İdil Sancar
Bilinmezlik… Çoğu zaman endişeyle, tedirginlikle ve kaygıyla yan yana düşündüğümüz bir kavram. Oysa yaşamın kendisi, her anını tam olarak öngöremediğimiz bir belirsizlik içinde akıp gidiyor. Günışığı Kitaplığı’nın yazarı Maud Faverjon’un yazıp resimlediği, Alara Beykan’nın çevirdiği Turuncu Şey, bu duygunun peşinden giden, yalın ve katmanlı bir resimli öykü. Maud Faverjon, çocuklar için ilk ve şimdilik tek kitabı olan Turuncu Şey ile okurları yalnızca bir hikâyeye değil, görsel anlatımın uçsuz bucaksız olanaklarına da davet ediyor. Daha önce teknik çizim ve topografya üzerine eserler yayımlanan Faverjon, bu kez sözcüklerden çok resimlerin gücüne yaslanıyor. Karakterlerin duruşları, beden dilleri ve sayfadaki konumları öykünün anlatıcısına dönüşüyor. Böylece çocuklar yalnızca metni değil, resimleri de “okumaya” çağrılıyor.
İnsanın varoluşuna ilişkin bir yer tutan belirsizlik, Turuncu Şey’in merkezindeki temel duygulardan biri. İnsan geleceği hiçbir zaman tam anlamıyla bilemez, buna rağmen gündelik yaşamın tekrarları bize süreklilik ve güven hissi verir. Faverjon’un öyküsü de bu noktada başlıyor. Günlük hayatın alışıldık düzeninden çok uzakta, kutupların uçsuz bucaksız beyazlığında… Buz mavisi ve beyazın hâkim olduğu bu dingin coğrafyada penguenler, kutup ayıları, foklar, kuşlar ve geyikler, karşılarına çıkan turuncu, yuvarlak bir nesneyle karşılaşır. Daha önce hiç görmedikleri bu cismin ne olduğunu anlamaya çalışırlar. Evirir, çevirir, ortasındaki boşluktan bakar, farklı biçimlerde kullanmayı denerler. Her biri aynı bilinmezliğin, merakın peşindedir. Bu ortak keşif hâli, çocukların da sayfaları çevirirken tahmin yürütmesini, karakterlerle birlikte düşünmesini sağlıyor.

Ancak merakla yaptıkları denemeler sırasında buz kütlesi ağırlığın dengesini kaybeder ve hayvan dostlarımız kendilerini bir anda denizin içinde bulur. İşte tam o anda, biraz önce anlam veremedikleri, bilinmezliğin içinde ne olduğunu anlamaya çalıştıkları o turuncu cismin aslında bir can simidi olduğu ortaya çıkar. Onlara yabancı gelen, hatta tedirginlik yaratan şey, beklenmedik biçimde hayatlarını kurtarır. Hikâyenin, turuncu cisim üzerinden kurmaya çalıştığı bilinmezlik duygusunu çocuklara açıklamak yerine yaşatıyor. Beklenmedik olanın her zaman tehlike anlamına gelmeyebileceğini, kimi zaman bizi koruyan şeyin de ilk bakışta yabancı görünenin olabileceğini gösteriyor.
Kitabın görsel dili de bu anlatımı pekiştiriyor. Neredeyse bütünü buz mavisi ve beyaz tonlarından oluşan dingin bir renk paleti içinde turuncu nesne tek başına parlıyor. Böylece hem karakterlerin hem de okurun dikkati doğal olarak aynı noktada buluşuyor. Sayfalardaki geniş beyaz boşluklar ise yalnızca estetik bir tercih değil; kutupların sonsuzluğunu, doğanın büyüklüğünü ve karakterlerin bu geniş coğrafya içindeki küçüklüğünü hissettiren güçlü bir anlatım aracı olarak öne çıkıyor.

Metnin kısa cümlelerden ve yinelenen ifadelerden oluşması, kitabı yüksek sesle okumaya da son derece elverişli kılıyor. Çocuklar her sayfada “Acaba bu nedir?” sorusuna kendi yanıtlarını üretebiliyor, hikâyenin akışına aktif biçimde katılabiliyor. Böylece okuma, yalnızca dinlenen bir anlatı olmaktan çıkıp ortak bir keşif deneyimine dönüşüyor.
Turuncu Şey, çevre bilincine de incelikli bir yer açıyor. İnsanların doğaya bıraktığı sıradan bir nesneyi suçlayıcı ya da ders veren bir dille anlatmıyor, onu hayvanların gözünden yeniden anlamlandırıyor. Böylece küçük okurlar, doğaya bırakılan her yabancı nesnenin canlılar için farklı anlamlar taşıyabileceğini ve her davranışın bir etkisi olduğunu kendi gözlemleriyle keşfetmeye davet ediliyor.
Kitabın sonu ise öykünün en etkileyici anlarından biri. Denizde can simidine tutunarak su yüzeyinde kalan dostlarımız, bu kez karşılarında turuncu kâğıttan yapılmış küçük bir gemi buluyor ve kendilerini yeni bir maceranın eşiğinde görüyorlar. Hikâye burada yeni bir bilinmezliğin kapısını aralıyor. Hayat da tam olarak böyle ilerliyor. İnsan, farkında olmadan, her gün biraz daha fazla bilinmezlikle yaşamayı ve onunla barış içinde olmayı öğreniyor. Görkemli illüstrasyonlarına önce çıkan Turuncu Şey, çocuklara yalnızca eğlenceli bir okuma deneyimi sunmakla kalmıyor. Aynı zamanda merak etmeyi, birlikte düşünmeyi, belirsizlik karşısında acele yargılara varmadan bekleyebilmeyi ve bazen en yabancı görünen şeylerin bile umuda dönüşebileceğini hatırlatıyor.

