Çikolata: Mutluluk Mu? Mutsuzluk Mu?

Nihan Abir

Yemek üzerine yazdığı yazılarla edebiyatın ve yemeğin lezzetini harmanlayan yazarlardan biri olan Refik Halit Karay’ın, şeftali için “Hiçbir meyveyi hatırlayış bu derece imrendirici, keskin ve fizyolojik tesirli olamaz sanıyorum.”[1]diye bir cümlesi vardır. Bu “imrendirici”, “keskin” ve “fizyolojik tesirli” hatırlayışın günümüzde en çok hangi yiyecek için olduğunu sorsak azımsanmayacak ölçüde kişiden “çikolata” cevabını alacağımıza eminim.

Günümüzde reklamlar, tanıtımlar, diziler, filmler çikolatanın tadını ve kokusunu zihnimizde canlandırmaya; mutluluk hormonumuzu tavan yaptıran bu yiyeceği daha çok tüketmemizi sağlamaya yöneliktir. Bu sebeple çikolata reklamlarında güzel kadınlar, çikolatadan bir lokma alır ve o çikolatayı tükettiğimiz takdirde mutluluk kapılarının bizim için ardına kadar açılacağını ima eder. Çikolatanın hazzı genelde kadınlar üzerinden anlatılır. Böylece hem kadınlar reklamda gördüğü hemcinsine benzer bir duygu yaşamak için çikolataya yönelebilir hem de karşı cinsin dikkati daha çok çekilir. Bir taşla iki kuş vuran satış stratejisi…

Albenili ambalajlarıyla reklamların, market raflarının hatta bazılarımızın hayatının başrolüne oturan çikolatanın edebiyattaki serüveni de dikkate değerdir. Kakao ve çikolata edebi metinlerde uzun yıllar zenginlikle ilişkilendirilir ve roman ya da öykü karakterinin maddî durumunu yansıtan bir gösterge olarak kullanılır. Çünkü Avrupa’dan gelen bu yabancı, tatlı yiyeceğe ulaşabilenler ya Avrupa kültürü ile teması olan hali vakti yerinde kişiler ya da bu kişilerle ilişkisi olanlardır. Edebî eserlerde rengârenk ambalajlarıyla fondanlar belirmeye başladığında Batılılaşma çoktan başlamıştır. İmtiyazlı kişilerce tüketilen çikolatanın halka ulaşması uzun yıllar alacak, yoksul kimseler çikolataya ulaşmak için çok uzun yıllar bekleyecektir.

Orhan Kemal’in “Çikolata”sı tam da bu türden bir öyküdür. Nurdan Gürbilek’in deyimiyle “yoksul çocuğun imrenme dürtüsüyle haysiyetini koruma isteği arasında yaşadığı vahşi gelgiti ‘Çikolata’ (Dünyada Harp Vardı) kadar iyi anlatan bir hikâye bulmak zordur.”[2] Gürbilek’e ek olarak; çikolatanın, sosyal statüye bu denli açık işaret eden bir araç olarak kullanıldığı metin bulmak da zordur. Zira maddi durumla daima ilişkilendirilse de bu öyküde çikolata, sosyal statüyle birlikte kız çocuğunun muntazam aile özlemini, fakirliğini, gururunu, yalnızlığını ve kişilik gelişimini vurgular.

Şekerci vitrininin önündeki üç çocukla başlar öykü. Abla, erkek kardeş ve yoğurtçunun kızından oluşan bu üç kişilik grup çikolataları izlemektedir. İlk paragraftan abla ile yoğurtçunun kızının aynı yaşta olduğunu ve ablanın erkek kardeşini büyük aynaları olan bir berbere götürdüğünü öğreniriz. Ortada erkek çocuk, iki yanında aynı yaşta kız çocukları vitrindeki çikolataları izlemektedir. Anlatıcı tarafından ilk paragraftan çizilen resimde, aynı yaşta olan iki kız çocuğunun aslında hiç de ‘aynı’ olmadığı okuyucuya ustaca hissettirilir.

Erkek çocuğunun ablası belli ki kardeşiyle güzel geçinmektedir. Güzel bir ailesi vardır. Babası dünyayı dolaşan ve her türlü arabayı kullanabilen bir şofördür. Halası vardır; siyah mantolu, gözleri sürmeli, arada onlara para veren, koz helvası getiren… Çikolatayı da halası getirmiştir zaten. Abla kardeş bilmektedir çikolatanın tadını, ne kadar tatlı olduğunu. Belli ki hali vakti yerinde bir haladır bu. Yeğenlerini sever. Abla ile kardeş paralarını birleştirip vitrinde gördükleri çikolataları almak ister. Paraları, birleştirince, çikolata almaya yeter. Çocukların yanında para bulunması, yani harçlıklarının olması bile maddi durumlarına dair bir fikir verir.

Abla kardeş çikolata almak ve onun verdiği mutluluğu yaşamak ister ama yoğurtçunun kızı vardır yanlarında. O yanlarından gitsin, görmesin isterler. Çünkü “imrendirmek günah”tır. Çocuğun sahip olma isteğiyle, öğrendiği ahlak çatışır. Yoğurtçunun “pis” kızını kovmak isterler ama yapmazlar. Cehennem vardır, katran kazanları vardır, zebaniler vardır… Çikolatayı paylaşmak da istemezler, çünkü paylaşılırsa kimseye yetmeyecektir.

Çikolatanın paylaşılmaması, daha doğrusu baştan itibaren paylaşılmak istenmemesi önemli bir noktadır. Yazının başında belirttiğim gibi çikolatanın zor ulaşılan bir gıda maddesi olmasının yanı sıra günümüzde hâlâ kuvvetle vurgulanan mutluluk ve haz veren özelliği onu paylaşmaya engeldir. Hele çocuklar arasında… Bu güzel yiyecek abla ve kardeş arasında paylaşılabilir. Çünkü onlar hem aynı ailenin üyesidir hem de çikolatayı paralarını birleştirerek alır. Dolayısıyla çikolatada eşit hak sahibidirler. Yoğurtçunun kızıysa ne ailedendir ne de çikolata için parası vardır. Üstelik “pis”tir.

Öyküde çocukların birbirini taklit eden ve birbirine üstünlük kurmaya çabalayan diyalogları ustaca kurgulanır. Yoksulluk teması da öykünün tamamına yayılarak başarıyla kullanılır.[3] Bu bağlamda yazarın maddi durumu yansıtması bakımından sofralar kadar tekil yiyecek malzemelerini de etkili olarak kullandığı görülür.[4]

Metinde çikolata ile ilgili vurgulanan ve günümüz reklamlarında değişmeyen şeyler arasında çikolatanın ambalajı vardır. Bu lezzetli yiyecek, toplumda ve edebiyatta tadı kadar ambalajlarıyla da dikkat çekmiştir. Bu bakımdan öyküde de ambalajın, çikolatayı daha cazip ve istenir kılmak için kullanıldığını görürüz. Anlatıcı, ambalajları şöyle tasvir eder:

“Çikolatalar vardı şimdi, salt çikolatalar. Güneşte alev alev uçuşan kırmızılar, morlar, sarılar, maviler; kırmızılara, morlara, sarılara, mavilere sıkı sıkı sarılı çikolatalar. Abla da, oğlan kardeş de, yoğurtçunun kızı da sıkı sıkı sarılı, alev alev kırmızıların, morların, sarıların, mavilerin içindeydiler. Ya da maviler, sarılar, morlar; kırmızılar alev alev, yaprak yaprak uçuşuyordu içlerinde.”[5]

Ne olur bu çikolata sevdasının sonu peki? Abla ve erkek kardeş paralarını birleştirip aldıkları çikolatayı paylaşır ve yer. Yoğurtçunun kızı inatçıdır, oradan ayrılmaz. Özenmediğini ve çikolatanın onun için sıradan bir şey olduğunu kanıtlamak ister; ancak bu o kadar kolay değildir:

“Yiyişlerini görüp imrendiğini belli etmemek için gözlerini yumdu. Yumulu gözlerinin içinde kâğıtlarından soyulup iştahla çiğnenen çikolata. Gözlerini açtı, vitrin. Vitrinde al, yeşil, mor, sarı, pembe kâğıtlarda çikolatalar. Gözlerini yumdu, berbere götürülen, ortaklaşa çikolata alınan, çikolata bölüşülen kardeş, mavi arabayı bile sürebilen baba. Sarıyer’den çikolata, Emirgân’dan ketenhelvası, kozhelvası getiren hala.”[6]

“Yoksulluk Lekesi Orhan Kemal’in Çocukları” başlıklı yazısında Nurdan Gürbilek, öykünün bu bölümünü şöyle değerlendirir:

“ ‘Yoksulların Gözleri’nde yoksulları bir ‘gözler ailesi’ olarak tarif etmişti Baudelaire. Yoksul babayla çocuğu ışıl ışıl bulvar kahvesini ‘Gözleri araba kapıları gibi açılmış’ seyrediyordur. ‘Çikolata’da işte o açılmış gözü çaresizce kapatmaya çalışan çocuğu anlatır Orhan Kemal. Gümüş kâğıdın açıldığı, çikolatanın ağza atıldığı ânı görmemek, imrenme denen dizginlenmesi zor dürtüye dur diyebilmek için gözlerini yumar çocuk.”[7]

Yoğurtçunun kızının gösterdiği bu metanet, Gürbilek’in aynı yazıda değerlendirdiği Kemalettin Tuğcu eserlerinde olsa ona büyük ödülü getirebilirdi belki. Charlie’nin Çikolata Fabrikası, yoğurtçunun kızına kalırdı.[8] Hiç değilse vitrinini izledikleri şekerlemeci, dükkânını yoğurtçunun kızına bırakırdı. Ama Orhan Kemal, Kemalettin Tuğcu ya da Roald Dahl gibi davranmaz bu öyküde. Yoğurtçunun kızına kalacak olan yere atılmış gümüş rengi çikolata kâğıdıdır. “Kimsenin olmadığı bir anda gümüşten topu aç[ar], çikolata bulaşıklarını yala[r], yala[r]…”[9]


[1] Refik Halid KARAY, “Şeftaliler: Rayihalı ve Lezzetli Propaganda Broşürleri”, Mutfak Zevkinin Son Günleri, Haz. Tuncay Birkan, İnkılâp Yay., İstanbul 2014, s. s.342-343.

[2] Nurdan Gürbilek, Sessizin Payı, Metis Yay., İstanbul 2015, s.74.

[3] Yoksulluk temasının öyküdeki kullanımının incelemesi için bkz. Banu ANTAKYALI, “Orhan Kemal’in Çikolata Öyküsünde Yoksulluğun İzi”, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2020, 3 (1), 136-147.

[4] Orhan Kemal’de maddi durumu yansıtan bir sofra örneği için bkz. Nihan ABİR, Siniden Masaya Türk Romanında Sofra, Kitabevi Yay., İstanbul 2021, s.91-92.

[5] Orhan Kemal, “Çikolata”, Elli Kuruş Çikolata, Everest Yay., 3. bsk., İstanbul 2017, s.40.

[6] Age., s.49.

[7] Nurdan Gürbilek, Sessizin Payı, Metis Yay., İstanbul 2015, s.74.

[8] Roald Dahl tarafından yazılan Charlie’nin Çikolata Fabrikası, aynı adla sinemaya da uyarlanmıştır. Bu kitapta bir grup zengin çocuğuyla birlikte Charlie’nin çikolata fabrikasını gezen fakir çocuk, doğru ve erdemli davranışları sayesinde Charlie’nin varisi ve çikolata fabrikasının sahibi olur.

[9] Orhan Kemal, “Çikolata”, Elli Kuruş Çikolata, Everest Yay., 3. bsk., İstanbul 2017, s.51.