Kineo Dergi’den Deniz Özgültekin ve Maya Çelem: “Kineo Dergi’yi bir buluşma noktası olarak görüyoruz.”

kıneo dergı

Aytuğ Kargı

Kıymetli arkadaşlarım Deniz Özgültekin ve Maya Çelem, Kineo Dergi’nin eş editörleri. Geçtiğimiz yıl (2023) yayım hayatına başlamış olan dergi, dans ve performans alanlarındaki içerikleriyle özellikle beden odaklı sanatlar hakkında yazılı üretim eksikliğini giderme amacı taşıyor. Bununla birlikte disiplinlerarası çalışmaların da yer aldığı dergiyi herkes için açık bir platform olarak kurguladılar. Disiplinlerarası çalışmalara oldukça kıymet veren biri olarak dergide, -arkadaşlarımın da desteğiyle- yazılarım yayımlandı. Kurgu kitaplarda geçen dans teması üzerine yazmaya gayret gösterdiğim incelemeler, derginin her alandan disiplinle çalıştığının bir göstergesi. Dans, performans ve beden odaklı sanatlar adına yazılı üretimi desteklemek amacı taşıyan bu röportaj, hem herkes için açık bir çağrı hem de okurlara farklı disiplinleri tanıtma niteliğinde. Bu röportaj için Deniz ve Maya’ya teşekkürler.

Deniz ve Maya, değerli arkadaşlarım, bu sene ikiniz için de yoğun geçti. Kineo Dergi’deki yazılar, bireysel çalışmalarınız ve elbette Akbank Sanat’ta konuşma serisi düzenlediniz. Kineo Dergi’nin geçtiğimiz yıl yaşadığı gelişmelerden biraz bahsedebilir misiniz?

Kineo Dergi, geçtiğimiz yıl kurulduğundan bu yana ayda en az iki içerik olmak üzere sadece dans ve beden odaklı sanatlara yönelik yayım yapıyor. Aynı zamanda her ayın ilk günlerinde Türkiye’deki dans etkinliklerini listelediğimiz bir takvim yayımlıyoruz. Bu takvim ay boyunca internet sitemizde güncelleniyor ve bilet alınacak sayfalara yönlendiren, gösteri hakkında bilgi edinilebilen bir yapı sunuyor. Hem yeni yazılan eleştiriler ve röportajlara yer veriyoruz hem de geçmişte yazılan yazıları arşivliyoruz. Elimize ulaşan haberleri ve açık çağrıları da yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Geçtiğimiz Şubat ayında Akbank Sanat’ta dört oturumluk Dans Konuşmaları: Daha İyiye Doğru başlıklı bir konuşma dizisi düzenledik. Farklı kuşaklardan ve pratiklerden dansçılar, koreograflar ve akademisyenler dans alanının iyileştirilebilir yönlerini masaya yatırdılar. Yakın zamanda Akbank Sanat’ın YouTube hesabında bu konuşmaların kayıtları erişilebilir hale gelecek. Bu sayede bu arşivi de korumuş olacağız. Kineo Dergi’nin ilk bir buçuk yılı bu şekilde, yoğun bir tempoda geçti. 

Kineo Dergi

Kineo Dergi bağlamında sorayım, Türkiye’de dans ve performans ile ilgili yazılar ne yazık ki oldukça az. Akbank Sanat’ta düzenlediğiniz konuşmada bu duruma sıkça değinildi. Peki Kineo Dergi’nin konumu, vizyonu Türkiye’de pek az konuşulan dans ve performans açısından nedir? 

Kineo Dergi’nin amacı Türkiye’deki dans yazımını güçlendirmek. Bunu yaparken yeni yazarlara kapı açmak, yazmak isteyenlere fırsat sunmak ve geçmişte yazılanları okurlarla buluşturmak önemli. Bu açıdan Kineo Dergi’yi bir buluşma noktası olarak görüyoruz. Bir iş hakkında konuşmak isteyen iki kişinin söyleşi yapabileceği, bir kişinin izlediği bir iş hakkında yazabileceği ve/veya geçmişteki bir yazısını paylaşabileceği bir yer. Yani iş üretenlerin birbirleriyle, yazarların iş üretenler ile ve en önemlisi hepsinin okurlarla buluşmasını önemsiyoruz. Bunu yaparken yöntem hakkında, ihtiyaçlar hakkında konuşmanın öneminin farkındayız. Akbank Sanat’taki konuşmaların da bu açıdan ufuk açıcı olduğuna inanıyoruz. Kuşaklararası bir iletişimle deneyim aktarımı sağlayarak şu an içinden çıkılamaz hissettiren çıkmazlar konuşuldu. Buna ek olarak kuşakların hepsini kapsayan bir takım yapısal sorunlar üzerine de kafa yoruldu. Bu açıdan konuşmalar Kineo Dergi’nin vizyonuna en az yazılar kadar katkı sundu. Daha geniş bir açıdan bakılınca asıl amaç, dans ve performans alanını genişletmek. Bu alandaki üretimleri görünür kılmak ve izleyicilerini arttırmak, üretenleri görünür ve duyulur kılmak. Hayalimiz bütün okurlarımızı birer izleyiciye, bütün izleyicileri de okurlarımıza dönüştürebilmek.

Bu soruyu Maya’ya yöneltmek istiyorum. Dansa disiplinlerarası bir bakışın gerekli olduğunu düşünüyorum. Fakat nasıl olabileceğini, hangi sanat disiplinleriyle iç içe girebileceğini bilemiyorum. Sence bu süreç nasıl olabilir? Türkiye’de bu çalışmalar yapılıyor mu?  

Dansta ve genel olarak tüm sanat dallarında disiplinlerarası bir bakışın mümkün olduğuna ve her sanat disiplininin bir diğeri ile iç içe girebileceğine inanıyorum. Bir dansçı; bir fotoğrafçı, yazar, ressam veya müzisyen ile beraber çalışabilir. Bu durum en basit haliyle sanatsal görüşü benzer olan iki insanın bir araya gelmesi ve bir şey üretmek istemesiyle gerçekleşebilir. Bu ortak üretim pek çok farklı sürecin sonucu olabilir. Farklı sanat dallarında eğitim gören öğrencilerin okul içerisinde bir araya gelmesi, sanatçı konaklama programları, çeşitli atölye çalışmaları, talep üzerine gerçekleştirilen yeni iş ve prodüksiyonlar… Ortak üretimlere ek olarak dansın farklı disiplinler ile bir arada yer alması tek bir sanatçıya da bağlı olabilir elbette. Dans ile beraber aynı zamanda video sanatı üzerine çalışan bir sanatçı bu iki medyumu birleştirerek yepyeni bir iş ve stil ortaya koyabilir. Türkiye’de bu çalışmalar sık sık yapılıyor. Tanıdığım, takip ettiğim çoğu dansçı sık sık farklı disiplinlerden sanatçılar ile ortak yapımlar içerisinde bulunuyor. Örnek olarak yakın zamanda gezdiğim, Arter’de bulunan “Glossolalala” sergisinde yer alan, Dilek Winchester’ın tap dansı, edebiyat ve güncel sanatı birleştirdiği “Okunmayanlar Üzerine Koreografiler Serisi”ni gösterebilirim. Buna ek olarak, yine yakın zamanda gerçekleştirilen ve çağdaş dans ve güncel sanatın birleştiği, Gözde İlkin’in “Emanet Zemin” başlıklı kişisel sergisini örnek gösterebilirim.

Maya Çelem

Deniz, sen de biliyorsun ki hemen hemen herkes performans hakkında bir fikir sahibi. Maalesef kavram karmaşaları da fazlasıyla var. Performanstan ne anlamalıyız? Bu sanat, izleyicisiyle nasıl buluşuyor? 

Öncelikle her konunun uzmanı tarafından yanıtlanmasını değerli buluyorum ve performans konusunda kendimi bir uzman olarak addetmekten uzağım. Bu konuda Simge Burhanoğlu, Nezaket Ekici, İlyas Odman, Nejbir Erkol, Leman Sevda Darıcıoğlu, Gülhatun Yıldırım gibi sanatçı ve küratörlerin isimlerini geçirmek faydalı olabilir. Bu kişiler benden çok daha uzman ve bu soruyu yanıtlamak konusunda yetkin kişiler diye düşünüyorum. Ben ancak kendi tecrübelerimi ve sanatçı arkadaşlarımla yaptığım konuşmaları düşünerek bu soruyu yanıtlayabilirim. Burada performansın hassas ve icrası zor bir alan olduğunu söyleyerek başlayabiliriz. Aslında sanatçının performans için bedeninin yeterli olduğu düşünülebilir ancak durum her zaman böyle olmuyor. Hareket temelli bir performansta gerekli koreografinin ortaya çıkması için çalışmaların sürdürüleceği alanlar gerekiyor. Kavramsal yönü daha ağır basan performanslarda ise üretim sürecinde sanatçının beslenebileceği kaynaklara erişmesi, performansın fiziksel yönünü kavram ile örtüştürebilmesi için çalışması gerekiyor. Bu süreçlerin ikisinin de kendine has zorlukları var ve bu hazırlık süreçleri çok sık şekilde sanatçıların ekonomik olarak güvencesizliğe hapsolduğu geniş zaman dilimlerinde gerçekleşiyor. İzleyici ile buluşma süreçleri de maalesef benzer yönden sancılı olabiliyor. Türkiye’de ve dünyada performans koleksiyonerliği maalesef çok sınırlı. Dolayısıyla performans sanatçılarının eserlerinin koleksiyona girmesi çok ender oluyor. Bu sebeple sergilerdeki performans sanatçılarına sadece sergilenme olanağı sunmak çok sağlıklı olmuyor zira satılabilir işler üreten sanatçıların aksine performans sanatçıları çoğu zaman iş üretmenin karşılığını ekonomik olarak alamıyor. Bu noktaların bazılarına temas eden, bu sorunun kapsamı dışında da performans sanatını Simge Burhanoğlu ile gerçekleştirdiğimiz bir röportaj Kineo Dergi’den okunabilir. 

Kineo Dergi’ye dönersek, dergi bir yılı aşkın süredir düzenli yayım yapıyor. Bu süreçte derginin sürekliliğini ve sürdürülebilirliğini nasıl sağladınız? Performans ve dansı daha çok izleyiciyle, araştırmacıyla buluşturabildiniz mi? 

İki sorunun farklı yanıtları var. Bu yanıtlardan biri daha pozitif bir yerden bakarken diğeri daha karamsar görünebilir. Önce karamsar tablodan başlayalım: Dergi bir buçuk yıldır tamamen gönüllü emek üzerinden yayım hayatını sürdürüyor. Eş editörler olarak biz buradan bir gelir elde etmiyoruz. Daha da önemlisi maalesef hayal ettiğimiz telif ödemelerini yazarlarımıza sağlayamıyoruz. Kamusal kültür sanat fonlarının azlığı maalesef bu durumu değiştirmemiz konusunda istediğimiz imkanları sunamıyor. Tüzel kişiliğe sahip olmamak, basılı olmamak, düzenli bir yazar kadromuzun olmaması gibi etkenler gerekli ekonomik kaynaklara erişimin önünde bir engel oluşturabiliyor. Fakat buradaki handikaplar bir yandan dergiye olumlu da yansıyabiliyor. Düzenli bir kadronun olmaması yazarların dergiye sadece bir kez katkıda bulunması anlamına gelmiyor. Bütün yazarlarımız yeni içerikler oluşturmak için istedikleri takvimde çalışabiliyor, yazılarını sıkışık teslim tarihlerine uydurmadan içlerine sinecek şekilde yazabiliyor. Benzer şekilde derginin kimliğinin akışkanlığı dönem dönem arşive, röportaja ya da Akbank Sanat’ta olduğu gibi yüz yüze etkinliklere odaklanmamıza imkân sağlıyor. Dans ve performansın daha fazla izleyiciyle, araştırmacıyla buluşması konusu ise maalesef nicel olarak ölçebileceğimiz bir şey değil. Ancak hem dans alanından hem de güncel sanat ortamından birçok kişiden olumlu dönüşler alıyoruz. Daha önce dans ile ilgilenmeyen kişilerin bu alanla buluştuğunu, ilgisinin arttığını görebiliyoruz. Artan ilginin beden odaklı üretimlerin artması ve dünya çapında bu yönde bir eğilim olmasıyla da bağlantısı olabilir. Dergi’nin etkinliğinin bu eğilim ile paralellik kurarak ortaya çıkan kesişimleri daha görünür kıldığını söylemek, en azından Türkiye ölçeğinde, mümkün. 

Disiplinlerarası bakarsak dans ve performans bağlamında üretilen içeriklere yer verdiğiniz dergideki yazılar sizi ve elbette bu alanı tatmin ediyor mu? 

Yaklaşık bir buçuk yıl içerisinde içerik bakımından Kineo Dergi’nin geldiği durum bizi oldukça tatmin ediyor diyebiliriz. Şu anda dergi kapsamında birçok farklı yazar tarafından yazılmış çeşitli inceleme, röportaj ve arşiv yazısının yer alıyor olması, bu yazıların sık sık edebiyat, güncel sanat gibi farklı alanlar ile birleşiyor olması bizi çok mutlu ediyor. Bununla beraber, Kineo Dergi’de yazısı yer alan birçok kişinin, ilk yazarlık deneyimi Kineo Dergi’nin açılması sonucu sağlanan bir motivasyon artışı ile oldu. Bu alana yeni yazarlar kazandırmak bizi de bir o kadar motive ediyor ve heyecanlandırıyor. Yeni yazarlar bize güvenerek dans yazımı alanına atılmaları, çevreden duyduğumuz olumlu dönüşler ve sitedeki okunma oranları sebebiyle derginin bu alanı da ciddi bir miktarda tatmin ettiğini umuyoruz. Ancak bu tatmin ile yetinmek elbette ki doğru olmaz. Biraz önce de bahsettiğimiz gibi telif ödemeleri ve derginin sürdürülebilirliği konusunda çözümler bulmak ve aylık yayımlanan yazı sayımızı arttırmak hayalimiz. Bu şekilde alana daha iyi bir katkı sunabileceğimize inanıyoruz.

Deniz Özgültekin

Akbank Sanat’ta düzenlediğiniz konuşma serisinde dans yazımının önemli olduğuna değinilmişti. Bir dans yazısı nasıl kaleme alınabilir? Bu yazıların dans alanına ne gibi bir katkısı oluyor? Bu noktada dans ortamından nasıl dönütler aldınız? 

Dans yazısı kaleme almak için ilk adım dans izlemek, Türkiye’de üreten sanatçıları tanımak ve dünyadaki trendlerin farkında olmak olacaktır. Bunları takiben dans yazısı okumak da çok önemli. Farklı yazarların farklı dilleri olabiliyor. Konuları da farklı şekillerde ele alabiliyorlar. Dolayısıyla yazmak isteyen bir kişinin dans yazarlarını takip etmesi ve dans yazılarını okuması yol gösterici olacaktır. Yoksa bu sorunun da tek bir yanıtı yok, bir “doğru yol” olduğunu söylemek yanıltıcı olacaktır. Şüphesiz daha teknik açıklamalar yapılabilir, ancak bunu konunun uzmanı akademisyenlere bırakmayı tercih ederiz. İkinci aşama tabii ki yazmak. Yazarlar yazdıkça bu alan da parça parça genişliyor. Dans yazımı, dansı ve dansçıların işlerini görünür kılmayı, onları enine boyuna düşünmeyi sağlayabilir. Şanslıyız ki dans ortamından da hep bu şekilde dönüşler aldık. Hem yazarlarımız hem de işleri yazılan ya da röportajlar yapılan sanatçılar hep memnuniyetlerini ilettiler. Bu da bizi mutlu ediyor ve dans alanının bir paydaşı olduğumuz hissini güçlendiriyor. Hizmet alan-hizmet veren gibi bir ilişkiden ziyade dans ortamıyla beraber büyüyor olduğumuzu düşünmek bizi motive ediyor. 

Kineo Dergi yeni yazılar dışında bir arşiv bölümüne sahip. Bu bölümden, buradaki içerik seçkisinden biraz bahsedebilir misiniz? 

Arşiv bölümü aslında Kineo Dergi’nin kurulmasında gördüğümüz ihtiyaç ile doğrudan bağlantılı. Kineo Dergi, Türkçe erişilebilir dans yazımına olanak sağlamak, bu konuda bir kaynak oluşturmak için kuruldu. Ancak dergide yayımlanan yazılar Türkiye’deki ilk dans yazıları değil. Türkiye’de Kineo Dergi’den önce de oldukça kaliteli ve önemli dans yazıları yazılmıştı. Ancak bu yazılar kişilerin bloglarında ya da erişilmesi çaba isteyen arşivlere dağılmış haldeydi. Araştırmacılar için erişilebilir olan bu kaynaklarda iki sorun gözümüze çarpıyordu: araştırma yapmayan okur için erişim çok güçtü ve erişildiği durumda bile yazılar birçok farklı kaynağa dağılmış durumdaydı. Böyle bir durumda Kineo Dergi eğer Türkiye’de dans yazımına katkı sağlayacak ise bu yazıları da daha kolay erişilebilir hale getirmeliydi ve biz de bunu yapmaya çalıştık. Arşivde şu anda Berna Kurt, Şule Ateş, Aslı Alpar isimlerin kaleminden çıkan içerikler var. Aynı zamanda bu yıl Onur Ayı kapsamında Thomas F. DeFrantz’ın “Kuir Dansı Siyahlaştırmak” (Blacking Queer Dance) makalesini çevirerek arşivimize ekledik. Arşiv sayesinde Türkiye’deki dans yazımının tarihine, o yazılar ortaya çıktığındaki Zeitgeist’a temas edebilmeyi umuyoruz. Bir yandan da arşivin yaşayan, çeviriler ile zenginleşen ve değişen bir yer olmasını sağlamayı amaçlıyoruz.  

Değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkürler, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kineo Dergi’nin kapısı dans alanında yazmak isteyen herkese her zaman açık. Aynı zamanda etkinliklerinin takvimde görünür olmasını isteyen herkes bize basın bültenleriyle ulaşabilir. Yazmak veya etkinliğini duyurmak isteyenler Kineo Dergi’ye kineodergi@gmail.com üzerinden her zaman ulaşabilirler. Bu keyifli röportaj için teşekkür ederiz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*