya ne de yakıştı– Sanatın bir çerçeve (çerçeveye alma, çerçeveye varma, çerçeveyi tersine çevirme, çerçeveyi bozma) etkinliği olduğunun ayırdına varan her sanatçı gibi] pekâlâ dildir. Ünsal gibi sanatçıların sanat yapmaları için sahiden de “tökezleme”nin doğasına kafa yormaları ve yeryüzünün pürüzlü kıvrımlarından, çıkıntılarından biri olan dilin süreksizliğini kendilerine sürekli hatırlatmaları gerekir.

Bir inşanın/dilin debdebesinden ve sıradanlığından söz eden From a Wandering Window’da sonradan edinilen, öğrenilen yabancı bir dil gibidir sessizlik: Sessizce. Sessizce kenarlarından kemirilir nesneler, gök denen yüzde Sessizce dağılır giderler… Başka deyişle; ağaçların yaprakları ile yapıların kıvrımlarının kunt arsızlığı, iştahı arasında sesler (bu yazının başına dönerler ve) fırlatıldıklarını anımsar, yere çökerler. Yer insanı “yer” bitirir, yer kendisine çeker. Platon sesine “kulak” verilecek bir figüre evrilir: Düşünen bir insan için dinlemek ve söylemekten daha keyifli bir şey olabilir mi?

Coetzee sanki bütün çağlar, sanatlar adına konuşur: “…öyle yoğun bir merak ki vücutlarını tüketiyor ve yalnızca gözleri yaşıyor, yeni ve amansız bir iştahın organları.”[7]

İşte Ünsal’da göz denen organın kaderi veya “ters”liği sese olan açlığı “su yüzü”ne çıkarmaktır: Seyredenin gözü ses ister, göz kulağı (kulak- kabartmak/asmak/dikmek/ tutmak/misafiri olmak üzere) kışkırtır. From a Wandering Window’da dünyanın sesi kesilir kesilmesine, ancak bu işlemde bir tersliği başka bir terslik “izler”: Görüntülerin doğasında o yeri göğü tutmaya namzet bir avaz da vardır.

Demek ki ihtiyacımız olan sessizlik, Ünsal’da, aynı zamanda çıkmaz bir sokak, dehşet verici bir iddiadır.

Her ne olursa olsun… Merve Ünsal’ın işlerinden konuşurken insan tuhaflaşmalıdır: benim yaptığım gibi, komşular yazılanları duymasın görmesin diye pencereler çekilmeli, perdeler kapatılmalıdır. Bakmanın, göğe bakarken hareket etmenin imkânsızlığından, insan anatomisinin aczinden muhakkak dem vurulmalı; seslerin çarpışma ânlarının büyüsüyle mest olmuş bir hayatın ne menem bir şey olduğunu kurcalamalı, bu dünyada sesi emen uzayları hayal etmelidir. “Kulak-veren-göz” Ünsal’ın işlerinin etrafında edebi bir metin oluşturmanın cazibesine kapılmalıdır.

*Görseller için kaynak: Bilsart (https://www.bilsart.com/en/exhibitions/merve-unsal-from-a-wandering-window/ )


[1] Barthes, Roland, Sesin Rengi, çev. Ahmet Nüvit Bingöl, İstanbul: Metis Yayınları, 2017, s. 173.

[2] Platon, Devlet, çev. Sabahattin Eyüboğlu-M. Ali Cimcoz, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020.

[3] Outside Instead of Before (Öncesinde Değil, Dışarısında), 2018, #1 ve #2”

[4] Foucault, Michel, Ölüm ve Labirent, çev. Savaş Kılıç, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2018, s.158.

[5] Barthes, a.g.y., s. 39-40. 

[6] Çalışma Grupları: Merve Ünsal Sunumu “Tökezleyen Görseller ve Sesler”, Ayşe Köklü ile söyleşi,

[7] Coetzee, J.M, Barbarları Beklerken, çev. Dost Körpe, İstanbul: Can Yayınları, 2020, s. 147-8,