Diğerinin Sıradanlığı: Aşklar ve Hayaletler Üzerine

Melike Sönmezer

melikesonmezer@sanatkritik.com

Aşklar ve Hayaletler adlı öykü kitabı, İletişim Yayınları’ndan çıktı. Ayşe Burçak’ın ilk kitabı olmasının yanı sıra, aslında ilk eseri olduğunu söylemek pek doğru olmaz. Kitabın dosya hâli, 2024 yılında Varlık Yayınları tarafından düzenlenen Yaşar Nabi Nayır Ödülleri’nde “dikkate değer” bulunarak ikincilikle ödüllendirilmiş. İçinde yer alan üç öykü daha önce iki farklı mecrada yayımlanmış. Aslında tüm bu bilgiler, öykü kitabının yolculuğunun sessiz ve minik adımlarıymış. 

12 farklı öyküden oluşan bu eser, ilk bakışta bağımsız gibi dursa da bir yerlerden birbirine tutunarak konuşan, yankılanan metinler sunuyor. Uzun zamandır hayatın içinden gelen, gündelik ritmi yakalayan öyküler okumadığımı fark ettim. Bu kitapla birlikte aşkın her tonunu ya da aşka dair her sesi bulabileceğinizi rahatlıkla söyleyebilirim.

Kitabın ilk öyküsü Beni de Seversin Şule. Açıkçası yalnız yaşayan genç bir kadının bu öyküyü okurken tetiklenme ihtimali olduğunu belirtmeyi kendime görev ediniyorum. İnfluencer olan bir kadına, yalnızca sosyal medyadan gördüğü kadarıyla âşık olan-daha doğrusu bu ilgiyi takıntıya dönüştüren-bir adamın hikâyesi anlatılıyor. İstanbul’un kokusu, metro hatları, Cihangir sokakları… Hepsi bu kısa metinde sizi karşılıyor.

Kitaptaki öyküler, birçok duyguya ve farklı yaş dönemlerine temas ederek bir gezintiye çıkarıyor okuyucuyu: Ortaokulda yaşanan zorbalıklar, üniversite sonrası atanmak için mücadele eden, hayatın içinde sıkışmış gençler, yoksulluğun yarattığı yoksunlukta var olmaya çalışan genç kadınlar… Katmanlı anlatımıyla dikkat çeken öykülerde kadınların cinselliği, mastürbasyon, eşcinsel aşklar, lezbiyenliği keşfetme gibi hâlâ “sıra dışı” kabul edilen ama hayatın tam içinde var olan temalar kurmaca dünyaya cesurca dahil edilmiş.

Dating uygulamaları üzerinden tanışılan bir gecelik ilişkilerin bilinçdışı etkileri, taşradan üniversiteye gelen gençlerin ilk telaşları, kurulu düzenini ve ailesini sessizce terk eden kadınlar… Birçok konu, iç içe geçmeden ama birbiriyle güçlü bağlar kurarak anlatılmış. Günümüzün akan dertleri bir yumak gibi birbirine bağlanıyor.

Biz çoğunlukla bir anlatıcıyı ya da karakteri sever, onun hikâyesinde taraf oluruz. Kurmacadaki çatışmalarda gönlümüz genellikle baş karakterden yana olur. Ancak bu kitapta öyle olmadı. Yer yer karakterlere kızdım, hatta sinirlendiğim anlar bile oldu. Çünkü yazar, burjuva hayatların alt sınıfla olan çatışmasını öyle yumuşak bir yerden sunuyor ki, eleştirel gözlüğünü takmadan okuyan biri, sadece sıradan bir öykü okuduğunu sanabilir.

İtiraflar öyküsünde, çalıştığı evin hanımı yerine kendini koyan Melike’nin dünyasına konuk oluyoruz. Bu öyküde Jean Genet’in dünyaca ünlü Hizmetçiler oyununa açık bir selam veriliyor. Sadece Genet’ye değil; öykünün başında Virginia Woolf’tan, Sylvia Plath’ten yapılan alıntılarla da edebiyat içinde edebiyat kuruyor yazar.

Evdeki Yabancı öyküsüne özel bir alan açmakta fayda var. Çağımızın en büyük felaketlerinden biri olan 6 Şubat depremi, elbette tarihsel bağlam içinde de öyküye dahil edilmiş. Bu metinde, depremde anne ve babasını yitirmiş genç bir kadının depresyonla olan mücadelesini okuyoruz. Kısa ama etkili bir anlatımla, kolektif acılarımıza parmak basan bir yerden kurgulanmış.

Yaşlı bireylerin pasifleşmiş yaşamları, evlerine sıkışmış gençler, Mecidiyeköy’ün trafiği, Sezen Aksu’nun şarkı sözleriyle örülü bir duygusal zemin… Tüm bu öğeler, kitapta yer alan öykülerde sade ama etkili bir şekilde yerini alıyor.

Ayşe Burçak, bu kitabında kurmacanın gücünü hatırlatıyor. Tarihi, sosyolojik birçok kolektif acıyı ve travmayı bağırmadan, naif ve dupduru bir Türkçeyle anlatıyor. Bir şey yaratma motivasyonunun yüksek olduğu çalışmalarda çoğu zaman bir “diğerini” anlatma çabası vardır. Ancak bu öykülerde bir “diğeri” yok; hatta yazar, “diğeri” diye bir şeyin bir illüzyon olduğunu anlatıyor.

Aşklar ve Hayaletler, bir ilk kitap olmasına rağmen, okuruyla kurduğu dengeli ilişki, dilindeki sadelik ve hikâyelerindeki derinlikle dikkat çekiyor. Ayşe Burçak, okuru ne duygusal bir tarafgirliğe zorluyor ne de anlattığı hikâyeler karşısında kayıtsız kalmasına izin veriyor. Her öyküde yaşamın içinden geçen ama çoğu zaman görmezden geldiğimiz anları, insanları ve duyguları görünür kılıyor. Belki de bu yüzden kitap, tam olarak yerli yerinde: ne fazlası var ne eksiği. Sakin ama kalıcı bir ilk iz bırakıyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*