Yalçın Tosun Edebiyatında Gizlilik

Hulusi Çakmak

İnsan neden gizlenir? Korktuğu için, birilerinden saklandığı için belki de en çok kendinden kaçtığı için. Ataerkil heteroseksist düzlemde homoseksüel bireyler toplum baskısı, fobik davranışlar, nefret suçu gibi nedenlerden dolayı gizlenmeyi tercih edebiliyorlar. Tıpkı Yalçın Tosun’un öykülerinde olduğu gibi.

Tosun’un 2013’te yayımlanan kitabı Dokunma Dersleri, LGBTQ+’ların gizlenme durumlarını gözler önüne sermesi bakımından kıymetli. Kitap, dört bölüme ayrılmış yirmi öyküden oluşuyor. Elbette her öykü, queer bağlamda okunamaz. Ancak yazarın dili kapalı olsa da okurda hissettirdikleri bakımından öykülerin en az %30’unun queer kategorisine girdiği barizdir. (Özellikle “Damdaki”, “Yaralı Bir Kaplan”, “Homoeroticus”, “Saklı”, “Kibritçi Kız”, “Ferhat Olmak” isimli öyküler.)

Öyküler daha çok anı veya günlük şeklinde kaleme alınmıştır; susan, susmak zorunda kalan bireylerin bir iç dökmesi şeklinde kabul edilebilir. Çocukluk, mazi, anı, pişmanlık, özlem gibi temalar aşk ve sevgi merkez alınarak naif, ucu açık ve üstü örtük bir şekilde okura verilir.

Bilhassa dostluk teması yazar için çok kıymetlidir. Hatta bazen dostlukla aşk arasındaki sınır tam anlamıyla çizilemez, yorum okura bırakılır. Bu tavır elbette yazarın kendi takdiridir. Genel anlamıyla karakterler arasındaki samimiyet homoerotik bir perspektiften yansıtılır. Pornografik öğelere pek yer verilmez. Karakterin kendi ağzından hoşlandığı kişiyle ilgili pasajlar okuruz. Tasvirler çok naiftir. Karakterin izlenimleri dikkat çeker. Kitabın ilk öyküsü olan “Damdaki”nden bir kesit:

“İçimde tanımadığım sular akıp durdular. Suratımda gizleyemediğim bir sırıtma. Ah nasıl uyuyorsun şimdi sen, yol yorgunu göz kapakların kıpır kıpır.” (a.g.e. sy.10)

Karakterlerin hayatlarında yer edinen birtakım anılar, kaybolmayan izler, önemli kişiler öykülerin atmosferini çizer. Karakterlerin psikolojik tahlilleri, anlatıcının aklında kaldığı kadarıyla ve onda uyandırdığı çeşitli izlenimler yoluyla okura yansıtılır. Yazar karakterleri için net bir psikolojik teşhiste bulunmaz. Örneğin “Bir Kocanın Gizli Defterinden adlı öyküde karısının kendisini aldatmasını isteyen bir adamı okuruz. Bu isteğini karısına söylemez ama onun bir gün kendisini aldatacağından emindir.

Öykü bağlamında bu durum öedipal komplekse işaret edebileceği gibi adamın karısıyla pek cinsel ilişkiye girmek istememesi aslında heteroseksüel olmadığını da düşündürebilir. Öyküdeki ayna metaforu adamda bir kişilik bölünmesi oluştuğunun da işareti olabilir. Tüm bu varsayımlar yazar tarafından net olarak verilmez. Sadece hissettirilir. Bu durum bile hikâyelerin güçlü bir zeminde yeşerdiğinin kanıtıdır.

Bu kapalılık ve belirsizlik hâli postmodern bir edebiyata uygun olsa da, bazı öykülerde fazla muğlaklık kafamızı karıştırabilir. Örneğin “Sıcak Sandalye öyküsünde, Mete’nin yaşadığı travmayı merak etsek de bu durum net bir şekilde asla verilmez. Verilen ipuçlarını takip ederek herkes farklı bir yoruma ulaşabilir.

Anlam kapalılığı ve belirsizlik hâli karakterlerin cinsel yönelimlerini gizleme hususunda daha belirleyici bir rol oynar. Toplumsal cinsiyet düzeni içinde işleyen ataerkil ideoloji; bedenler, cinsiyet rolleri, yaşam biçimleri hatta duygu dünyaları kadar cinsel ilişkileri de düzenler. Erkek heteroseksüel cinsellikte kimlik kazanır. (Selek, 163)

Bunun en önemli sebebi de ataerkinin eril hegemonik bir düzenek üzerinde inşa edilmesidir. Ataerki aslında hiyerarşiler yumağıdır. Ast-üst ilişkisi baz alınır. Üstte olan -ulvî, yüce olan- erkektir. Kadın onun “alt”ında yer alır. Homoseksüel bireyler bilhassa erkek eşcinseller bu düzen tarafından lanetlenirler. Sebebi de penisli doğdukları (fallosantrik aparat) hâlde penisleriyle hükmetmek istememeleri, tahakküm kurmaktan uzaklaşarak erkekliğin onurunu zedelemeleridir.

Toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında her erkekten istenen birtakım görevler vardır. O görevleri terk etmeleri, tam anlamıyla yerine getirmemeleri sonucu homofobiyle karşılaşırlar. Bu fobik tutum aslında heteroseksist- mizojin- fallusçu erkek egemen dünyanın korkusu, panik atağıdır.

Bu durum LGBTQ+’ları (bilhassa atanmış cinsiyeti erkek olan bireyleri) öteki hâline koyarak “üst” mertebesinden çıkarır. Feminenlik lanetlenir, aşağı olarak görülür. Bu durum özünde mizojiniyi saklar.

Homofobi; eşcinsellere karşı bir önyargı olmaktan öte, onları hegemonik erkekliğe zorlar. (Sancar, 204) Bu zorlama toplumun tüm kurumları, ataerkinin tüm imkanlarıyla sağlanır. Yani bireylerin gizlenmesindeki tek sebep fobik davranışlara maruz kalmak değildir. Aynı zamanda toplumsal statülerini de korumak isterler.

Kitaptaki “Saklı”öyküsü tam da bu duruma örnektir. Olay bir minibüste geçer. Adam, kendisine baktığını iddia ettiği gencin üstüne yürür, onu tartaklar, olay çıkarır. Adam böyle yaparak güya “erkeklik”ini kurtarmış, toplum nezdinde namusunu temizlemiştir. “İbne oyarım senin o gözlerini” (s. 62) diyerek gencin üstüne yürümesi, toplumsal statüsünü korumasını sağlar. Ancak öykünün devamında anlarız ki bu saldırgan, Mesut adlı başka bir delikanlıyı beğenmektedir. Homoseksüel olduğunu kendi bile kabul etmediğinden erkeklik kılıfını giyerek bir nevi savunma mekanizması geliştirmiştir.

Tüm bu eril atmosferin inşası, hâkim ataerkil kültür, fobik tutumlar, vs. hepsinin kökeni şüphesiz fallosantrizme gider. Penisin, dolayısıyla penetrasyonun tek cinsel ilişki biçimi varsayılması hatta ilişki türünden çok ilişkinin nihai amacı hâline gelmesi biyolojik gerçeklikten bağımsız olarak sosyolojik gerçekliği de etkiler.

Penetrasyon, egemen libidonun göstergesi olur, erillikten hiç ayrılmaz, karşıtını da dişileştirir. Erkeğin cinsel sakatlanması kadınsılaşması anlamına gelir, eşcinsellik de bundan beslenir (Sancar, 191). Öyküdeki adamın ataerkil düzenin ona bahşettiği en büyük haktan (fallustan) vazgeçememesinin sebebi budur. Eğer homoseksüel olduğunu kabul ederse feminizasyona uğrayacağını, böylece üst mertebeden kovulacağını düşünür. Bu erillik travması onu “gizli gey” kategorisine sokar.

Farklı bir örnek olarak “Yaralı Bir Kaplan” öyküsüne bakalım. Burada ana karakterin feminizasyona uğradığını görürüz. Ortaokul yıllarında arkadaşları tarafından dışlanan Ömer’e “Kız Ömer” lakabı takılır. Ne kızlar ne erkekler tarafından kabul edilir. Penisli doğan bir bireyin erkeklik onuruna leke sürecek davranışlarda bulunması, onun sosyolojik imhasına sebep olur. Bu ötekileştirmenin en büyük sebebi Ömer’in gizlenmemesidir. Gizli queer olmadığından toplum nezdinde dışlanır, fallus statüsü elinden alınır.

Tosun’un öyküleri bu gizlilik ahvaline müthiş örnekler sunar. Fallusçu zihniyetin inşa ettiği atmosferde queer bireylerin ve kadınların nefes alması mümkün değildir. Hatta heteroseksist erkekler bile bu erillik krizi sarmalından kurtulamadıkları için rahat bir oh çekemezler.

KAYNAKÇA

Sancar, S., Erkeklik: İmkansız İktidar (2024, 6.baskı), Metis, İstanbul.

Selek, P., Sürüne Sürüne Erkek Olmak (2013, 6.baskı), İletişim, İstanbul.

Tosun Y., Dokunma Dersleri (2018, 6.baskı), YKY, İstanbul.