Aynur Kulak
Tove Jansson’ın Heykeltıraşın Kızı romanı Ayrıntı Yayınları tarafından “Edebiyat Dizisi” kategorisinde yayımlandı. Bununla beraber Heykeltıraşın Kızı’nı edebiyat dizisi içinde tür olarak nereye konumlamalıyız ve ondan nasıl bahsetmeliyiz kısmı son derece açık uçlu. Heykeltıraşın Kızı’ndan roman olarak mı bahsetmeliyiz, hikayeler bütünü mü yoksa bir anı-anlatı mı, biyografi mi, ya da Tove Jansson’a ve Heykeltıraşın Kızı’na dair Maria Antas’ın yazdığı önsöz yazısında belirttiği gibi kitap “rafine edilmiş sanatsal bir manifesto” olabilir mi? Edebiyat metinlerinin türlerine dair sınırların kalktığı veya sınır ihlallerinin yapılandırıldığı böyle metinlerde en iyi tanım metinlerarasılık oluyor fakat Tove Jansson her şeyden önce çok iyi bir çocuk edebiyatı yazarı; çocuklara dair olanları, yetişkinlerin odağına çekerek merkez anlatı alanında merakımızı cezbeden kitaplar yazmayı başarmış bir yazar olarak edebiyat dünyasında yerini almış. Heykeltıraşın Kızı bu durumun başlangıcını işaret ettiği için önemli eserleri arasında.
Biyografik unsurları güçlü şekilde yansıtan kitaplarda ilk etapta yazarın biyografisinden bahsetmek en iyisi oluyor. Böylece aslında bir otobiyografiyle mi yoksa çeşitli türlerin dirsek temasından oluşan bir yapı ile mi karşı karşıyayız bu ortaya çıkıyor. Tove Marika Jansson (1914–2001), Finlandiya doğumlu İsveççe yazan bir yazar, ressam, illüstratör ve karikatüristtir. Uluslararası üne, özellikle çocuk edebiyatında çığır açan ve felsefi derinliğiyle dikkat çeken Mumintrol (Mumi) serisiyle kavuşmuş. İsveççe konuşan Finlandiyalı bir azınlık ailesinde mensup olan Jansson’ın annesi Signe Hammarsten-Jansson ünlü bir grafik sanatçısı, babası Viktor Jansson ise tanınmış bir heykeltıraş. Sanat eğitimini Helsinki’de, Stockholm’de ve Paris’te alan yazar İkinci Dünya Savaşı yıllarında hiciv dergilerinde karikatürist olarak çalışmış, 1945 yılında ilk Mumi kitabı yayımlanmış ve yarattığı Mumi evreni sadece çocuklara değil, yetişkinlere de hitap eden melankolik, felsefi ve zarif anlatılar barındırması adına çok okunan serilerden oluşan bir külliyata dönüşmüş.
1968’de yayımlanmış olan Heykeltıraşın Kızı, Tove Jansson’ın yetişkinler için yazdığı ilk otobiyografik metinlerden biri oluyor böylece. Roman, bir çocuğun gözünden anlatılan anılar aracılığıyla 1920’ler Helsinki’sindeki sanatçı evini, yaratıcı bir ortamda büyümenin karmaşık, çoğu zaman yalnızlıkla örtülü duygularını ve çocukluğun hayal ile gerçek arasında gidip gelen halini derinlemesine işliyor. Roman, kısa kısa bölümlerden oluşuyor; bu bölümler bir bütünlük arz etmektense, zihinsel bir kolaj gibi. Bir çocuğun algı dünyasından süzülen hikâyeler yalın. Çocukluk anılarını merkezine alan bu yapı, geleneksel anlamda bir olay örgüsüne değil, hafızanın serbest dolaşımına dayalı olması adına netlikler içeriyor.
Romanın merkezinde yer alan heykeltıraş baba figürü, yalnızca bir ebeveyn değil, aynı zamanda sanatın şekillendirici ama mesafeli doğasının da temsilcisi. Babayla ilişki, hem fiziksel hem duygusal anlamda uzak; onun stüdyosuna girmek çocuk için hem bir keşif hem bir sınır ihlalidir ve bu, roman adına çok önemli bir katmanı oluşturur. Bu katman yaratıcılıkla daha da derinleştiriliyor ve bu derinlik romanda neredeyse dinsel bir yoğunlukla ele alınıyor. Ev, her anlamda atölyeye dönüşmüş durumda, her şey sanat için ama çocuğun duygusal ihtiyaçları çoğu zaman bu yaratıcı atmosferin gölgesinde kalıyor.
“Babamın heykelleri, ateşin ışığında yavaşça etrafımızda dolaşıyordu, adımlarını dikkatle atan, sanki her an kaçacakmış gibi duran, üzgün, beyaz kadınlar. Her yerde tehlike olduğunu biliyorlardı ama bir mermere kazınıp, bir müzeye yerleştirilene kadar hiçbir şey onları kurtaramazdı. Orada güvendelerdi. Bir müzede yahut bir kucakta yahut bir ağaçta. Belki bir yorganın altında. Ama en iyisi, hâlâ anne karnında değilseniz, kocaman bir ağacın üzerinde olmaktı.”

Annesi de sessiz, çalışkan, güçlü bir figür. Bir grafik sanatçısı olan annenin varlığı, erkek merkezli sanat dünyasında daha arka planda kalmasına rağmen kız çocuğu için daha derin bir bağ alanı sunuyor. Romanda, özellikle kadınların ev içinde nasıl sessizce üretmeye devam ettikleri, görünmez emekleriyle varlıklarını nasıl sürdürdükleri çok incelikli biçimde anlatılıyor.
Aile içi manzaraya baktığımızda sevgi kadar uzaklık da hâkim. Özellikle babayla kurulan bağ, hem hayranlık hem hayal kırıklığı içeriyor. Heykeltıraş baba figürü, kimi zaman tanrısal bir güç, kimi zaman da çocuğun duygusal ihtiyaçlarını göz ardı eden bir yabancı. Bu duygusal mesafe ve dalgalanmalar, Jansson’ın anlatımında ne dramatize edilir ne de yargılanır; sadece çocukluk perspektifinden olduğu gibi yansıtılır.
Heykeltıraşın Kızı’nın -adından da anlaşılacağı üzere- en belirgin teması bir kız çocuğunun deneyimleri. Ancak bu, nostaljik bir anlatı değil kesinlikle. Tove Jansson’ın, çocukluğu idealize etmek yerine onun hayal gücüyle travma arasında gidip gelen halini göstermesi önemli bir ayrıntı. Çocuk anlatıcı, dünyayı anlamlandırmak için kendi kurallarını koyuyor, yanlış anlıyor, uyduruyor, korkuyor ve hayal ediyor. Bu çocukluk algısı, yetişkinlerin davranışlarını grotesk ya da absürt biçimlerde algılamamıza sebebiyet veriyor. Bu tema, Virginia Woolf’un Deniz Feneri’ni ya da Marguerite Duras’nın Yaz Gecesi eserini akla düşürüyor.
Jansson, az sözcükle çok şey anlatıyor, Heykeltıraşın Kızı’nın dili bu anlamda son derece ekonomik. Her bölüm küçük bir öykü gibidir, ama alt katmanlarında çok daha derin duygular barındırır. Anlatı, üçüncü tekil şahısla kuruluyor ama çocukluk iç sesiyle doludur. Bu durum, biz okurların hem mesafeli hem de içten bir anlatımla karşılaşmamızı sağlıyor. Böyle bir anlatımda zaman da önemli; çizgisel olmayan bir zaman yapısıyla karşı karşıya kalıyoruz. Anılar, mekânlar ve hisler arasında serbest geçişler yapıyoruz. Bu biçim, çocuğun zihninin işleyişine uygun ve aynı zamanda anlatıya özgün bir ritim de kazandırıyor.
Her ne kadar kitap yoğun biçimde otobiyografik izler taşısa da, Tove Jansson’ın anlatının sınırlarını belirsizleştirdiği kesin. Bununla beraber Heykeltıraşın Kızı, bir anı kitabı da değil, anıların dönüştürülerek kurmacaya evrilmiş hâli. Bu nedenle okura hem bir tanıklık duygusu geçiyor hem de bir hayal dünyasına giriş merakı yaratıyor. Romanı, çocuklukla sanatın, hatırlamayla unutmanın, duyguyla gözlemin arasında duran zarif ve meraklı bir eser olarak niteleyebiliriz. Hem bir büyüme hikâyesi hem de sanat ortamının duygusal panoraması olan bu eser, çağdaş otobiyografik romanın önemli örnekleri arasında yer alıyor.
Tove Jansson, Heykeltıraşın Kızı, çev. Ali Arda, Ayrıntı Yayınları, 2025.


İlk yorum yapan olun