Çok Uzak Fazla Yakın, bir ön oyun ve iki bölümden oluşmuştur. Bölümlerin içinde birbirini takip eden üç tablo vardır, bu tablolardan ikisi birinci bölümde yer alır. Olaylar, Ahmet ve Selma Tura adlı karakterlerin yaklaşık kırk yıllık aile yaşantılarını, çocuklarını konu edinir. Ağaoğlu, oyunda beş tane kardeşin yaşamlarını sunar ve temelde de bu kardeşlerden ikisini (Meltem ve Aydın) odak noktasına koyar. Oyunun başkahramanları Meltem ve Aydın adlı ikiz kardeşlerdir. Kardeşler, oyun döneminin (1980 sonrasının) toplumsal yapısını ve özellikle de aydın sınıfının durumunu sergiler. Tura ailesinin bireysel hikâyeleri etrafında şekillenen oyun, toplumsal değişime, siyasî tutumlara, siyasal çalkantılara ve tüm bunların bireyler üzerindeki yansımalarına değinir.

Meltem ve Aydın, sanatçı kişilikleri ile oyunda yer alırlar. Sanat ve siyaset iki kardeşin arasında gerçekleşen iletişim düzeyinin ana temasını oluşturur. Selma ve Ahmet Tura çifti birbirine hiç uymayan kişiliklerine rağmen uzun süren bir evlilik hayatını yaşamışlardır. Selma, Hukuk Fakültesi’ni bitirmeden Ahmet ile evlenmiş, ama özgürlüğüne olan düşkünlüğü ile ilk çocuğu Metin’den hemen sonra okulunu bitirmiş ve avukat olmuştur. Kocası ise bürokrattır. Bu çift, oyunda, geçmişe dönüşlerde yaşatılır. Selma ve Ahmet, beş çocuğa sahip olurlar.

Oyun temelde 1.bölümde, yıllar sonra annelerinin ölümü sebebiyle karşılaşan ikiz kardeşlerin geçmişlerini irdelemelerini konu alır.

Meltem, annesinin ölümünden sonra çocukluğunun geçtiği eve gelir ve zaman içinde yolculuk yapmaya başlar, Suat’la olan düğün gününe, ikizi Aydın’la olan tiyatro günlerine geri dönüşler yaşar. Başkahramanlardan biri olan Aydın oyun yazarlığı, yönetmenliği yapmaktadır. Meltem, ikizinin yıllarca gölgesi altında kaldıktan sonra popüler dünyayı tercih etmiş ve 1980 yılı sonrası yaygınlaşan “medya, televizyon” dünyasına geçmiş sanatçıların profilini çizer.

Geçmişte ikizinin gölgesinde kalan, ve bu durumundan aile uyarılarına rağmen farkına varamayan, hatta Aydın onunla ilgilendiği için mutluluk duyan Meltem, oyunda şimdiki zaman dilimine gelindiğinde kendi gücünün, yeteneğinin farkına varır. Kardeşinin baskısı altından çıkar. Temelde eril yaşamın getirisiyle ‘’erkeğe layık’’ olarak görülen işlerin üstesinden gelir ve zengin olur. Tek başına yükselişini oyunun girişinde şu şekilde belirtmektedir:

TV RÖPORTAJCISI: Sahi, hiç destek gördünüz mü bu yolda? Yani ailenizden, dostlarınızdan, şimdi kızacaksınız ama erkeklerden…

MELTEM: (Keser.) Eksik olmasınlar beni sevenlerin, bana inananların manevi desteklerinden başka kimseden, hiçbir yerden maddi yardım görmedim. (Güler.) Erkekler konusunda ise

verilecek bir hesabım olduğunu, olsa da benim erkeklerimden gayrı kimseyi ilgilendireceğini sanmıyorum. (Ağaoğlu, Çok Uzak Fazla Yakın 2004, Türkiye İş Bankası Kültür Yay. s. 18-19)

Ahmet Turan’ın Sermet adında bir kardeşi vardır ve onunla yıllardır küstür. Geçmiş zaman dönüşlerinin içinden gelen bir başka oyun kişisi de doktor Sermet Turadır. Sermet, Selma’ya âşıktır, ama Selma, onu değil Ahmet’i tercih etmiştir. Evlendikten sonra Selma’nın çekmecesinden Sermet’in yazdığı bir not çıkmıştır. Ahmet de Sermet’e bu yüzden küsmüştür.

Ahmet ve Sermet’in karşılaşmaları Meltem’in düğün gününde gerçekleşmiştir. Meltem’in Suat ile yaptığı evlilik, kardeşi Aydın’la olan kırılmanın başlangıcıdır. Meltem’in, Suat ile olan evliliğini uzun sürdürmez. Oğlu Can doğduktan sonra Suat’tan boşanır. Hayata tutunma çabası verirken kimseden yardım almamaya ve başarmaya odaklanır, bir senarist ve reklamcı olarak adından söz ettirir. Meltem için sanat Aydın’ın gördüğü gibi değildir, sanat onun yaşamında maddi bir kaygıya evrilmiştir.

MELTEM: Ne oluyorsun?

AYDIN: Hayatımın gerçekten yalnızca sanat, şiir, benim şiirim olduğuna inanmadın. Böyle yaşanabileceğine… Yanlış adımlar atmış olabilirim. Seçtiğim kadınlar yanlış kadınlar olabilir. Budala rolüne çıkmak hoşuma gidiyor olabilir. (…) (Ağaoğlu, Çok Uzak Fazla Yakın 2004, Türkiye İş Bankası Kültür Yay. s.96)

Aydın da Meltem de birlikte hayal ettikleri sanat olgusunun ötesine düşerler. Diğer kardeşler Metin, Cemil, Semih ise oyunda geçmiş zamandan gelip, şimdiki zaman boyutuna taşınırlar. Metin, yirmi yaşındayken evden ayrılmış başka bir ülkeye müzik yapmaya gitmiştir ve ailesini hiç aramamıştır. Cemil ise hız düşkünlüğüyle tanınır ve bir motosiklet kazasında öldüğü belirtilir. Semih ise daha eşit ve özgür bir dünya isteğiyle girdiği eylemlerin birinde öldürülür.

CAN: Annem değilsin! Değilsin tabii, beni sevmiyorsun. Kreşler, temizlikçiler…

MELTEM: Can? (Oğlu ona eşikte çarparak geçer. Meltem ortaya:) Oğlum… (Arkasından seslenir:) Bunu söylediğinde altı yaşındaydın ve haksızdın! CAN: (Ayağının ucunda topa vura vura soldan gelir, sağdan çıkarken:) Varsa yoksa işin, iş yemeklerin… Beni her gece yalnız bırakıyorsun…

MELTEM: Bunu söylediğinde on iki yaşındaydın ve yazık ki haklıydın. (Ağaoğlu, Çok Uzak Fazla Yakın 2004, Türkiye İş Bankası Kültür Yay. s.45)

Birbirlerinden apayrı olan bu kardeşler ve onları yetiştiren anneleri gibi olmak istemeyen Meltem, ondan çok da farklı olamaz. Başarı ardında koşarken, ihmal ettiği oğlu Can onu suçlu bulur.

Metin, oyunun aksiyonunda hiç yer almaz. O, ailesini yok sayarak başka bir ülkeye yerleşmiştir, ancak anne Selma, bu duruma farklı bir tepki gösterir:

SELMA: O sıpanın sözünü etme bana!

MELTEM: (Belli belirsiz, ortaya:) Metin… Bizim en büyüğümüz.

AHMET: (O da döner, hemen hemen inler.) Sıpa, dedin yine?

SELMA: Hem de eşşek sıpası!

AHMET: Fakat o bizim oğlumuz!

SELMA: Nereden belli? Daha yirmisine girmeden çekip gitti; altı yıldır da görünmedi. Sizlerin ‘’aile içi’’ meraklarınıza ve benim sorumluluk bilincime uygun düşüyor mu bu? (Ne söz ettim ama? gibi durur.) (Ağaoğlu, Çok Uzak Fazla Yakın 2004, Türkiye İş Bankası Kültür Yay. s.31-32)

Semih, en küçük kardeştir. Siyasi anlayışı nedeniyle birçok eyleme katılır ve bu eylemlerin birinde vurulur. Onun genç yaşta ölümü ailede özellikle de Meltem’de derin izler bırakır.

Meltem, annesinin durumunun kötüleştiğini, röportajın bitmesine yakın öğrenir. Ancak annesinin son dakikalarına yetişemez. Cenaze töreninden birkaç gün sonra annesinin evine giden Meltem, zamanda geriye dönüşlerle yolculuk yapmaya başlar. Geçmişi, değişenleri, yitirilenleri, gidenleri düşünür, kısacası hayatının sorgulamasını yapar. Meltem, birinci tabloda, ikiz kardeşiyle yollarının neden bu derece uzaklaştığına anlam aramaya çalışır. Düğün gününde yaşananları, annesinin yaşam enerjisini, babasının çocuk gibi annesinin karşısında ezilişini düşünür. Meltem ve Aydın’ın birbirinden kopuşunun bir örneğini oluşturan baba Ahmet ile amca Sermet arasındaki birbirini tanıyamaz boyuta gelen ayrılık, bu tablonun dikkat çekici özelliklerinden biridir. Meltem, Aydın ile olan ilişkisinde böyle bir noktaya gelmekten çok korkar.

İkinci tabloyla, Meltem ve Aydın’ın birbirleriyle, kendileriyle ve diğer aile bireyleriyle hesaplaşmaları başlar. İkiz kardeşler birbirlerine yönelttikleri eleştirileri kanıtlamak amacıyla oyun içinde başka oyun sahneleri tasarlarlar.

İkinci bölüm, üçüncü tablo, Sermet ve Ahmet kardeşlerin birbirini tanıyamadan gerçekleştirdikleri bir diyalogla başlar. Ahmet, Sermet’i asla affedemeyeceğini dile getirir, hem de bunu artık tanıyamadığı kardeşine söyler. Ancak araya giren yılların yarattığı bunca uzaklık, son nefesinde kardeşini anmasına engel olamaz.

Üçüncü tabloda üçüncü kuşağın temsilcisi Meltem’in oğlu Can’ın, annesine yönelik itirazlarını görürüz. Can, annesinin hayatındaki tutarsız işlerini eleştirmektedir. Meltem, rahat bir hayatın ancak para ile mümkün olabileceğini, oğluna böyle bir hayatı sunmak için bunca yıldır çalıştığını kanıtlamaya çalışır.