İnsanın Yıkıcılığına Karşı Tabiatın Direnci

Ali Bulunmaz

Hayatı gibi metinleri ve şiirleri de dramatik olan bir yazardı Horacio Quiroga. Küçük yaşta babasını ve ardından üvey babasını kaybeden, en yakın arkadaşını kazara öldüren, kardeşlerini peş peşe yitiren Quiroga; tüm bu faciaların sonrasında kendini Arjantin, Brezilya ve Paraguay sınırındaki Misiones Ormanı’na attı. Başına ne gelirse gelsin yazmaktan vazgeçmeyen ve sadece bu konuda dikiş tutturan Quiroga, Misiones’te hayatta kalmaya uğraşan insanları ve hayvanları gözlemleyerek öykülerinde ve şiirlerinde bu mücadeleyi işledi.

Yaşamı, “bitmek bilmez bir ayakta kalma gerilimi” olarak tanımlayan Quiroga, huzursuz ruhunu tabiatın ortasında yazarak ve dolaşarak dinginleştirmeye çalıştıysa da bunu başaramadı. Ormanda yüzleştiği yaşam mücadelesi, hem tedirginliğini hem de yazarlığını besledi. İnsan ve doğa ilişkisinin yanı sıra kişinin tabiattaki çaresizliğine dair metinler kaleme aldı.

Kazalar, intiharlar ve hastalıkların yol açtığı ölümlerle çevrelenmiş yaşamıyla beraber, doğanın kuşatıcılığı ve tabiatta ayakta kalma mücadelesi, ölüm, delilik gibi meseleleri işlediği metinlerinde Quiroga; içinde yaşadığı ve en ince ayrıntısına kadar gözlemlediği ormanı, bir dekor ve kenarda köşede duran, gelip geçilen bir yer olarak kullanmadı ve tasvir etmedi. Onun için orman, hem yaşamında hem de öykülerinde belleğe sahip olan ve her türlü mücadelenin verildiği; karakterleri de sarıp sarmalayan, hatta içine çeken büyük bir varlıktı.

Quiroga, Anakonda ve Diğer Öyküler’de bizi bu varlıkla buluşturuyor; insanı çevreleyen, içinden geçen nehirleriyle zaman zaman kişiyi tedirgin edip dehşete düşüren orman, yazarın anlatımıyla hem yaşamak için mücadele edilmesi hem de bir noktadan sonra teslim bayrağı çekilmesi gereken bir canlı olarak karşımıza çıkıyor.

İnsanı Hizaya Getiren Doğa

Quiroga, bir varlık olan ormanda dile gelen, düşünen ve harekete geçen anakondaya ise başrolü veriyor. Lanceolada, insanın ormana ve ailesine yıkım getirip felaketlere yol açacağının farkında. Tüm yılanlar bu hakikati atalarının başına gelenlerden biliyor. Bu nedenle hızla toplanan Yılanlar Kurulu savaş kararı alıyor. Bu karar, hem hayatta kalma mücadelesini hem de tabiatın işine karışan ve canlıları pervasızca yok etmeye yönelen insanı hizaya getirme manası taşıyor.

Ormana gelip yılanların birer deneğe dönüştürüleceği laboratuvarı kuran insanlarla ilgili bilgi toplayan yılanların bir strateji belirlemeye çalışması, kendi taktiğini insanlara karşı kullanma anlamı taşıyor. Tek bir farkla: Âdil bir şekilde yapmayı planlıyorlar bunu. Anakondalar ile birlikte engerekler, pitonlar ve kobralar da bu eylem planında hemfikir. Fakat bir yandan da türler arasında bazen açığa çıkan bazen de gizliden gizliye süren bir çekişme yaşanıyor. Özellikle zehirliler ile zehirsizlerin rekabeti dillere destan.

İnsanın kendisiyle ve doğayla olduğu kadar değilse de bu rekabet, tüm yılanlara güç kaybettiriyor. Kaybettikleri yalnızca güç değil elbette: “Uzun kanolarıyla birlikte, görme, dokunma, kesme hırsıyla yanıp tutuşan insanlar belirmişti sahilde. Sonra başka insanlar ve başkaları… Pis kokulu, elleri palalı, geçtikleri her yeri yakıp yıkan kötü insanlardı bunlar ve güneyden, nehrin yukarısına doğru gidiyorlardı. O günlerden sonra Paranaiba başka bir hâl aldı, bunu Anakonda da iyi biliyordu. Engin kayalıkları yara yara, sonsuza dek akan bu suların, bu uçurumun bir sonu yok muydu? Hiç şüphesiz oralardan gelmişti insanlar, ormanı yok eden aletleriyle ve katırlarıyla. Karanlık gecelerde dalgaları üç metreye yükselen nehri, insanların geçişine kapatabilse ve ona vahşi sessizliğini geri kazandırabilseydi, o eski mutlu günleri yeniden ele geçirebilirdi.”

Canlıların Yaşama Uğraşı

Quiroga’nın bizzat gözlemlediği orman ve orada yaşayan canlılar, öykülerde birer ana karakter olarak çıkıyor karşımıza. İnsanın doğa karşısındaki çaresizliği ve tabiatın gücü de metinlerin ana izleği. Hatırlayan, yaşayan, izleyen ve kovalayan canlılar ve onların mekânı orman, yazarın kurduğu öykü evreninde, hem insan için tehlikelerle dolu hem de insan-dışı canlılar için korunma ve savunma alanı olan bir yer.

Quiroga’nın öyküleriyle yaptığı şeylerden biri de insanın yaşamı ile ormandaki hayat arasında var olan keskin ayrımı hatırlatmak: İnsanın yıkıcılığına karşı tabiatın direnci şeklinde özetlenebilir bu.

Ormanı talan eden, zevk uğruna avlanan, kendi dışındaki canlıları kovmaya yeltendiği tabiatı mesken tutan insanın zarar verme arzusu ile doğanın ve canlıların yaşama uğraşı diye de nitelenebilir bu durum.

Quiroga, “yaşamak her canlının hakkıdır” prensibiyle hareket edenler ile bunu ezip geçenler arasındaki temel farklılıkları da hikâyeleştiriyor. Bu hikâyelerin özünde ise insanı içine çeken tabiatın güzelliğinin, aynı zamanda ne kadar dehşetli olduğu bulunuyor. Hayvanlar, hava, toprak ve su birbirini bütünlerken insanlar, bu manzara ve işleyiş karşısında hem hayrete düşüyor hem de kapıldığı korkuyla saldırganlaşıyor.  

Anakonda ve Diğer Öyküler, Horacio Quiroga, Çeviren: Özge Cengiz, İletişim Yayınları, 108 s.