Dilek Büyük
Yaşadığımız çağ öylesine hızlı akıyor ki, sürekli bir şeyleri yetiştirme kaygısıyla yaşama “merakla bakma” heyecanını kaybediyoruz. Hatta bu kaybın farkında bile olmuyoruz. Oysa hayatın telaşının bizi sıkıştırmasından kurtulmanın yolu biraz da bu merakı canlı tutmak. Yazar Richard T. Morris Ayı Geldi kitabında işte bu temayı basit bir benzetme kullanarak eğlenceli bir öyküye dönüştürmüş.
Hikâyenin başında, gece gündüz akan ve nehir olduğundan kendisinin bile haberi olmayan bir nehirle tanışıyoruz. İki cümle ile tanımlanan nehrin hali, işe güce dalmış, evi ile işi arasında gidip gelen günümüz insanına ne kadar da benziyor.
Nehir kendine bile yabancılaşlaşmışken “meraklı” bir ayı nehirde neler yapabileceğini merak edip bir kütüğün üstüne yerleşip nehirde yol almaya başlıyor. Merak, genellikle maceranın davetiyesidir. Burada da öyle oluyor, ayı nehirde kütüğü üzerinde ilerlemeye devam ediyor, “ta ki” kendini çok yalnız hisseden bir kurbağa ayının üstüne atlayana kadar. O şaşkınlıkla kütükten düşen ayı yeniden kütüğe yerleşiyor, bu kez kurbağa ile birlikte. Su kaplumbağaları onları yaklaşan tehlike hakkında uyarmaya çalıştığında kurbağa o kadar da yalnız olmadığını anlıyor. Kervana eklenen kaplumbağalarla yola devam ederlerken gruba yön konusunda kendine pek güvenen kunduz ekleniyor. Ama gelin görün ki kunduz rotadan saptıklarını fark etmiyor. Derken dönemeçlere ve dalgalara pek bayılan rakunlar da ekleniyor kütük ahalisine ve bu neşeli grup her biri kendi deneyimini yaşayarak şen şakrak yola devam ediyor. “Ta ki”, onlara arkası dönük olduğu için kütüğün yaklaştığını fark etmeyen ördeğe toslayana kadar. Şimdiye kadar aynı küçük bölgede yaşadığından dünyanın ne kadar büyük olduğunu bilmeyen ördek de kendini böylece kütükte buluyor ve hepsi şaşkınlık içinde nehrin şelaleye dönüştüğü yerde vardıklarını fark ediyorlar. Ve hooop, hepsi birbirini sımsıkı tutarak şelaleden el ele düşmeye başlıyorlar. Nehrin sığ yanına sağ salim iniş gerçekleşince hepsi yaşadıkları maceraya kahkahalarla gülüyorlar. Kimse kimseyi suçlamıyor, “rotadan senin yüzünden çıktık”, “o kadar yüksekten senin yüzünden düştük” gibi söylemler kimsenin aklına gelmiyor. Tersine birlikte yaşanan bu macerayı çok eğlenceli buluyor ve bunun tadını çıkarmayı seçiyor.
Aslına bakılırsa hayli basit bir fikirle yola çıkmış Morris. Ayının yolculuğuna, başka hayvanları durumun tekrarı ile eklemiş, zincir masalların kurgusunu kullanmış. Bunu yaparken her hayvan için bu macerada bireysel değişimler yaşamalarına sebep olacak kişilik özellikleri eklemiş. Ayı meraklı, kurbağa yalnız, kaplumbağalar fazla temkinli, kunduz bildiğini zanneden ama zannettiği kadar bilmeyen, rakunlar dikkatsiz, ördek meraksız…Ve tabii bir de bu yedi benzemezin buluşmasını sağlayan, varlığının farkında bile olmayan nehir. Morrison tüm bunları küçük cümlelere sığdırmış. Uzun betimlemeler yapmamış ama az sözcükle hem karakterlerin farklarını belirginleştirmiş hem de çocuklar için hayli eğlenceli olan bu öyküyü yetişkinlerin dönüp yaşamdan anladıklarını sorgulayacakları bir uyarı haline getirmiş. Yaşamın bir macera olduğunu yetişkin olduktan sonra unutmuş olabilir miyiz örneğin? İşyerimizdeki ya da yaşadığımız binadaki diğer insanlara yaşamımızda ne kadar yer veriyoruz acaba? Onlarla iletişimi güçlendirsek başka paylaşımlar da yaşayacağımız ilişkilere dönüştürebilir miyiz?
Morrison hikayeye eklenen her hayvan hakkında kısacık bir şey söyledikten sonra “ta ki” ifadesini tekrarlayıp, yeni karşılaşmayı anlatmaya başlıyor. Bu kullanım zıt diyebileceğimiz iki şeyi sağlamış. Bunlardan biri, böylece hikayeye eklemlenen her bölümden önce heyecan uyandırarak yeni bir bölüme geçileceğini bir tür es ile anlatmış olması. Diğeri ise çocukların masal ve hikayelerde çok sevdiği ritim duygusunu yaratması.
Her başarılı resimli kitapta olduğu gibi Ayı Geldi’de de çizer LeUyen Pham’ın metni destekleyen, bazı yerde metnin bahsetmediğini anlatan neşeli çizimleri okuru içine çekiyor. Özellikle nehirden şelaleye gelip düşeceklerini anladıkları sahnede, ki bu bölümde metin yok, bize her şeyi çizim anlatıyor. Çizer önce iki tam sayfalık büyük bir sahnede, kütüğün ucunda duran bir kameran gibi, kahramanlarımızın baktığı yerden aşağıya uçmak üzere olan noktaya vardıkları gösteriyor. Ardından kamerayı ekibin yüzüne tutuyor. Birbirine yapışık gibi duran grubun her birinin gözlerindeki o şaşkınlıkla korku karışımı duygu olabilecek en sevimli şekilde resmedilmiş. Kitabın görselleri çizim tekniği, renkler ve anlatım gücü bakımından çok başarılı olduğundan, Pham bu kitap ile 2020 yılında Caldecott Onur Ödülü’ne layık bulunmuş.
Louis Aragon Yalnız İnsan şiirinde şöyle der:
Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar
Sunduğu tozdur silinir
Yalnızlık da gerekir elbette ama dünyanın neşesini hatırlamak için yol arkadaşlarının olması da iyidir. Morrison ve Pham’ın sevimli hatırlatmasında olduğu gibi küçük bir merak beraberinde umulmadık bir macera ve yeni dostları hayatımıza getirebilir…
YAZAR Richard T. Morris
ÇİZER LeUyen Pham
ÇEVİREN Gamze Özdemir
Ketebe Yayınları


İlk yorum yapan olun