Melike Sönmezer
melikesonmezer@sanatkritik.com
İnsan şüphesiz doğa üzerindeki gelişimi en geç tamamlanan ya da tamamlanmayan canlıların başında geliyor. Yaşamak, içinde bulunduğu dünyaya sahip çıkmak bir yolda olma hâli. Bu yolculuk esnasında; engebeler, düzlükler, fırtınalar ve yemyeşil bahar dallarıyla bizleri karşılar. Bir de yolculuklarımızın eşlikçisi yoldaşlarımız… Onlarsız yürünen yolların elbette tadı tuzu yoktur.
Tüm bu komplike sistem insanın fizyolojisinde duygularla açığa çıkar. Duygular çoğu zaman üzerine düşünmediğimiz birer aynamızdır. Üzerinde düşünmediğimiz, tanıyamadığımız birçok duygu yumağı vardır. Bunların en başında ağlamak gelir. Canan Hanım işte bu duyguyu çocuk edebiyatında bir yelken açarak anlatmış. Kendisiyle Ağladığımda kitabı üzerine konuşuyoruz.

Canan Hanım, nasılsınız? Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Çok teşekkür ederim, gayet iyiyim. Aslında en sade hâli ile 2 çocuklu bir anne ve ana sınıfı öğretmeniyim. Hayata İstanbul’da gözlerimi açtım ve hâlen bu şehirde yaşamaya devam ediyorum. Yaklaşık 20 yıldır okulda çocuklarla birlikte birbirimize eğitim veriyoruz. Ben onlara hayata hazır olmaları için temel bilgileri öğretiyorum, onlar da bana çocuk dünyasının nasıl olduğunu öğretiyorlar. Ayrıca, bu birikimlerimi son 8 yıldır Instagram üzerinden takipçilerimle de paylaşmaya çalışıyorum.
Okul öncesi öğretmeni olduğunuzu biliyorum. Alanınız gereği çocuk edebiyatına hâkimsiniz. Fakat yazma güdümü sizin için nasıl başladı?
Bu işi severek ve yüksek motivasyonla yapan her yazar gibi ben de bir şekilde paylaşımda bulunmak ve hiç tanımadığım çocukların hayatına dokunabilmek için başladım. İlk kitaplarım interaktif kitaplardı. İlk 4 kitabımın da bendeki yeri çok ayrıdır. Bu kitaplarla bir yazar olmayı ve insanların tepkilerini görüp kendimi geliştirmeyi öğrendim.
Çocuklardan ve ailelerinden gelen olumlu tepkileri gördükçe motivasyonum daha da arttı. Artık duygulara daha fazla hitap eden, okuyan çocukların ruhlarına daha fazla dokunabilen bir eser ortaya çıkartmaya çalıştım. Son kitabım Ağladığımda bu hislerle ortaya çıktı diyebilirim.

Daha önce başka türlerde eserler yazmayı deneyimlediniz mi?
Evet, daha önce board book türünde 4 kitabım yayınlandı. Onlarda hikâyeye eşlik eden etkinlikler de vardı. Daha küçük yaş grubuna hitap eden bu kitaplar aktiviteleri ile çocukları hikâyeye ortak ediyordu. Bu kitaplara çok olumlu tepkiler gelmesi beni çok mutlu etti ve yeni kitabıma daha şevkle konsantre olmamı sağladı.
Ben kitabın konusunu görünce epey etkilenmiştim. Duygular üzerine düşündüğüm günlerde kitabınız karşıma çıktı. Kitabı alıp eve gittiğimde bir iki sayfasını okuyup kenara bıraktım. Çocuk konusu gibi görünse de duyguları konuşmak biz yetişkinler (!) için duyguları konuşmak hiç de kolay olmuyor. Sanırım öğrenilen yaşam pratiklerin yansımaları… Ne dersiniz?
Kesinlikle haklısınız. İçgüdülerimiz bizi, bize zor gelen konulardan uzaklaşmaya iter. Bu konuları konuşmaktan, düşünmekten kaçınmamızı ister. Zaten üzerine gidebildiğimiz zorluklar bizi bu hayatta başarılı kılar. Ağlamak ilk bakışta bir zayıflık göstergesi gibi görünse de kitabımda gerçekte bizim bir parçamız olduğunu anlatmaya çalıştım. Çocuklara ve yetişkinlere ağlamaktan korkmayıp bunun nefes almak, beslenmek gibi bir parçamız olduğunu anlatmaya çalıştım.
Kitabınızı kızlarınıza ithaf etmiştiniz. Ne kıymetli ki onlara “Gözyaşlarınızın kıymetini her daim bilmeniz dileğiyle” diye bir not iliştirmişsiniz. Bu cümlenin hikâyesini bizimle paylaşmak ister misiniz?
Kızlarıma ithaf ettim ama aslında mesajı bütün okurlarıma iletmek istedim. Bu mesaj sadece bugüne ait değil aslında. Yetişkin olduklarında da akıllarında kalmasını istediğim için bu notu ekledim. Büyüdükçe duygularımızı gizlememiz gerektiğine inandırılıyoruz. Güçlü görünmek için bizi biz yapan duyguları saklıyoruz veya onları zayıflık olarak görüp kaçmaya çalışıyoruz. Kendi ile barışık insanların sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumlar oluşturacağına inancımdan dolayı bu mesajı kitabımın başına ekledim. Önce canım kızlarıma sonra da kitap vasıtasıyla ruhuna temas edebildiğim bütün çocuklara bu mesajı iletmek istedim.

Edebî diliniz yaş grubu itibariyle yalın fakat işlediğiniz konu öyle kolay bir konu değil. Bizim toplumca gözyaşlarımızı saklama hâlimiz vardır. Siz bunu nasıl kırdınız?
Az önce de anlattığım gibi ağlamak insanlar arasında bir zayıflık gibi algılanıyor. Bu kitabın hedeflerinden biri de bunu kırmak. Toplumumuzda da ne yazık ki ağlamanın algısı çok kötü. Örneğin, “Erkek adam ağlamaz” gibi mantıksız sözler herkesin ağzına pelesenk olmuş durumda. Bu algıyı büyüklerde değiştirmek çok zor. Ama körpe zihinlerde en baştan bu algıyı değiştirebilirsek, gelecekte toplumda da bakış açısı değişecektir.
Kitabı yazarken çocuklara aşılamak istediğim en önemli husus, duygularından korkmaması gerektiği, onlarla barışık olması gerektiğiydi. Uzun yıllardır çocuklarla çalıştığım için bana kendilerine nasıl yaklaşmam gerektiğini ve nasıl bir dil kullanmam gerektiğini öğrettiler. Mümkün oldukça yalın ve çocukların rahatlıkla anlayabileceği bir dille vermek istediğim mesajları onlara iletmeye çalıştım.

Gözyaşı dile gelip aktığı gözlerle bakışıyor. Gözyaşı sahibiyle konuşuyor. Bir gözyaşı dile gelse neler söylerdi?
Bunu öğrenmek için kitabımı okumanız gerekecek. Şaka bir yana ilk söyleyeceği söz “Beni saklama.” olurdu herhâlde. Hepimizin ilk reaksiyonu gözyaşlarımızı saklamak oluyor. Kitapta da anlatmaya çalıştığım gibi gözyaşı bize aslında bir zayıflık değil bizi biz yapan duyguların bir yansıması olduğunu anlatırdı.
Ben 26 yaşında iyi ve kötü duygunun olmadığını öğrendim. Evet, epey geç bir yaş. Sanırım bizi yaşama hazırlarken duygularımıza sahip çıkmamız gerektiği anlatılmadığından bendeki bilinçlenme bu kadar geç oldu. Siz önce bir kadın, sonra anne, öğretmen, arkadaş ve birçok kimliklerinizle duygularınızı gündelik yaşam pratiklerinde saklamadan yaşayabiliyor musunuz?
Bu çok zor bir soru oldu doğrusu. Herkes gibi ben de bu konuda çok zorlanıyorum. Ama pes etmeden elimden geldiğince duygularımla barışık olmaya çalışıyorum. Aslında bu kitap sadece okurlarıma değil kendime de bir öğüt niteliğinde. Belki duygularımla barışık olma konusunda kendim de zorlandığım için böyle bir kitap yazabildim. Yani kendime anlatmak istediklerimi küçük okurlarıma söyleme isteğinden bu kitap ortaya çıktı diyebilirim.

Yaşsız kategorisinde olan bu kitabınızdan çocuk ve yetişkin okuyucu profillerinizden ne gibi yorumlar aldınız? İki grubu kıyaslayabilmeniz mümkün mü?
Kitabımızın yayınlanması üzerinden henüz kısa bir süre geçti. Ama özellikle kitap fuarında ve bana yazılan mesajlarda olumlu geri dönüşler aldım. Çocuklara okurken kendilerinin de mesajı aldığını ileten okurlarım oldu. Çizimleri de çok başarılı ve tamamlayıcı oldu.

Sizin edebî dilinizin yanında elbette çizimlerin şöleni büyük bir güç katıyor. Orta sayfadaki çizimin anlamı o kadar başarılı ki! Ağladığımızda rahatlayıp yeşillenen bir kalp. Sanırım bu duygu daha net anlatılamazdı. Bu fikir size mi ait?
Bu fikir bana ait değildi doğrusu. Ama ilk gördüğümde öyle hoşuma gitti ki anlatamam. Özellikle de gerçek bir kalp figürü kullanılması mesajı iletme konusunda oldukça doğru bir tercih oldu. Çizerimiz Merve Ergenoğlu çok güzel bir işe imza attı. Sincap Kitap ve editörüm Büşranur Bayram çizimlerle hikâyeyi çok güzel harmanladılar. Başarılı bir kitabın arkasında da başarılı bir ekip olmak zorundadır. Yazar ve çizer olarak kitabın kapağında bizim ismimiz yazıyor ama ete kemiğe bürünene kadar çok büyük bir emek harcanıyor.
Duyguları bizler etiketliyoruz. Bizler bu etiketleri yeni gelen nesillere aktarıyoruz. Kitabınızda anne ve babaların ağlayabileceğini söylemişsiniz. Bu kadar insan tabiatına uygun bu kadar normal bir durumu o kadar anormal kılıyoruz ki. O satırları okurken babamın ilk ne zaman ağladığını gördüğümü düşündüm. (6 yaşında ikiz kardeşim bir hastalık geçirdiğinde onu ilk defa ağlarken görmüştüm, bence de babalar ağlayamazdı anormaldi) Anneler ağlayabilir bizim toplumsal kodlarımıza göre. Çünkü kadınlar güçsüzdür, gözyaşları da birer güçsüzlük belirtisidir. Babalar erkektir ve bu nedenle ağlayamazlar, çünkü ağlamak kadınlara özgü(!) bir eylemmiş gibi lanse edilir. Burada o kadar doğru bir mesaj veriyorsunuz ki. Erkeklerin gözyaşlarına sahip çıkmaları başka bir dinamik çünkü. Erkek çocuklarında bu durum nasıl işliyor?
Bence toplumumuzdaki kanayan yaralardan birine parmak bastınız. Hepimiz “erkek adam ağlamaz” gibi algılarla yetiştiriliyoruz. Yetişkinler için bu algıyı yıkmak ne yazık ki çok zor. Bu nedenle geleceğin toplumunu şimdiden böyle ön yargılardan kurtarmamız lazım. Baba da ağlar anne de ağlar dede de ağlar… Ağlamayı biz zayıflık olarak görürsek ve bunu da sadece kadınlara atfedersek büyük bir yanılgıya düşmüş oluruz. Sonucunda duygusuz babaların, duygusuz eşlerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Duyguları yaşamanın, cinsiyetten bağımsız bir şey olduğunu erkek çocuklarına anlatmak zorundayız.
Daha geleneksel yetiştirilen erkek çocuklarında bu ön yargıya çok rastlıyoruz. Erkeklerin duygularını gizlemeleri gerektiği fikri onlara daha beşikte aşılanmaya başlıyor. Bu durumu değiştirmeye kitabımız bir nebze katkı sağlarsa çok mutlu olacağım.

Yayıneviyle yollarınızın kesişme sürecinden bahsedebilir misiniz?
Bence başarılı bir eserin olmazsa olmazı doğru bir yayınevi. Ben doğrusu kendimi bu konuda çok kısmetli görüyorum. 4 yıl kadar önce Sincap Kitap ile yollarımız kesişti. Bir projede birlikte çalışma önerisi onlardan geldi. Daha sonra ben de Kirpicik serisini hazırlayıp onlara sundum. Beğeni ile karşıladılar ve çalışmaya başladık. O kitaplarımda da çizer olarak çok değerli bir isim olan Çağrı Odabaşı ile çalışma fırsatı buldum. Kendisi oluşturmak istediğim Kirpicik karakterini çok güzel bir şekilde canlandırdı. Pandemi dönemine denk geldiği için süreç biraz uzadı ama ortaya çok güzel eserler çıktı diye düşünüyorum. Okuyucularımdan da çok güzel yorumlar aldık.
Yeni bir çalışmanız var mı?
Bu şerbeti bir kere içtiğinizde hemen bağımlısı oluyorsunuz. Aklımda birçok fikir var. Yazarlık hayatımda tecrübe ettiğim bir durum varsa o da fikirlerin somutlaşması için çaba sarf etmek gerektiğidir. Şu an bu fikirlerimden somutlaşmış olanlar veya olgunlaşma aşmasında olanlar var. Hedefim yeni kitaplarla geleceğin yetişkinlerine anlatmak istediklerimi iletmek. Ben kitapları asla bir ticari ürün olarak görmüyorum. Umarım hayallerimi gerçekleştirip gelecek nesillere mesajlarımı iletebilirim.
Kitabı yazarken ya da yayımladıktan sonra unutamadığınız bir anınız var mı?
Fikrini almak için bir arkadaşıma taslak halini göndermiştim. Samimiyetine güvendiğim biri olduğu için fikirleri benim için çok önemliydi. Kendisi kitabı okurken ağladığını söyleyince ben de çok duygulandım ve hoşuma gitti. O zaman anlatmak istediklerimde hedefime ulaştığımı anladım. Bir yazar için en önemlisi anlatmak istediklerinin okurlar tarafından anlaşılması olduğunu düşünüyorum.
Dünya ve Türkiye edebiyatındaki çocuk edebiyatlarını takip edebiliyor musunuz? Bugün gelinen edebi eserleri bir öğretmen gözlüğüyle değerlendirseniz.
Bu soruya hem bir öğretmen hem de bir anne olarak cevap vereceğim. Kendimi güncel tutabilmek, gelişmeleri takip edebilmek için sürekli çocuklar için yazılmış kitapları okuyorum. Ayrıca, çocuklarıma bir kitabı okuması için vermeden önce okuyup içeriğine güvenmem lazım. Her kitap bir ana fikir ve vermek istediği bir mesaj ile gelir. Her mesaj da doğru olmayabilir. Bu nedenle hem güncel kalabilmek hem de bir anne olarak çocuklarıma en faydalı eserleri okutmak için çocuk edebiyatını yakından takip ediyorum.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Hazırladığınız bu güzel sorular için çok teşekkür ederim. Cevaplarken çok keyif aldım. Kitapta anlatmak istediğim gözyaşlarının zayıflık olmadığıydı. Toplumun bize bebeklikten itibaren benimsetmek istediği bu ön yargıyı yıkmaya küçük de olsa bir faydam olursa çok mutlu olacağım. Gelecekte, erkek olsun kadın olsun kimsenin duygularını saklamak zorunda olmadığı bir toplumda yaşamak dileğiyle konuşmamızı noktalayabiliriz.
Canan Hanım bana ve Sanat Kritik okuyucusuna zamanınızı ayırıp sorularımı cevapladığınız için çok ama çok teşekkür ederim. Bize yıllarca ağlamanın bir zayıflık olduğu söylendi. Bundandır ki gözyaşlarımı saklama ihtiyacı hissettim, ağlamak benim için yenilmekti. Kitabınızla bu yanılsamayı yıkıp geçtim. Size ve emek veren her bir arkadaşa çok teşekkür ederim. Kaleminiz hep akıcı, okuyunuz bol olsun, akmak isteyen gözyaşları asla göz pınarlarında birikmesin.


İlk yorum yapan olun