Geçen Harbiye’nin Ardından

Melike Sönmezer

melikesonmezer@sanatkritik.com

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, yaz aylarının sunduğu imkânı değerlendirerek oyunlarını salonlardan açık havaya taşıdı. “Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde her replik bir yıldıza dönüşür” ifadesi, bu deneyimi en özlü şekilde anlatıyor.

Yaz sezonunun durgunluğunu kırmak amacıyla düzenlenen Harbiye etkinlikleri, İstanbullular için yalnızca bir tiyatro buluşması değil, aynı zamanda festival tadında bir kültür şöleni oldu. Alkışların gökyüzüyle buluştuğu bu özel atmosfer, yazın buruk da olsa neşesini seyirciye taşıdı.

Bu yıl Harbiye sahnesinde üç oyun seyirciyle buluştu: 15-16-17 Ağustos’ta Suat Derviş’in Fosforlu Cevriye’si, 20-21 Ağustos’ta Haldun Taner’in kült eseri Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ı ve 23-24 Ağustos’ta Moliere’in ölümsüz eseri Tartuffe. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, her geceye titizlikle hazırlanarak, organizasyonu büyük bir özveriyle yönetti. Şehir Tiyatroları’nın tüm çalışanları son ana kadar güler yüzlü ve özenli tavırlarıyla süreci taşıdı.

Foto: Şehir Tiyatroları, İBB

Fosforlu Cevriye, oyunculukları, kostümleri ve müzikleriyle izleyenleri bir kez daha büyüledi. Harbiye’nin konumu gereği rejinin yoğun çalışma temposuna yakından tanıklık etme şansı buldum. Sahnedeki oyuncular ne kadar coşkuluysa, reji ekibi de aynı heves ve motivasyonla oyunu sahneye taşıdı. Sanki her akşam, ilk kez seyirci karşısına çıkıyorlarmış gibi bir heyecan vardı. Tiyatronun insanlık tarihi boyunca ayakta kalmasının sebebi de belki bu: Her oyun, her sahneleme, seyirciyle kurulan canlı bağ sayesinde benzersizdir. Ancak kimi anlarda çevreden gelen yüksek müzik sesleri oyunun atmosferini bastırarak takibi zorlaştırdı. 17 Ağustos gecesi yağan ani yağmur ise seyircilere ve emekçilere kısa süreli bir sürpriz yaşattı; adeta Fosforlu’nun yıldızlardan yolladığı bir selam gibiydi.

Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ı bu yıl Harbiye’de izleyemedim; dolayısıyla sahnelemesine dair bir gözlem paylaşamıyorum.

Moliere’in yazıp Orhan Veli’nin Türkçeye kazandırdığı Tartuffe ise Yiğit Sertdemir’in başarılı yönetmenliğiyle öne çıktı. Kostümlerden dekorlara, oyunculuklardan sahne düzenine kadar her şey kusursuz bir uyum içindeydi. Yüzyıllar öncesinden bugüne seslenen bu eser, hâlâ güncelliğini koruyor ve izleyiciye pek çok düşünce kapısı açıyor. 24 Ağustos akşamı oyunu izleyenler arasında Türkiye tiyatro tarihinin usta isimleri Zihni Göktay ve Meral Çetinkaya ile tarihçi İlber Ortaylı da vardı. Göktay ve Çetinkaya’nın sahne sanatlarındaki katkıları düşünüldüğünde, onlarla aynı atmosferi paylaşmak seyirciler için ayrı bir gurur kaynağı oldu.

Tüm bu deneyimlerin ardından izleyiciye de küçük bir hatırlatma düşüyor: Telefonlarla uzun süre vakit geçirmek, yalnızca kendimizi değil, yanımızdakileri de rahatsız edebiliyor. Ayrıca açık hava konseptiyle birlikte yiyecek-içecek tüketiminin serbest olması, kimi izleyiciler için alışılmışın dışında ve dikkat dağıtıcı bir durum yaratabiliyor.

Sonuç olarak; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, yıldızların altında tiyatro keyfi yaşatarak unutulmaz bir yaz akşamları dizisi sundu. Dilerim ki açık havada tiyatro buluşmaları, bundan sonra da geleneksel bir yaz etkinliği olarak devam eder.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*