Hekimin Filozof Yolculuğu

Kaan Egemen

Ruhun ve bedenin iyileştirilmesi, tıp ve felsefe birlikteliğinin yanı sıra hekimlerin alanları ya da disiplinleri üzerine düşünmesiyle mümkün aslında. M. Bilgin Saydam, Hakan Kızıltan’la yayına hazırladığı Hekimin Filozof Hâli’nde bu ilişkiyi hatırlatmıştı bize. Saydam’ın editörlüğünü üstlendiği ikinci kitapta da, yazılarıyla çalışmaya katkıda bulunan isimler tarafından yine bu ilişki ön plana çıkarılıyor: Özen B. Demir, M. Taner Gören, Yavuz Dizdar, Tayyibe Bardakçı, Hakan Atalay, Nedim Havle, İlhan İlkılıç ve Yağız Üresin, hekimlerin filozofça eylemlerinden bahsederken kendi uzmanlıklarıyla mitolojinin, felsefenin, sanatın ve hatta politikanın bağlantısına dair kalem oynatıyor.

Tıbbın Felsefeyle Yakınlığı

Saydam, hem bir önceki hem de bu yeni kitap için “hekimin filozof yolculuğu” diyor; mükemmellik arayışını ve tamamlanmamışlığı vurguladığı noktada tıp ve felsefe buluşuyor. Yaşamı sürdürme ve yorumlama, hekimi ve filozofu aynı sulara çekiyor.

Canlılık, yaşatma ve karar verme üzerine kurulu tıp, felsefeye tam da bu nedenle yakın. Kitabın yazarları da çeşitli şekillerde bu noktaya gönderme yapıyor. Öte yandan, hekimin kim olduğunu ve görevini anlatarak söz konusu ilişkiyi ortaya koyanlar da var. M. Taner Gören onlardan biri: “Hekimin görevi insanlara sağlık hizmeti sunmaktır. Hekimlik basit bir teşhis koyma, reçete yazma veya ameliyat yapma mesleği değildir. Hippokrates 2500 yıl önce yazdığı yemin ile bize hekimlik mesleğinin nasıl uygulanacağını bildiriyor. Bugün tüm dünyada sağlığın tanımı olarak, Dünya Sağlık Örgütü’nün 1948’de kabul edilen tüzüğünde yapılan tanım kabul edilmektedir. Tüzükte sağlığın tanımı şöyledir: ‘Sağlık sadece hastalık veya sakatlığın olmaması değil; fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik hâlidir.’ Hekim insanlara sağlık hizmeti sunarken bu tanımı dikkate almalıdır. Sosyal iyilik hâlini dikkate almadan iyi bir hekimlik hizmeti verilemez.”

Hekimin Filozof Hâli 2, tıpkı birincisi gibi bir tıp kitabı değil; hekim ve filozof yakınlığını, tıbbın disiplinlerinin ya da ana dallarının felsefeninkilerle ilintisini gösteren yazılardan oluşuyor. Diğer yandan, tıbbi terimlerin mitolojik kökenlerini ve etimolojisini anlatan hekimler (Yavuz Dizdar) de bilinç ve bilinçdışının yalnızca tıbbın konusu olmadığını hatırlatanlar da (Hakan Atalay) var yazarlar arasında. Teknoloji ve beyin aktivitesi arasındaki ilişkiyi de tıbbi ve felsefi açıdan yorumlayanlar da… Tayyibe Bardakçı’nın bu konuda söyledikleri dikkat çekici: “Beyin bilgisayar arayüzünün (BBA), beyin aktivitelerini doğrudan etkileyebilme ve karar verme süreçlerine müdahale edebilme yeteneği dikkate değer bir tartışma konusudur. Bu durum alışageldiğimiz özerklik kavramını da sorgulatmaktadır. Kant’ın kendi ahlak yasasını yapan, liberal siyaset felsefesinin de kendi yaşam planını yazan ve buna göre eylemde bulunan özerk insanı, günümüzdeki yapay zekâ ve sosyal medya araçları gibi harici teknolojilerle bile tehdit altında iken BBA’ların popülerleştiği bir dünyada eskiye dair puslu bir anıya dönüşecektir. Zihnimiz üzerinde bu denli etkili olabilecek bir teknoloji, belki de Heidegger’in ‘Dasein’ olarak ifade ettiği ‘var oluşunu sorgulayabilen insan’ın, insanı insan yapan özelliklerinden birini daha, yani var oluşunu sorgulayabilme yeteneğini de dönüşüme uğratacak ve farklı bir insan algısı oluşmaya başlayacaktır. Tüm bu nedenlerle, BBA’ların tedavi amaçlı kullanımlarında bireylerin özerkliklerini koruyacak ahlaki/hukuki önlemler alınmalıdır.”

Tarihsel ve Güncel Bağlantılar

Kitapta deliliğin patolojik, felsefi ve toplumsal tarafını incelerken bilimsel olduğu kadar, kültürel çözümlemeler yapan hekimlere (Nedim Havle) rastlarken günümüzün en tartışmalı konularından biri olan beyin ölümünü felsefi, ahlaki ve tıbbi açıdan inceleyenlere de denk geliyoruz. İlhan İlkılıç, beyin ölümünü insan ölümü olarak kabul edenler ve etmeyenler arasındaki tartışmayı hatırlattıktan sonra, konunun hassas noktasına değiniyor: “Beyin ölümünün insanın ölümü olması modern tıbbın keşfettiği bir şey değil, belli bir insan anlayışıyla kabul edilmesini sağladığı bir durumdur. Onun için epistemolojik anlamda yeni bir mikrobun veya bir virüsün keşfi ile beyin ölümü tanımı aynı mesabede tutulmamalıdır. Bu tespit beyin ölümünü kabul edenlerin bilime inanan, etmeyenlerin bilime inanmayan insanlar olduğu iddiasını anlamsız kılar. Beyin ölümünü insanın ölümü olarak kabul etmek, sahip olduğumuz insanlık anlayışımızı ve buna dayanan ölüm tanımını felsefi ve etik anlamda tekrar gözden geçirmekle mümkündür.”

Bunlar dışında klinik çalışmaların özüne değinip onları felsefe-tıp ilişkisine dayandıran, genetik ile ruh sağlığı ve ahlak ilintisini irdeleyen hekimlerin metinleri de yer alıyor kitapta.

Metinlerin tamamını incelediğimizde, Saydam’ın ifadesiyle felsefe ve tıp arasındaki “hayatî” ve “zorunlu” ilişkiyi görüyoruz. Hekimin Filozof Hâli 2’nin esprisi de bu zaten; felsefe-tıp-yaşam bağını hem tarihsel hem de güncel anlamda hatırlatmak…

Hekimin Filozof Hâli 2, Yayına Hazırlayan: M. Bilgin Saydam, Minotor Kitap, 344 s.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*