Burak Soyer
soyerbrk@gmail.com
Norveç edebiyatının en önemli isimlerinden Linn Strømsborg’un yazdığı Asla, Asla, Asla, 35 yaşındaki çocuk sahibi olmak istemeyen bir kadın üzerinden toplumun kadınlık meselesine, annelik rolüne, ebeveynliğe karşı olan bakışını büyük bir içtenlikle anlatan bir roman.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, bir erkeğe isminden sonra sorulan soru, “Ne iş yapıyorsun?”, bir kadına isminden sonra sorulan soru ise, “Evli misin? Kaç çocuğun var?”dır. Toplumsal norm dediğimiz olgu her ne kadar yerel kurallarla oluşmuş olsa da evrensel boyutta değişmeyen gerçekleri içinde barındırır. Bu da toplum içindeki cinsiyet rollerini belirleyen en önemli unsurdur. Bizde de erkek işe gider, akşam varsa niyeti iki tek atar, maç izler, arada yine erkek arkadaşlarıyla buluşur. Kadın, yüksek oranda üniversitede tanıştığı, birkaç yıllık bir ilişkinin ardından diplomayla beraber aile cüzdanını da alır, sonra çocuk yapar. Çalışmasına çalışır ama işe geç başlar. Çalışmazsa da olur. Nasıl olsa eve ekmek getirecek kocası vardır. O da kocası da kadar sıklıkla olmasa da kadın arkadaşlarıyla buluşur, iki kadeh şarap içer. Ama çok vakti yoktur. Çünkü çocuğunu kocasına bırakmıştır ve bir an önce eve dönüp çocuğunu uyutması gerekmektedir. Bu durum Katar’da da böyledir, Norveç’te de. İşin batı yakasını Norveç’e ithaf etme sebebim, bu yazının müsebbibi olan, Norveç’in en önemli yazarlarından Linn Strømsborg’un Can Yayınları’ndan Dilek Başak çevirisiyle yayımlanan Asla, Asla, Asla adlı kitabı. 35 yaşındaki çocuk sahibi olmak istemeyen bir kadın üzerinden toplumun kadınlık meselesine, annelik rolüne, ebeveynliğe karşı olan bakışını büyük bir içtenlikle anlatan bir roman.

Kitabın isimsiz anlatıcısı 35 yaşında. Bir işi var. Partilere gidiyor, bolca okuyor, salı günleri en sevdiği restoranda suşi yiyor, müzik festivallerine katılıyor. Bir yerden bir yere bisikletiyle gidiyor. Etrafındakiler tarafından evlenmelerine kesin gözüyle bakılan, bir partide tanıştığı uzun süreli bir birlikteliği var. Erkek arkadaşı Philip’le birlikte yaşıyorlar. Birlikte vakit geçirmekten de gayet hoşnutlar. Anlatıcımızın eski arkadaşları Anniken ve eşi Alex’le de hoşça zaman geçiriyorlar. Kısacası kadın kahramanımız için ortada falso bir durum yok. Ancak gün geliyor, Anniken çocuk sahibi oluyor. İşte işler o zaman değişmeye başlıyor.
Anniken’in hamilelik dönemine ve çocuğu Ella’nın ilk doğduğu zaman birebir tanıklık eden anlatıcımız, Anniken’in düzeninin tamamen Ella’ya endeksli olduğunu görünce çocuk istememesinin ne kadar haklı bir karar olduğunu bir kez daha anlıyor. Sevgilisi Philip çocuk istiyor, annesi de torun istiyor ancak bizimki hayatı tüm yalnızlığıyla paylaşmamaya kafaya koymuş. Sadece çocuk sahibi olmak istiyor. Bunda herhangi bir ideolojik neden yok. Çocuğu olduğunda şu anda yaşadığı hayatın kısıtlanacağını düşünüyor. Kendisini bekleyen uykusuz gecelere karşı kendini hazır hissetmiyor. Bir standarda oturmuş ve onu mutlu eden yaşamına devam etmek istiyor. Fakat etrafındakiler için böyle bir şey söz konusu bile değil. Çünkü arkadaşlarının hepsi evli, çocuklu, üzerlerinde düşen “görevleri” yerine getirmiş olmanın hazzıyla yaşamlarına devam ediyorlar ve anlatıcımızın neden ısrarla çocuk sahibi olmadığına bir türlü akıl sır erdiremiyorlar. İnsandaki değişimin çocukla birlikte başladığından dem vurup, çocuğun insana çok şey kattığından çıkıyorlar ama bizimki Nuh diyor, peygamber dönüyor. Böyle bir kısırdöngü içinde yuvarlanıp duruyor.
Linn Sromsborg, Asla, Asla, Asla‘da, hafiften otobiyografiye göz kırpan bir kurguyla çıkıyor okurun karşısına. Kitabın sloganı olan, “35 yaşındayım. Çocuk sahibi olmak istemiyorum,” şiarını benimsemiş bir kadının hiçbir şekilde dış etkenlerle alakalı olmadan, sadece kendi böyle yaşamak istemesini tüm samimiyetiyle satırlara döken Strømsborg, “dışarıdan” yapılan müdahalelere de gardını hiç düşürmeden cevap veriyor. İsimsiz anlatıcının çocuk sahibi olmama yolculuğu içinde kadınlığa, anneliğe, ebeveyn olmaya hem “içeriden” hem de “dışarıdan” bakan, Asla, Asla, Asla, hayatta var olan diğer şıklara neden elimizin gitmediğini de sorgulayan çarpıcı bir roman olarak okunmayı hak ediyor.
Linn Strømsborg, Asla, Asla, Asla, Çev. Dilek Başak, Mundi Yayınları, Ağustos 2025, 224 sf.


