Esin Hamamcı
Sanatçı Özge Kahraman, 12 Mayıs’ta MERKUR’de açılan yeni kişisel sergisi Arkhe: Karanlık’ta, mağaracılık deneyimlerinden yola çıkarak, karanlığı bir yokluk değil, yoğun bir potansiyel alanı olarak ele alıyor.
Sürekli ışık ve görünürlük talep eden çağdaş dünyadan uzaklaşarak yönünü bilinmeyene, dil öncesi bir başlangıca çeviren Arkhe: Karanlık sergisi, 12 Mayıs tarihi itibariyle MERKUR’de kapılarını açtı. Mağarayı jeolojik bir boşluk anlamından öteye taşıyarak, zamanın katmanlaştığı bir düşünme biçimi olarak ele alan sanatçı Özge Kahraman, izleyicinin yön duygusunu ve zaman algısını yüzeyde yeniden inşa ediyor. Sanatçının kendi mağaracılık pratiklerinden süzülen bedensel ve zamansal deneyimler, sergide ilkel bir iz bırakma yöntemi olan noktalama tekniğiyle görsel bir çeviriye dönüşüyor. Görmenin askıya alındığı bu katmanlı evrende, lineer bir anlatı yerine dağınık ama yoğun bir algı alanı sunan bu özel seçki, 20 Haziran’a dek sanatseverleri ağırlamaya hazırlanıyor. Sergi üzerine Özge Kahraman’la konuştuk.
Serginin hikayesinin başlangıç noktasında mağaracılık deneyimleriniz yatıyor. Mağaralara olan ilginiz bu sergiye nasıl ilham oldu, hikaye nasıl başladı?
Mağara, yüzeyin sürekli ışık talep eden, görünürlük üzerine kurulu rejiminden uzaklaşarak, bedenin yönünü içeriye, aşağıya ve bilinmeyene çevirdiği bir eşikti. Mağara, benim için yalnızca jeolojik bir boşluk değil, zamanın katmanlaştığı, sesin geri döndüğü ve bedenin kendi sınırlarını yeniden müzakere ettiği bir iç mekân olarak açıldı.
Bu serginin başlangıcı da tam burada, bu eşiğin içinde oluştu. Mağaracılık deneyimlerim sırasında karanlığın tekdüze bir yokluk değil, yoğun bir varlık hali olduğunu fark ettim. Görmenin askıya alındığı yerde, bedenin diğer algıları keskinleşiyor; dokunma, işitme ve yönelim yeniden kuruluyor. Bu durum, görsel üretim pratiğimde bir kırılma yarattı. Artık görüntü üretmekten çok, algının koşullarını düşünmeye başladım.
Arkhe: Karanlık bu anlamda bir başlangıca değil, daha ilksel bir geri dönüşe işaret ediyor. Mağara, burada hem bir mekan hem de bir düşünme biçimi: bilincin öncesine, dilin kurulmadığı, anlamın henüz ayrışmadığı bir alana doğru bir hareket. Sergi, bu içe yönelmenin izini sürüyor.

“Karanlık” serginizde neyin temsilcisi?
Karanlık, bu sergide bir eksiklik ya da yokluk olarak değil; aksine, yoğun bir potansiyel alanı olarak ele alınıyor. Görmenin askıya alındığı, biçimlerin henüz sabitlenmediği bir alan olarak karanlık, temsilin öncesinde yer alıyor. Bu anlamda karanlık, hem bir başlangıç hem de bir çözülme hali.
Mağarada deneyimlenen karanlık, homojen değildir; katmanlıdır, dokunsaldır ve bedensel bir yoğunluk taşır. Bu karanlık içinde beden, kendi sınırlarını kaybederken aynı zamanda yeni bir mekansal farkındalık geliştirir. Yön duygusu, zaman algısı ve mesafe hissi yeniden yazılır. Sergideki karanlık da tam olarak bu yeniden yazım sürecine işaret eder.
Ayrıca karanlık, politik bir alan olarak da düşünülmelidir. Görünürlüğün sürekli talep edildiği bir çağda, karanlık bir tür geri çekilme, saklanma ve direnme pratiği sunar. Görünmeyenin, kaydedilmeyenin ve ölçülemeyenin alanı olarak karanlık; aynı zamanda alternatif bir varoluş imkânıdır.
Bu nedenle sergide karanlık, izleyiciyi içine çeken, onu yönsüz bırakan ve algısını dönüştüren bir deneyim alanı.

Sizce kullandığınız noktalama tekniği, mağaracılık deneyimlerinizin nasıl bir aktarıcısına dönüşüyor?
Noktalama tekniği, benim için bir ritim ve yönelim pratiği. Mağara içinde ilerlerken bedenin hareketi kesintili, temkinli ve yoğun bir dikkatle örülüdür. Adımlar, dokunuşlar ve duraksamalar bir tür içsel harita oluşturur. Nokta da tam bu kesintili ilerleyişin görsel karşılığı olarak ortaya çıktı.
Her bir nokta, bir temas anını, bir duraklamayı ya da yön değiştirmeyi temsil eder. Yüzey üzerinde çoğalan bu noktalar, lineer bir anlatı kurmak yerine, izleyiciyi dağınık ama yoğun bir algı alanına davet eder. Bu durum, mağaradaki yönsüzlük hissiyle paralellik taşır. Nerede başladığı ve bittiği belirsiz bir yüzey, izleyiciyi sabit bir bakış noktasından mahrum bırakır.
Aynı zamanda nokta, en ilkel işaretlerden biridir. Dil öncesi bir iz, bir başlangıç birimi olarak düşünülebilir. Bu anlamda noktalama, mağaranın “arkhe”siyle, yani başlangıç fikriyle de örtüşür.
Dolayısıyla noktalama, mağaracılık deneyiminin birebir temsili değil; o deneyimin bedensel, zamansal ve algısal yapısını yüzeye taşıyan bir çeviri biçimidir.
Arkhe: Karanlık sergisini 20 Haziran tarihine dek MERKUR’de ziyaret edebilirsiniz.

