Mağara Devrinden Beri

Dilek Büyük

Mizah, edebiyatta güçlü bir enstrüman. Çocuk edebiyatının çocuğa ulaştırabileceklerini, iyi kurgulanmış mizahi bir metin, didaktik bir metinden çok daha hızlı ulaştırır. Mizahi metinler çocukların kitapla arasındaki bağı güçlendirdiği gibi, bilişsel olarak daha kıvrak, esnek ve yaratıcı düşünmelerini destekler. İskoç Kitap Vakfı En iyi Resimli Kitap Ödülü ve Queen’s Knickers Ödülü sahibi Höt ile Zöt İki Mağara Adamının Hikâyesi de alışıldık bir konunun mizah yoluyla nasıl farklı anlatılabileceğinin iyi örneklerinden biri.

Höt ile Zöt, iki mağara adamıdır. Okur, bu iki karakterle tanıştığı anda, Höt ile Zöt’ün birbirlerine bakışından, duruşundan pek de dost olmadıklarını anlıyor. Çizim bunu açıkça anlatıyor bize. Ayrıca iki adamın saçları ve sakallarının renklerinde de zıtlığı görüyoruz: Höt turuncu saçlı, kahverengi sakallı, Zöt kahverengi saçlı, turuncu sakallı. Bu görsel zıtlık, anlatının zıtlığını pekiştiriyor. Mağaralarının büyüklüğünü yarıştırmaya başlıyorlar önce. Sonra biri suya sahip oluyor, diğeri ateşe. Biri sandalyeye sahip oluyor, diğeri yatağa. İkisi de sürekli el artırıyor, el artırdıkça aralarındaki kıskançlık ve hırs artıyor. Artan hırsla birlikte ikisinin de sahip oldukları giderek daha büyük, daha pahalı, daha konforlu şeylere dönüşüyor. Aralarındaki  yarış hız kesmeden devam ediyor. Sahip oldukları şeyleri üst üste yığdıkça yığıyorlar,yükseldikçe yıkılma eğiliminde kuleler yapıyorlar. Buraya kadar metnin büyük bölümü diyalog olarak kurgulanmış. Höt ile Zöt’ün mağara adamı olmasına yakışır bir dil kullanılmış. İlkel zamanların gelişmemiş dili olarak tasarlanmış devrik ve bozuk cümleler, ilk andan itibaren okuru metnin içine çeken etkileyici bir mizah formu oluşturmuş. Burada iki önemli unsur var: Bunlardan biri mağara adamı dili olarak yazılmış bu devrik cümleler okuma konusunda henüz akıcılık kazanmamış küçük okurları zorlayabilir. Ezber bozan bu yapının anlattıklarını başlarda anlayamayabilir. Ancak devam etmesi ya da yanındaki bir yetişkinin okuması kısa sürede bu dilin kilidini açmasını sağlayacaktır. Üstelik bir kere bunu deneyimlemesi artık okuma konusunda başka bir seviyeye geçmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle okuma akışkanlığını kazanmaya çalışan çocuk okurlar için kısa ve komik metinler önce okuma motivasyonunu, sonra da okuma ve anlamayı güçlendirmede iyi bir katalizördür. Metinde yine bu sıra dışı diyaloğu daha kolay anlamlandırmayı sağlamak için cümlede özellikle vurgulanan sözcükler büyük harfle yazılmış. Okura bu cümleleri doğru vurgu ile ve anlayacağı şekilde okuyabilmesi için bir tür ipucu verilmiş.

Hikâyenin devamında Höt ile Zöt’ün sahip oldukları her şeyi iki kule şeklinde üst üste yığdıklarını görüyoruz. Hikâyenin kırılma noktası olan bu bölümde görselin kullanımı ile metinde farklılık yapılarak okurun dikkati çekiliyor ve okura artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının uyarısı yapılıyor. Spread dikey kullanılarak, görsel iki sayfanın tamamına yayılmış. Kitabın dik tutularak okunduğu bu kısımda metne de ilk kez tanrısal anlatıcının az da olsa dahil olduğu görülüyor. Höt ile Zöt arasındaki hırs tavan yapıyor ve ikisinin kulesi de büyük bir gürültüyle yerle yeksan oluyor. Geriye hiçbir şey kalmadığında bile birbirlerine kızmaktan geri durmuyorlar. Ama sonra bu kırgınlık enerjisi de tükeniyor. Zöt, karşısındakini suçlamaktan vazgeçiyor, “Olanlar bizim yüzümüzden,” diyerek kendi payına düşen sorumluluğu alıyor. Höt de ellerinde kalan tek şey olan büyücek kayayı Zöt ile paylaşıyor. Hikâyenin başındaki noktaya dönüyorlar böylece. Tek fark, Höt ile Zöt için hırsın yerini dostluğun alması.

Bu kısa metin birden çok temayı barındırıyor. Başta arkadaşlık olmak üzere ilişkilerdeki gereksiz yarış ve bunun getirdiği yıpranma duygusu ilk göze çarpanlardan biri. Günümüz dünyasının “sahip olma hırsı”nı, tüketim çılgınlığı sarmalının içine sağlam biçimde yerleştirmiş yazar. Finalde mutluluğun sahip olunan eşyada, malda mülkte olmadığı, ayrıca her şeyin bir anda yok olabileceğini de görüyoruz. Bu nokta özellikle çok güçlü ve çocuklar için olduğu kadar yetişkin okur için de iyi bir hatırlatma niteliğinde. Küçük okurların var olan maddi şeylerin yitirilebileceğini ama yeniden başlamanın da mümkün olduğunu görmesi bakımından da etkili. Üstelik bu noktada iki mağara adamı arasında başta olmayan empatinin de geliştiğine tanık oluyoruz. Davranış dilini öğrenmekte olan küçük okurların empatinin ne olduğunu kolaylıkla anlamasını sağlayacak bir örnek.

Anlatıdaki ve karakterlerin çizimindeki zıtlıkların bileşimi kitabın bütünündeki tutarlılığı artırmış.

Bu tür kitapların çocuklar açısından önemli bir özelliği de bakım verenlerle okunması halinde aradaki bağı güçlendirmesi. Elbette birlikte okunan her kitap buna hizmet edecektir ama Höt ile Zöt gibi sağlam bir mesajı olup, bunu kıkır kıkır güldürerek yapmayı becerebilen örnekler söz konusu olduğunda bu daha kolay, daha güçlü olabiliyor.

Kitabın çizimlerinde de dikkat çeken çok unsur var. Hikâye boyunca nerdeyse dünyadaki her şeye sahip olmalarına rağmen Höt ile Zöt’ün hiç giysisi olmuyor. Buradaki “çıplaklığı” metaforik bir çıplaklık olarak okumak mümkün. Kıssadan hisse, sahip olduklarımızın fazlalığı nüvemizi değiştirmez.

Neredeyse her sayfada gördüğümüz el izleri var bir de. Bunu bir zamansızlık göstergesi olarak okumak mümkün olabilir. Mağara resimlerinden bile öncesi, en ilkel zamana işaret ediyor ve neye sahip olurlarsa olsunlar, özlerinin oradaki hal olduğunu düşündürtüyor.

İki kahramanın da yanında birer küçük yaban domuzu görüyoruz. Bu domuzcuklar maddi unsurlar arttıkça daha çok görünüyor, hatta bazen iki kahramandan birinin sahip olduğu şeyin daha çekici olması halinde iki domuzcuk bir araya gelip o eşya ya da malın keyfini çıkarırken görülüyor. Ana görsele eşlik eden bu minik domuzcuklar kulenin yıkılması ve maddi kaybın yaşandığı ana kadar varlıklarını koruyor. Sonrasında ise onlara rastlamıyoruz. Avrupa kültüründe kumbaralarda domuz şekli çok kullanılır. Bu akışta çizerin başka bir hayvan değil de, domuz kullanmasının nedeni maddi bir sembol olması olabilir. Çünkü domuzlar karşımıza sadece maddi varlık aşamasındayken çıkıyor. Bir de kapaktan itibaren neredeyse her sahnenin dikkat çekmeyen bir yerinde görülen, her ortamda kendi dünyasında yaşamaya devam eden küçük bir fare var. Bu fare yaşadığı her şeyden mutlu. Hikâyenin az fark edilen gerçek eşlikçisi. Hikâyenin bitiminde iki arkadaş ellerinde kalan tek şey olan kayanın üstüne sarmaş dolaş oturduğunda farecik de kayadan aşağı atlayıp, sıçrayarak sayfadan yani hikâyeden ayrılıp kendi yoluna gidiyor. Tıpkı metnin okuru gibi.

Bu iki mağara adamının arkadaşlığı bana Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Dostluğumuz şiirinin mısralarını anımsattı:

…

Dostluk dediğin güzel bir kitap
Hava gibi
Su gibi
Ekmek gibi
Vazgeçilmez bir tad
Sonuna kadar dayanmak şart
Dostluk dediğin eşsiz bir kitap

Sevmediğin sayfaları varsa atla
Sayfayı kökünden yırtmak şart mı

…

Neyse ki Höt ile Zöt de nihayetinde sayfayı kökünden yırtmanın gereksizliğini fark ediyorlar…

Alastair Chisholm, Höt ile Zöt, (Resimleyen: David Roberts, Çeviri: Firdevs Ev), Domingo Yayınları.