Hasan Öztürk
Hümanist düşünür ve yazar François Rabelais (1494?-1553), zamandaşları Erasmus (1469-1536) ve Montaigne (1533-1592) benzeri, Rönesans aydınlanmasının önde gelen isimlerindendir. Pantagruel (1532) ve Gargantua (1534) kitaplarıyla adını edebiyatın tarihine yazdırmış Rabelais; keşiş, hekim, dilci ve aynı zamanda öğretmendir. Çeyrek yüzyıllık yaşındayken manastırda papazlığa başlamış, sonraki yıllarda dil tartışmaları nedeniyle Sorbonne’la ters düşen Rabelais, taşradaki Benedikten manastırına geçince hukukçuların, dilcilerin ve başka seçkinlerin buluştuğu entelektüel ortamda kendisini geliştirme fırsatı bulmuştur. Aradığı özgürlük ortamını edinemediği manastırdan ayrılarak görevini serbest ortamlarda sürdürürken 1530’da ‘tıp’ okumaya karar veren Rabelais, henüz okulu bitirmeden geçim sağlayacak iş bulduğu matbaa merkezi Lyon şehrine yerleşerek edebiyat çevreleriyle yakınlaşır. İlk kitabı Pantagruel, Alcofribas Nasier mahlasıyla yakın dostları arasında matbaacılar ve kraliyet kütüphanesi yöneticilerinin de olduğu bu zamanlarda yayımlanır. Rabelais, yeni hamisi diplomat ve başpiskoposun emrindekilerle hekim olarak gittiği İtalya dönüşünde ilkinden de cesaretle ikinci kitabı Gargantua’yı yayımlar. İtalya gezilerine aralıklarla devam eden Rabelais, ‘tıp’ okuduğu Montpeiller’de ‘doktor’ unvanını aldıktan sonraki hekimlik çalışmalarıyla önemli mevkilere gelmişse de yeni yazılarıyla iktidarın temsilcisi Sorbonne Üniversitesi’nin hışmından kurtulamamıştır. Romantizmin öncü ismi Chateaubriand (1768-1848)’ın, “Fransız edebiyatının yaratıcısı” saydığı Rabelais, güç koşullardaki son yıllarını hamisi Jean do Bellay himayesindeki çalışmalarıyla geçirmiştir.
Kitaplarına ad veren Pantagruel ve Gargantua adlı iki ‘dev’ karakteriyle sorguladığı ortaçağ zihniyetinden Rönesans aydınlanmasına çıkan yolu açan Rabelais, iki yüz yıl sonra soydaşı Chateaubriand’ı aşan bir ifadeyle söylenirse yalnızca Fransız edebiyatının değil Batı Avrupa edebiyatının da kurucusu sayılmaktadır. Fransız yazar Rabelais’nin anlaşılması ve edebiyatta olması gereken yerine konulmasında her nedense Rus kuramcı Mihail Bakhtin (1895-1975) beklenmiştir. Bakhtin’in, “sadece Fransız edebiyatının ve edebi Fransız dilinin değil, tüm dünya edebiyatının kaderini etkilemiştir (belki en az Cervantes kadar)”1 yargısıyla değerini belirlediği Rabelais’nin romancılığı, benim bu yazıma konu değildir.2 Bu yazım, roman yazarı Rabelais değil de onun iki kitabının ‘önsöz’ yazılarındaki ‘okur/luk’ edimleriyle ilgilidir. Bu yönelişim, kahramanlarının adlarıyla bilinen hayli zaman önceki bu iki kitabın roman türünün ilk örnekleri sayılmasına benzer biçimde, ‘önsöz’ yazılarının da yazarının okuruyla sözleşmesi bakımından aynı önceliğe ve öneme sahip oluşları gerekçesiyledir.
Rabelais’den dört yüz yıl yıl sonra, onun vaktiyle yerin dibine batırdığı Sorbonne’da ilk akademik çalışmalarına başlayan kuramcı soydaşı Pierre Bourdieu (1930-2002), 1981 yılındaki konferansında, “Okumanın ne olduğunu, okumanın imkânının sosyal şartlarının ne olduğunu sormadan, herhangi bir şey okunabilir mi?”3 sorusuyla Rabelais’nin kulaklarını çınlatmıştır gibi geliyor bana. Bourdieu’nun, “Okuma, Okuyanlar, Okumuşlar, Yazın” başlıklı andığım konuşmasının “ortaçağ geleneği” değerlendirmesindeki “yerleşik söylemi yorumlayan” kişi ‘lector’ değil de “yeni söylem üreten” yazar ‘auctor’ bilmemiz gereken Rabelais, söyleyecek yeni sözü olan bir yazardır ve böyle olduğu için de ‘önsöz’ yazılarında okurlarını uyararak yazdıklarının farklılığına dikkat çekerek anlaşılmayı bekler.

Okuruyla sözleşen yazar
Pantagruel ve Gargantua kitaplarına4 ayrı ayrı ‘önsöz’ yazıları yazan Rabelais, bu önsözlerde kitaplarının anlatı metinlerindeki ölçü bilmez şenlikli diliyle okurlarını istekli ve aynı zamanda dikkatli olmaları için uyarır.5 Zamanının matbaa/kitap dünyasıyla yakından ilgili Rabelais, “Kitap kutsaldır, nasıl olur da okumayı sevmeyiz?”6 varsayımının, anlatılanı dinlediği topluluktan ve anlatanın söylediğinden kopmuş bir başına kaygılı okuru için tastamam geçerli olmadığının bilincindedir. Onun, zaman zaman senli benli, zaman zaman da ciddiyetsiz uyarıları; sözlü kültürle yetişmişken basılı metinlere yeni yeni alışan okurların, görünüşe aldanmadan roman/anlatı türünün inceliklerine ve kendi alaycı anlatımına sabırla yaklaşmaları içindir. Okuduklarında “hayli gülünç ve başlığa uygun konular” bulacak okurlarını, Homeros’un Odysseia destanındaki (XII. Bölüm) kadim uyarıya götürerek “Sirenlerin türküsüne bağlanır gibi” bağlanmamaları ve kitabını “daha yüksek bir anlamla yorumlama” çabası için okumalarını ister. Rabelais’nin uyarısındaki tehlikeli Sirenlerin aynı zamanda evrenin sırlarına dair gizli bilgileri içerdiklerini de anımsamak gerekir. Bilmeli ki o, geleneğin dine dair alışılmış söyleminin dışında yeni/dünyevî bir şey söylüyordur. Okurlarına uyarılarındaki ‘matbaa kaygısı’ dikkat çeken Rabelais, duyarlı okur beklentisini vurgularken okumanın zamanına ve biçimine yönelik uyarılarını, sıklıkla göndermeler yaptığı Eflatun’un kitaplarından alıntılarla yapar. O, üstat bildiği Sokrates-Eflatun ikilisine göndermeler yaparken bir yandan da Antikçağ kültüründen ve mitolojik ögelerden yararlanır. Rabelais’nin yazar-okur önerileri, kendisinden beş yüz yıl sonra, pratik okuma kaygılarımızın ve kuramsal okuma çalışmalarının ilk örneğidir.7 Gargantua kitabının önsöz yazısını, yazarının “yapıtlarındaki en güzel ve en olgun metinlerden biri sayan Auerbach’ın, “Daha önce hiçbir yazar okuruna böyle hitap etmemiştir herhalde;”8 yargısı, benim bu yazımın esin kaynağıdır.
Okumak, Manguel’in deyişiyle “toplumsal sözleşmenin ilk adımı sayılır”9 ise bu sözleşmenin önce ‘yazar’ ile ‘okur’ arasında imzalandığını söyleyebiliriz. Bu durumda sözleşmenin metni de yazarın gönderdiği ve okurun önünde duran ancak adeta şifreyle konuşan bir mektup olan yazılı metindir. Yazan yazar, okurundan okunmayı ve anlaşılmayı bekler. Bu beklentiyle Rabelais’nin önsözlerini, Jale Parla’nın başucu kaynağımız Donkişot’tan Bugüne Roman kitabının “Don Quıjote ve Yazın Türleri” ile devamındaki “Yazarlar ve Okurlar” başlıklı bölümlerinin izleğinde okuyabiliriz. Rabelais’nin iki kitabının önsözü de Parla’nın “Eğer türler yazma biçimleriyse ve bu biçimler okurla yazar arasında okuma kodları oluşturuyorsa, yazın türleri yazınsal üretimin en temel iki süreciyle yazma pratiği ve okuma eylemiyle doğrudan ilintilidir.”10 yargısını doğrular gibi geliyor bana. Böyle bakıldığında Rabelais de “Pek ünlü ayyaşlar ve siz, pek değerli frengililer, -çünkü başkalarına değil, sizlere adanmıştır yazılarım-” (G, 5) açılış sözüyle kendisinden sonraki Don Kişot kitabının ‘önsöz’ yazısında “Aylak okur!” hitabıyla metnini okuruna bırakan Cervantes’ten önce ‘okuruyla sözleşmiş’ bir yazardır. Adı henüz konulmamış bir türün yazarı Rabelais, okuma özgürlüğüne sınır çizmediği okurundan kendi metnini layıkıyla anlamasını bekler, o da “Don Quijote adlı bir metin yaratmak olduğu kadar bu metni takdir edecek okur kitlesini de yaratmak” amacı güden Cervantes gibidir. Yazar-okur ilişkisi bağlamından Cervantes ve sonrasındaki bazıları için söylenenler, önsözleri dikkate alınırsa Rabelais için de pekâlâ söylenebilir. Benzer gerekçelerimle Jale Parla, kitabının “Yazarlar ve Okurlar” bölümünü, okurlarının ciddi okumalarını keyifle sürdürmelerini isteyen Rabelais ile başlatsın isterdim.
İki kitabın önsöz yazısında kitap, okur ve yazar
Yeni bir anlatı türü ve yeni bir dil kurma çabasındaki Rabelais, zamanın kroniklere ilgi duyan okurlarını kendi metinlerini de okumaya çağırır. 1532’de yayımlanan Pantagruel kitabının önsözünde kendisinin de esinlendiği “iki ayda İncil’in dokuz yılda sattığından daha fazla satıldı” dediği, yazarı bilinmeyen “Büyük Dev Gargantua’nın Ürkünç ve Çok Değerli Kronikleri” adlı kitap, dinî (İncil) olanın dünyevî alternatifidir. Rabelais, ‘önsöz’ yazısının başlangıcında anılan kitaptan söz edip ikinci paragrafta sözlü kültürle yetişen okurlarına yakinen tanık olduğu matbaa hakkında uyarılar yapar: “Benim arzum herkesin meşgalesini bir yana bırakması, iş güç için kaygılanmaması ve özel işlerini unutması; öyle ki kendilerini tamamen buraya verebilsinler, dikkatleri başka yönlere kaymasın, akılları başka işle meşgul olmasın, ta ki ezberleyene dek. Zira olur da matbaacılık sanatı kaybolur ya da bütün kitaplar yok olursa herkes bu hikâyeleri tıpkı gizli bir din gibi elden ele dolaştırsın, haleflerine hayatta kalanlara berrak haliyle öğretebilsin.” (P, 6). Ona göre “orada” dediği o kronik kitabında, “dar kafalı, değersiz bir yığın kişinin belki de düşünemeyeceği kadar fayda” vardır.
Rabelais’nin öncelikli uyarısı okumaya zaman ayrılmasıdır ki bu, bütün zamanların açmazıdır. Henüz yalnız başına okuyacak belgelere sahip olamamışken ortak mekânlardaki kamusal okumalardan nöbetleşe yararlananlardan modern zamanın okurlarına dek ‘okuma zamanı’ önemli bir sorundur. Anılan kitabında okumanın pedagojik ve toplumsal yönlerini anlatı diliyle sorgulayan Pannac’ın deyişiyle “okuma vakti her zaman çalınmış bir vakit” olduğundan “Okuma vaktini nereden bulacağız?” sorusu, zamanımızın neresinden çalarsak çalalım karşılık bulacak gibi değildir. Bu nedenle “yaşama görevinden çalınmış”11 zamanlarda okuyacağız demektir. Rabelais de okurlardan meşgaleleriyle özel işlerini bırakmalarını isterken yaşama görevinden çalacakları zamanın olabildiğince çokluğunu vurgulamış oluyor.
Walter J. Ong’un veciz deyişiyle “sözü mekâna bağlayan yazı”12 aynı zamanda okuru da bir mekâna bağlamıştır. Yazar kişi, içindekini yazı yoluyla dışarı çıkarıp/taşırıp da kendisinden başkalarının erişebileceği bir yere koyduğunda bu yazılı metni okuyacak olan kişi de bir mekâna mahpus demektir ve dolayısıyla onun aklı, içten gelmiş olanı sorgulayacağı dışarıdadır. Rabelais, okurlardan akıllarının başka bir işle meşgul olmadan kendilerini tamamıyla okudukları metne vermeleri isterken dinlemenin şenliği yerine okumanın ‘sıkıcı’ olduğunun farkındadır. “Matbaanın icadından sonra ‘alfabe insanı’ Gutenberg Galaksisi’nin ‘tipografik insanı’na, başka bir deyişle duyguları ve düşünceleri tümüyle kitap sayfasının çizgiselliğine ve bütün içeriği siyah satırların soyut şeridine çevirme biçimiyle şekillenen bir varlığa dönüşür.”13 olduğundan yazılı metni okuyan kişinin dikkatinin “başka yöne” kayması beklenebilir bir durumdur. Yazı, dinlemede olanın tam aksine bilginin sahibi ile bilinecek olan şeyi birbirinden ayırmakla kalmamış, sözün anlatımı somutlaştırıp kolaylaştıran ses (vurgu, tonlama) özellikleriyle beden dilini yok etmiş, anlamı soyutlaştırarak anlatımı dilbilgisi kurallarıyla sınırlandırmıştır. Söz kültürü, yaşamdaki canlılık etkisini sürdürürken buna karşılık “Anlatımı kısaltan yazı, fazladan kullanılan kelimeleri bir çırpıda sildiği ve daha doğal anlatım biçimlerinden uzaklaştırdığı için insan ruhunu bir bakıma cendereye sokar.”14
Zamanın matbaa dünyasıyla yakından ilgilenmiş Rabelais, ‘ezberleme’ uyarısıyla matbaa yayıncılığının güç koşullarına dikkat çekerken öte yandan söz-yazı ikilemine gönderme yapmış da olmalıdır. Hatırlayalım, icat ettiği harflerle “Hafızanın ve bilgeliğin ilacını buldum.” sevinciyle huzura çıkan Theuth, halkın “kendilerine ait olmayan yazı işaretlerine güvenerek, içlerinde bulunan kendilerine ait hafızayı kullanmayı hepten unuturlar”15 cevabını almıştı hükümdardan. Ezberleme kültürü, dinlerin kutsal metinleri için özellikle önemlidir çünkü Tanrı, mesajını yazı aracılığıyla değil söz ile iletmiştir.16 “MÖ beşinci yüzyılda Euripides’in zamanındaki Yunanlılar Sicilya’da esir alındıklarında, Euripides’in eserlerini ezbere okuyabilirlerse serbest bırakılacakları”17 bilgisi, Platon’un “hafıza” uyarısını doğruluyor. Bu söz-yazı ikilemi bağlamında, İtalo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanı, çağdaş edebiyatın ufuk açıcı metnidir.
Pantagruel kitabında, Paris’teki oğluna mektup yazan Gargantua, oğlunun eğitim olanaklarının kendi zamanından çok daha gelişmiş olduğunu söylerken “Basılan kitaplar öylesine zarif ve kullanımları da öyle kolay ki, topçuluk nasıl ki şeytani bir ilhamla icat edildiyse, matbaada benim zamanımda ilahi bir esinle icat edildi.” (P,54)18 açıklamasıyla Gutenberg’in basım tekniğini över. Marshall McLuhan, yazar Rabelais hakkında kuramcı Bakhtin’in roman konusundaki belirlemesine benzer bir açıklama yapar: “Baskı aracına yakışır şekilde, Rabelais, çok konuşkan bir kitlesel üretim eğlencesidir. Ama onun devasacılık ve ilerideki tüketici cennetleri ve azamet vizyonu, tam anlamıyla eksiksizdir. Aslına bakılırsa, toplumun Gutenbergci dönüşümüyle ilgili dört tane kapsamlı mit vardır. Bunlar, Gargantua ile birlikte Don Quixote, Dunciad ve Finnegas Wake’dir.”19
Rabelais’nin, okunanı ‘ezberleme’ uyarısı, kendisinin de hışmına uğramaktan kurtulamadığı otoritenin, matbaayı sakıncalı bularak yasaklamasıyla doğabilecek ‘kitapsızlık tehlikesi’ için bir öneridir. Gutenberg’in matbaası, her ne kadar el yazması kitapları ortadan kaldırmamışsa da baskı yeniliğine farklı nedenlerle karşı çıkılmıştı. “Bazıları bunun barbarlık olduğunu, bazıları uygarlığın sonu olduğunu, bazıları da işlerine yönelik tehdit olduğunu düşünüyordu.”17 Kurlansky’nin belirlemesiyle matbaanın toplumsal ‘tehlike’ oluşunun asıl nedeni, ihtiyaç gereği çok sayıda kitap üreten matbaacıların “tehlikeli bir siyasi gündemleri” olabileceği ya da “şeytanla iş birliği” yapmak gibi sakıncalı kişiler olarak görülmesidir. İkinci bir sorun da el yazısıyla kitap çoğaltanlara göre matbaa baskısında “harflerin ve kelimelerin tamamen aynı aralıklara sahip olmasında belli bir insani dokunuş eksik” olduğundan bu durumun “yaratıcılık” için bir kısıtlama getirmesidir. Gutenberg’in eski ortaklarından birinin kitap dolu çantalarla satış için geldiği Paris’te “şeytan tarafından gönderilmekle suçlanarak kaçmak zorunda” kaldığına bakılırsa Rabelais’nin ‘ezber’ ısrarının önemi anlaşılabilir.
Rabelais, yeni okur tipini de belirlemiştir: dikkatli okur. Yazı, bileni bilenden ayırmış ve böylece Gargantua kitabı da yazarı Rabelais’den kopmuştur. Bu durumda Rabelais’den kopmuş kitap, ‘yazılı olandan daha fazlası’ olan bir metin olarak okur ile anlam kazanacaktır. Bu gerekçeyle Rabelais, okurunun okuma biçimi Bourdieu’nun, “kalemle iştigal etmiş birini, bir okuyucuyu okuyan bir okuyucunun, kalemle iştigal eden birinin okuması” türünden olsun ister. Bu okur, bakıp geçmeyen, irdeleyen, metnin yazarıyla karşı karşıya gelmeyi göze alabilen ‘nitelikli okur’ demektir. Birinci kitaptan iki yıl sonraki Gargantua kitabının ‘önsöz’ yazısında okurlarına; “ayyaşlar”, “frengililer” , “çömezler” ve “aylak zıpırlar” benzeri söyleyişlerle seslenerek iletişim kurmayı amaçlayan Rabelais, kitabın adının “şakacılığına, maskaralığına bakıp da daha ötesini görmez”likten gelecekleri uyarır. Rabelais, edebiyat metni ile okur arasındaki iletişimin, metinde yalnızca görünen anlamla yetinmeyip okuduğu metne sorular sorarak yazarının boş bıraktığı alanları dolduran okur ile kurulabileceğinin bilincindedir. Ona göre değerli olan dışta/görünüşte değil, içeride/derinde olandır bu nedenle “kitabı açmak ve içindekini özenle tartıp değerlendirmek” önemlidir. Rabelais, yazarından çıkan edebiyat metninin türlü yorumlarla okurun belleğinde yer edişini Homeros’un destanlarından örnekle ve Platon’dan anekdotlarla anlatırken yaratıcı okumayı vurgulamakla kalmaz, modern edebiyattaki ‘yazarın ölümü’ kavramını da hayli önceden duyurmuş olur. Rabelais’e göre Şölen diyalogunda Platon’un, hocası Sokrates’i benzettiği Silen’ler, dışı çirkin resimlerle kaplı ancak içlerinde “nadide ilaçlar” saklanan kutulardır.21 Dışarıdan bakıldığında “bir soğan kabuğu kadar para etmez” görünen biçimsiz ve sevimsiz Sokrates de “Tanrısal bilgisini her zaman gizleyerek” iyice okunmayı bekleyen kitabın ilgisini bekler dinleyenlerinden. Şişe açmak da kitabı okumak için uygun benzetmedir. Rabelais, “Bizim uydurduğumuz alaylı kitap başlıklarını görünce, hemen sanırsınız ki içlerinde yalnız alaylar, tuhaflıklar, gülünç uydurmalar vardır” kaygısıyla meramını anlatmışken basım tekniğinin yetersiz olduğu zamanlarda kitaplarının kapakları albenili olmadığından böyle bir benzetme yapmış da olabilir. Devlet’in ikinci kitabında Platon’un “bilmek ve öğrenmek” merakıyla filozof saydığı köpek, Rabelais’de “doğanın özene bezene yarattığı bir besin” olan ‘ilik’ peşinde koşmakla, yazarın söylediklerinden onun söyleyemediklerini arayan birikimli okura göndermedir. Machiavelli’nin, bir yazarı okumak istediğinde o yazarın dönemindeki kıyafetleri giyerek yazarıyla kendisine bir masa hazırlayışına itibar edilirse okurun, metinle kurması gereken ilişki biçimi kestirilebilir. Doğrusu, her iki kitabın önsöz yazıları, edebiyat metnini anlama/değerlendirme etkinliğinde çağdaş edebiyat kuramlarından “okuru etkin kılan bir üretme süreci”22 olan “alımlama estetiği” anlayışının habercisi sayılmalıdır.
Yeni okur yönelişlerinin farkındaki Rabelais, yazar olarak içtenliğini ve sorumluğunu açıklarken yazmayı ve okumayı neşeyle yapılması gereken bir iş olarak görür. Homeros ve Ovidius benzeri büyük isimlerin kitaplarından onların hesap etmediği anlamlar çıkarılışı gibi kendi kitaplarından da “bir sürü anlamlar” çıkaracak okurlarına, “siz de belki benden fazla düşünmeyip içiyorsunuzdur benim gibi” seslenişiyle özgür kalmalarını ister. Şakayı elden bırakmayan Rabelais, ilk kitabı Pantagruel için “Bunu neşeli bir başkâtip gibi, hatta diyebilirim ki şehit âşıkların bokkatibi, aşkın kofkatibi gibi, bir görgü tanığı olarak anlatıyorum.” der. Gargantua kitabı, manifesto sayılacak on dizelik “Okurlara” şiiriyle açılır. Kendi deyişiyle “haşmetli” kitabını, neşeyle “yiyerek ve içerek” yazdığını söyleyen Rabelais, manifesto şiirinde okurundan da kitabını okurken gerilmemesini, rahat olmasını beklediğini, “Gülen kitap yeğdir ağlayan kitaptan/ Gülmektir çünkü insanı insan eden” dizeleriyle anlatır. Manguel, “Çoğu kez okumadan alınan zevk, okurun bedensel rahatlığı ile ilintilidir”23 tezini Rabelais’nin bu neşeli okuma önerisinden çıkarmış gibidir.
Okurlarına, esinlendiği kitap kadar “doğrucu ve inanılası” olmasa bile kendi yazdığının da onunla “aynı nitelikte” olduğunu anlatmaya çalışan Rabealis, kitabında “tek bir yalan söz” olmadığının altını çizer. Kitabındakilerin doğruluğunu kanıtlamada yine aynı senli benli dille eğer öyle değilse “bedenen ve ruhen, işkembem ve bağırsaklarımla yüz bin şeytana adanayım” sözünü verir. Anlattıklarına “kalpten” inanmayanları, “sara sizi yere sersin, yıldırımlara gelesiniz, varisten topal kalasınız, kanlı ishale tutulasınız” türünden şaka yollu uyarılarla okurla sözleşme yapan Rabelais, kitabını “güle güle” okuyacakları, sonunda “bana kadeh kaldırmayı unutmayın” neşesiyle uyarmayı da ihmal etmez. “Keyif adamı, cümbüş ehli denmek şandır şereftir benim için” diyen yazardan vasiyet olarak başkası da beklenemezdi.

Matbaa çağında bir yazar ve okurları
Pantagruel ve Gargantua kitaplarının yazarı Rabelais, Antikçağ dönemine göndermelerle beslendiği büyülü ‘ortaçağ’ dünyasını alaycı diliyle sorgulayarak oradan ‘yeniçağ’ yoluna kapı aralayan hümanist bir düşünür ve yazardır. Fransız Edebiyatı’nın dünya edebiyatının merkezine yerleşerek iktidarını kurduğu yüzyıldaki iki kitabıyla roman türünün kurucusu sayılan yazarın şenlikli dili, Bakhtin’in belirlemesiyle ortaçağ dünyasının karnaval kültürüne dayanmaktadır. Bu bilgiyle onun dünyaya neşeli bakışında doğup büyüdüğü Loire bölgesindeki dünyalık kazanımların payı da önemlidir. Ölçü bilmez dünyevî dili yüzünden zamanın iktidar dayatmalarıyla sansür uygulamalarının hedefindeki Rabelais, matbaa tekniğinin ilk zamanlarının tanığı olan bir yazardır. Söz kültürü etkisini sürdürürken el yazması kitaplarla yetişenlerin aynı anda matbaa basımı kitapları da okuduğu zamanın yazarı yazdığının tanığı Rabelais, kitap ve okur konusundaki kazanımlarını, Gutenberg’in 1438’de Avrupa’ya taşıdığı matbaanın 1473’te getirildiği Lyon şehrindeki deneyimleriyle edinmiştir.
Okumak, okunacak bir yazıyı çağrıştırır, yazı da kitabı. Kitapların, el yazması ve oyma baskı yöntemiyle çoğaltıldığı ortamda yetişen Rabelais’nin kitapları, elli yılı aşan deneyimi olan matbaa tekniğiyle basılıp çoğaltıldığında yeni bir okur kitlesi de oluşmaktadır. Çoklukla şehirli olan bu yeni okur kitlesi yalnızca bilgi edinmek için okuyan değil, çağın getirdiği birey olma yolunda kendini zenginleştirme okumasıdır. Matbaa, kutsalları yıkarak bilgiyi halka yayarken toplumsal değişimin dinamiklerini hazırlamaktadır. Rabelais, söz yerindeyse bir ‘geçiş dönemi’ yazarıdır, geçmişi sorgulayan ve oradan yeniyi çıkaran bir düşünür. Eskinin olanaklarıyla yeni bir anlatı türünde kitap yazarken kitabının ulaşacağı yerin, ‘okurun gözü’ olduğunun da bilincindedir. Her iki kitabının ‘önsöz’ yazılarının özü, okunmamış ya da anlamlandırılmamış kitabın bir yönüyle eksik kalacağının vurgusudur. Rabelais’den beş yüz yıl sonraki dünyanın kitap yayıncılığı, bellekleri alt üst edecek ölçüde gelişmiştir. Teknolojik gelişmeyle kitap nesneleşerek ekonominin alım-satım aracına dönüşürken kitabın karşısındaki okurun da karakteri değişmiştir. Bugünün yeni anlayışı, kitabın niteliğini okunma ölçüsüyle belirlemiyor artık. Gelinen nokta çok bilinmeyenli denklem türünden çelişkiler barındırsa da beş yüz yıl önce kitabını okuyacak olanları “daha yüksek bir anlamla yorumlamaya bakın” uyarısıyla verimli okumaya çağıran Rabelais’nin ‘okuma uyarıları’ modern edebiyat kuramlarının temel ilkelerindendir. Roman türünün kurucusu sayılan Rabelais, ‘önsöz’ yazılarıyla okurluk bilincinin yerleşmesine katkı sağlamış bir öncü yazar da bilinmelidir.
Notlar/Açıklamalar:
1. Mikhail Bakhtin, Rabelais ve Dünyası, çev. Çiçek Öztek (İstanbul: Ayrıntı Yay., 2005), s. 27
2. Rabelais’nin iki kitabına dair yazım için bkz. “Karanlıktan Aydınlığa Rabelais ve ‘Ciddiyetsiz’ Kahramanları Pantagruel ile Gargantua”, Sanat Kritik, 7 Ocak 2025
3. Pierre Bourdieu, Seçilmiş Metinler, haz. Levent Ünsaldı (Ankara: Heretik Yay., 2013), s.172
4. Bu yazımda kitapların şu baskılarından yararlanılmıştır: Rabelais, Pantagruel, çev. Nurullah Yıldız (İstanbul: İş Bankası Yay. 2023); Rabelais, Gargantua, çev. S. Eyuboğlu-A. Erhat -V. Günyol (İstanbul: İş Bankası Yay., 2020)
5. Rabelais’nin dili için ‘ölçü bilmez’ sözüm, başka açıklamaları gerektiren bir adlandırmadır. Onun diliyle ‘karnaval’ yakınlığı kuran Bakhtin, “her şeyden önce şenliğe özgü bir gülüş” saydığı bu “karnaval gülüşü” Rabelais’de “müphem, neşeli, zafer dolu, alaycı ve taklitçi” bir gülüş olduğunu söyler. (a. g. y, s. 38); Auerbach ise Rabelais’nin bu dilini, Geç Ortaçağ vaazlarıyla ilişkilendirir. “Rabelais’nin kendi mizacının ve ereğinin hizmetine koştuğu bu sentezin kökeni, tuhaftır ama Geç Ortaçağ’daki vaazlara dayanır (…) bu vaazlarda; aynı zamanda kaba bir halk ağzı kullanılır, amiyane bir gerçekçilikleri, Kutsal Kitap’a dayanan, figüral, âlimane, manen yücelten yorum tarzları vardır.” Erich Auerbach, Mimesis, çev. H. Belen-H. Ertürk (İstanbul: İthaki Yay., 2019), s. 306
6. Daniel Pennac, Roman Gibi, çev. Mustafa Kandemir (İstanbul: Metis Yay., 2013), s. 13
7. “Edebi Metnin teşekkülünde Okurun Rolü” için bkz. Atiye Gülfer Gündoğdu, Yazının Önünde (Ankara: Hece Yay., 2021)
8. Auerbach, a. g. y., s. 315
9. Alberto Manguel, Okumanın Tarihi, çev. Füsun Elioğlu (İstanbul: YKY, 2004), s. 20
10. Jale Parla, Don Kişot’tan Bugüne Roman (İstanbul: İletişim Yay., 2000), s. 34
11. D. Pennac, a. g. y., s. 93
12. Walter J. Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür, çev. Sema Postacıoğlu Banon (İstanbul: Metis Yay, 2020), s. 20
13. Lothar Müller, Beyaz Büyü, çev. Sevinç Altınçekiç (İstanbul: KÜY, 2018), s. 61
14. W. Ong, a. g. y., s. 56
15. Platon, Phaidros ya da Güzellik Üzerine, çev. Birdal Akar (Ankara: Bilgesu Yay., 2014), s. 88
16. Konuyla ilgili olarak “Tanrı konuşur” ve “harf ölüdür” bağlamında Jacqus Ellul’ün, Sözün Düşüşü (İstanbul: Paradigma Yay., 2012 ; çev. Hüsamettin Arslan) kitabının “Tanrı Konuşur” (s. 61-90) bölümüne bakılabilir.
17. Mark Kurlansky, Kâğıt, çev. M. Murtaza Özeren (İstanbul: Ketebe Yay., 2024), s. 33
18. Marshall McLuhan, anılan cümlenin matbaanın icadında değişiklik içerebilecek farklı bir çevirisini alıntılamıştır: “Aynı şekilde şimdi kullanılan basım, öylesine şık, öylesine hatasız ki, daha iyisi düşünülemez; gerçi en azından benim zamanımda ilahi esinle bulunmuş olmakla birlikte, öte yandan da şeytani bir fikirle Topların icadına benziyor.” Marshall McLuhan, Gutenberg Galaksisi, çev. Gül Çağalı Güven (İstanbul: YKY, 2001), s. 209
19. M. McLuhan, a. g. y., s. 207
20. M. Kurlansky, a. g. y., s. 109
21. Şölen diyaloğunda ‘sevgi’ üzerine konuşurlarken Alkibiades: “Bu adamı [Sokrates’i / HÖ] Silen heykellerine benzeteceğim. Hani şu heykel dükkânlarında görülen düdüklü, kavallı Silenlere. Bu silenler ortadan ikiye bölünür ve içlerinden küçük Tanrı heykelleri çıkar.” (Platon, Şölen-Dostluk, çev. S. Eyuboğlu-A. Erhat, İş Bankası Yay., İst.2024, s. 61) der. Rabelais’nin, Silen için heykel yerine ilaç kutusu deyişi hekim olmasının yaratıcılığıdır.
22. Tülin Polat, “Yazın Metni-Okur İlişkisi üzerine Düşünceler”, Alman Dili ve Edebiyatı Dergisi IX, 1995 (Ayrı Basım), İÜ Edebiyat Fakültesi Yayınları, İst. 1995
23. A. Manguel, a. g. y., s. 183


İlk yorum yapan olun