Cahil Bir Çocuk Ne İşe Yarar?

Burcu Yılmaz

Okuma Bilmeyen Kitapçı, Property Jones’un hikâyesi ve vanilya kokmuyor veya meyankökü (zaten onun nasıl koktuğunu bilmiyorum) veya çocukken burnumu gömdüğüm eski ansiklopediler gibi. Belki çay gibi kokuyor olabilir ama. Koku meselesine neden taktığımı anlamak istiyorsanız bir zahmet kitabı okuyun. Ben de size daha ciddi şeylerden söz edeyim. Mesela elyazması kitaplardan, Shakespeare’den veya Eliot Pink’ten… Tüm bu ciddi şeylerin aynı kitabın içinde olduğunu düşününce sanırım laf salatası yapmamın hiçbir numarası kalmıyor. O halde düşüncelerimi sıraya sokmaya çalışacak ve size Sylvia Bishop’un yazıp Ashley King’in resimlediği, Dürdane Tekin’in çevirip Burcu Yılmaz’ın okuduğu kitabı, daha çok da bana neler düşündürdüğünü, anlatacağım.

Kitapseverlere çağrı!

Property Jones veya benim deyişimle “Pılıpırtı Jones” daha beş yaşındayken bir kitabevinde terk ediliyor (beş, bir kitabevinde terk edilmek için hiç de uygun bir yaş değildir) ve tabii ki kayıp eşya dolabına koyuluyor. Dolapta bulunduktan sonra da adı Beyaz Geyik olan kitabevinde (neden mi Beyaz Geyik adı? Her şeyi ben mi söyleyeceğim!) yaşamaya başlıyor. Şimdi, elimizde tuttuğumuz bu süper eğlenceli kitabın hikâyesi (yani bizim okuduğumuz kısmı), Property on bir yaşındayken başlıyor. Property, onu büyüten annesi Netty ve onu bulup kayıp eşya dolabına koyan kardeşi Michael’la Beyaz Geyik’te yaşıyor ve çalışıyor. Aralarında bir de bir kuyruklu yalan var. Bu yalanın ne olduğunu biz kitabın başında, hatta en en başında, öğreniyor ve zalim okurlar olarak kahramanlara biraz acımadan edemiyoruz.

Her neyse, bir de dünyanın en büyük kitabevi var; Montgomery. Jones’lar, işte bu devasa ve türlü türlü odayla dolu kitabevinin limonata âşığı sahibinin bizzat kendisinin düzenlediği bir çekilişle Montgomery’yi kazanıyor ve oraya taşınıyorlar. Ve işte olaylar başlıyor. Property’ninkiyle birlikte sırların sayısı ikiye çıkıyor. Şunu da söyleyeyim, işin içinde Gunther isimli huysuz bir kedi ve Eliot denen uzun bir adam da var. (Ve bence isimleri Günter Grass ve T. S. Eliot huysuzlarından geliyor olabilir.) Kitapların bize sunduğu dünyaların kitabevindeki farklı odaların temsiliyle, ağzımızı sulandırarak, somutluk kazandığı metinde diyalogların, olayların, kahramanların (evet, kahramanların da) akıcılığı, dahası bunların mizahi ve ironik yanlarının zenginliği, Okuma Bilmeyen Kitapçı’yı tam anlamıyla bir solukta okutuyor!

Neden okuyorsunuz?

Üslubu, olay örgüsü ve karakterleriyle zaman zaman Roald Dahl’ı da anımsatan kitap, eğlenceli değinmelerle okumanın, edebiyatın ve nesne olarak kitabın üzerine düşündürüyor bizi. (Gördüğünüz gibi nihayet ciddileşmeye başladım.) Property’nin kelimelerle arasının daha iyi olmasını dilediği her bölümde dilin sınırlarının sunduğu olanaklar / olanaksızlıklar üzerine düşünüyoruz mesela. Dil ve dünyanın sınırları arasındaki bağlantıyı imleyen o cümlenin bir kez daha somutluk kazandığını, üstelik bir kurgunun içinde, görüyoruz.

Öte yandan okuma bilmeyen birinin, bir çocuğun, (tamam, ilk sır bu!) kitapların ve harflerin sadece fiziksel özelliklerinden ne kadar çok hikâye çıkarabileceğini görmek, bilmediği dilde basılmış bile olsa o kitabı arzulamaktan geri durmayan okurun nesne olarak kitapla ve hatta “okumakla” kurduğu bağı onaylar nitelikte. Bu noktada çerçevemizi genişletip tipografiye, grafik tasarıma, resme,  kâğıda yani kitaba değer katan veya aksine onun değerini azaltabilen öğelere kadar gidebiliriz. Dolayısıyla bu parçaların okuma deneyimini nasıl zenginleştirdiğine de.

Okuma bilmeyen iki kişinin bakış açısını da görebileceğimiz Okuma Bilmeyen Kitapçı, “nesne olarak kitap” ifadesinin çift yönlü ele alınabileceğini de gösteriyor bir anlamda. Bir karakter kitabın fiziksel özelliklerinden yola çıkarak onların hikâyelerini, diyebiliriz ki hikâyenin hikâyesini okurken, öteki bu fiziksel özellikleri sadece “fiziksel özellik” olarak gördüğü için olsa gerek, kitap dolu bir odada sıkışıp kalmış kasvetli bir zihinden ibaret kalıyor.

Kitabın arka kapağındaki alıntılardan birinin, Roald Dahl’a çok güzel bir göndermede bulunarak, dediği gibi “Bu kitap, çocuğunuzun ömür boyu kitap sevgisi kazanması için altın bilet olabilir.” Altın bilet denebilir mi bilmiyorum ama kitap sevgisinin anlamını göstermesi veya okumanın “amacını”, daha doğrusu bu amacın kendine içkin olduğunu anlatması bakımından değerli.

Çocuklar için yazılan metinlerin etkinlik düzenlemeye olanak verip vermediğinin öne çıkmaya başladığı ve çocuklara okumayı sevdirmenin yolunun okuduklarını “pekiştirecekleri” etkinlik rehberlerinden, bulmacalardan, bilmecelerden geçtiğini bize usul usul fısıldayan bir zamanda, sadece kitap sayfalarını çevirirken çıkan sesin verdiği zevkin bile ne denli önemli olduğunu anlatan bir çocuk kitabı okumak umut veriyor.

Okuma Bilmeyen Kitapçı, Yazan: Sylvia Bishop, Resimleyen: Ashley King, Çeviren: Dürdane Tekin, Editör: Cansev Ayanoğlu, İlk Genç Timaş, 2021, 168 s., 10+ yaş