Latife Tekin’in Berci Kızının Kristinliğine

Nilda Paşaoğlu         

Latife Tekin’in 1984 yılında yayınlanan Berci Kristin Çöp Masalları adlı romanı kentin kıyısında, çöplükte, fabrika artıklarının ortasında doğan bir hayatın öyküsüdür. Eserde, kentin çöp deposu olarak kullanılan bir tepeye kurulan gecekondu mahallesinin oluşumunu, devlet güçlerinin bu oluşumu engelleme çabaları, gecekonduların yeniden yapılması biçimde süren olayların içinde insanların akıl ve mantık dışı yaşayış biçimleri, değer yargıları, boş inançları da masalın ve halk anlatıların imkânlarını kullanarak yansıtılmıştır.

Roman 143 sayfadan; birbirinden bağımsız gibi görünen ve başlıksız yirmi bir bölümden oluşur. Latife Tekin, bu romanında klasik roman yapısına uymayan; kişi, zaman, mekân unsurlarını buharlaştırarak olayları zamandizinsel bir sıra içinde üçüncü tekil bakış açısıyla anlatır.

Roman karlı bir kış gecesinde, şehrin çöpünün boşaltıldığı bir tepenin üstüne kurulan sekiz gecekondunun masalsı anlatısıyla başlar. Hayallerinin peşine gelen bir grup insan hem tabiatla hem de şehrin büyüsüz, “gerçek” yüzüyle karşılaşacağının farkında olmaksızın hayatlarını kurmaya çalışır. İlk geceden itibaren sırasıyla gece rüzgâr, gündüz yıkımcılar tarafından yıkılan evleri, elbette onların zihnindeki şehir imgesini zedeler. Fakat umudunu bavulunda taşıyan bu insanlar var olan gerçekliği görmeksizin kendi gerçekliklerine sığınırlar. Erkekler yıkımcılarla savaşırken kadınlar rüzgârın yolunu yazmalarıyla bağlayarak kendi gerçeğinin peşine düşerler ve hayatta kalma mücadelesini verirler. Roman saflıktan kirlenmişliğe giden yolculuğunu bitirerek son bulur.

Romanın ismini oluşturan sözcükler anlatım süresince karşılıklarını bularak işlevselleşir. Berci, saflığı, masumiyeti; Kristin fahişeliği ve kirlenmişliği, çöp şehrin dış çeperinin dışında kalışı, itilmişliği ve ötekileştirilmeyi; masallar ise düşleri ve umudu ifade etmektedir. Berci Kristin Çöp Masalları’nda yazar, belirsiz bir zaman ve mekân içinde, efsanelerde görülen bir anlatım tarzıyla, gecekondu mahallesinin doğuşunu, gelişimini ve kazandığı yeni kimliğini anlatır.

Anlatının başından sonuna kadar sözlü edebiyat türlerinden faydalanması, nesir ve nazmın iç içe oluşu, romanın başlığında geçen “masal” sözcüğünün açımlanmış biçimidir. Bu masallar kentin çöplerinin atıldığı uzak bir köşesinde kurulan gecekondu mahallesinden, geçimini ve barınaklarını çöpten elde eden insanların yaşam kırıntılarını anlattığı için, “çöp”ü odağa alır ve bunun neticesinde masallar da düşler de çöp üzerine kurulur.

Berci Kristin Çöp Masalları’nın başında, bir destan kahramanına benzer bir şekilde mahallenin doğuşu anlatılır. Çiçektepe’nin belirsiz bir zaman ve mekânda gerçekleşen kuruluşu, destanlarda görülen doğuş mitini hatırlatır. “Bir kış gecesinde, gündüzleri kocaman tenekelerin şehrin çöpünü getirip boşalttıkları bir tepenin üstüne, çöp yığınlarından az uzağa, fener ışığında” (Tekin,2016:7) kurulan sekiz kondu otuz yedi kez yıkım ekipleri tarafından yıkılır ve tekrar yapılır. Romanın ilk bölümünde görülen mücadele sonunda mahalle, üstünde Çiçektepe yazan mavi bir tabelanın görevli iki kişi tarafından asılmasıyla resmî hüviyet kazanır. İlk bölümün sonlarında kendi içinde gelişen Çiçektepe, isimleri çocuklar tarafından konulan “Fabrikadibi”, “Çöpaltı” ve “Dereağzı” gibi mahallelere ayrılır. İkinci bölümde mahalle camisine kavuşur, kendi âdetlerini oluşturur, yakınlarına yeni çöp tepeleri kurulur ve buraya yerleşen haneler Çiçektepe’nin “öteki”si haline gelir. Sokak ve cadde isimlerinin verilmesiyle resmî makamlarca tam anlamıyla tanınan Çiçektepe’nin Güllü Baba’nın kişiliği üzerinden gelişen hurafe ve batıl inanışları terk etmeye başlaması geleneksel kültürden kent kültürüne geçişin iz düşümleridir.

Çiçektepe, yanı başında bulunan fabrikalar ve işçilerin anlatıldığı dördüncü bölümde, grevle, işçi sınıfıyla, sendikayla ve politik çekişmelerle tanışır. Tirintaz Fidan adlı kadın sayesinde gece dersleri alan Çiçektepeli kadınlar, cinsel kimliklerinin farkına varırlar. Mahalle, minimal düzeyde de olsa, feminist rüzgârların da estiği bir mekâna dönüşür. Hızlı bir şekilde kente yaklaşan, kentin değerlerini alarak kimlik kazanan mahallenin bu yolda geçirdiği en önemli değişikliklerden biri, şehrin konaklarından arta kalan süslü kapıları gecekondularına takıp rastgele ev numaralarına, kısacası şehir taklidi bir görünüme kavuşmasıdır.

Mahallede bir süre sonra muhtarlık seçimleri yapılır ve küçük politik girişimlerle Çiçektepe siyasî bir yüze de kavuşmuş olur. Bu gelişmelerle Çiçektepe’nin sözlü kültüre dayanan saf ve temiz yüzü kirlenmeye, bozulmaya başlar, değerler yitirilir, bireysel çıkarlar ön plana geçince mekân huzurunu kaybeder. Özellikle seçim entrikalarıyla başlayan süreç, mafya özentisi gençlerin türemesi, tutulmayan vaatler vb. gelişmelerle saf, temiz ve kolektif yapısını kaybetmeye başlar.

Çiçektepe büyük şehrin sanayi atıklarının geçtiği bir çevrede kurulmuşken, gittikçe kendi fabrikalarına -ama gecekondu tipi fabrikalar- kavuşur, sanayi bölgesi olmaya başlar. Fabrikaların kuruluşu, arkasından işçileri, sınıf bilincini, grevi ve sendikayı getirir. Daha önce kenarına tünedikleri fabrikalarda gördükleri işçi hareketleri bu kez Çiçektepe’nin içinden doğar. İnsanlar ekonomi-siyaset ilişkisi çerçevesinde rant elde etme yollarına girerken, Çiçektepe de okuluna ve öğretmenine kavuşur. Sözlü kültürden yazılı kültüre geçişin ilk örneği ise okulun Şiirli Hoca lakaplı öğretmeninin çöp tepeleri üstüne şiirler yazmasıyla gerçekleşir. Gecekondu mahallesi kendi edebiyatını oluşturmuş, bu gelişme daha sonra kumarbaz Lado’nun roman yazmaya başlamasıyla ileri bir safhaya ulaşır. Öğretmenin çabaları sonucu, Çiçektepe türkülerinin derlenmesi, oyunlarının düzenlenmesi ve halay ekibinin kurulmasıyla mahalle kendi folklorunu ve sözlü edebiyatını oluşturur.

Romanın on ikinci bölümünde mahalleye gelen çingeneler konducuların eski yerlerine, çöp tepelerine yakın yerlere konarlar. Çöpten geçimini sağlayan bu topluluğun kendi gecekondu muhitini inşa etmelerinden sonra Çiçektepe bu kez kendi varoşuna, kenar mahallesine kavuşur. Romanın son bölümlerinde Çiçektepe bir sanayi bölgesi haline gelmiş, halk hareketleri, anarşi ve işçi ayaklanmalarına sahne olmuş, farklı kimlikleri (Alevilere Kızılbaş denmesi gibi) ötekileştirmeye başlamış, kumar kahvelerine, sinemaya kavuşmuş, futbol takımını kurmuştur. Çiçektepe’nin Atatürk’ten devralındığı söylenerek mekâna tarihsel önem atfedilmeye başlanmıştır.

Sonunda vakfa devredilen Çiçektepe, Vakıf Çiçektepe ve Birlik Çiçektepe olarak ikiye ayrılır, illegal ve gayri ahlâki işlere bulaşmaları neniyle ilk cinayet işlenmiştir. Gazino oteller, fuhuş yuvaları ve eğlence mekânlarını barındıran bir yer haline gelen Çiçektepe, temiz ve saf anlamında Berci’likten, kirli ve fahişe anlamındaki Kristin’e doğru evrimini tamamlamış ve organik bir parçası olmak istediği kentin kirli yüzü haline dönüşür. Romanda, “Birlik Çiçektepe adıyla bin yıl yaşadı. Gözden ve gönülden düşen Vakıf Çiçektepe’ye yeni adı bir yıl dayanmadı. “Çiçektepe Esrar Zulası”, “Çiçektepe Fuhuş Yuvası” diye başka başka isimler aldı.” (Tekin,2016:138) cümleleriyle verilir. Aynı zamanda yanlış kentlileşmenin insan medeniyeti üzerindeki etkisi de anlatılır.

Latife Tekin, köyden kente göçün beraberinde getirmiş olduğu problemleri dile getirebilmek adına, şehrin yakınlarında bir gecekondu mekânı oluşturur. Oluşturulan mekânın şehrin dışında ve gözlerden ırak olması, merkez tarafından dışlanmışlığı da akla getirir. Bu anlamda şehirden dışlanan mekân ve bu mekânı paylaşan insanlar, şehrin kültürel bağlamından farklı ve tamamen şehre getirdikleri kendi yaşama biçimleriyle oluşmuş ve değişime karşı direnen korunaklı bir yapı oluşturur. Şehirde devam ettirdikleri yaşama biçimi bir kabuk gibi, şehrin bu biçimleri değiştirmesini de imkânsız kılmaktadır. Her ne kadar gecekondu etrafında değişim ve gelişim süreci devam etse de bu değişim ve gelişim kendi içerisinde ve dışarıyı reddeden bir yapı arz eder. Böylesine bir yapı içerisinde, öteki olarak değerlendirilen şehirle ilişki kurmayı reddeden yeni yapılanmanın sakinleri, inanışlarıyla, gelenek ve görenekleriyle, yerel özellikleriyle bu mekânın içerisinde ötekinden ayrı kolektif bir kimlik geliştirirler ve aynı zamanda şehir için de kendileri öteki olur. Bu durum sosyal, ekonomik ve kültürel yönden ötekiyle çatışmayı da beraberinde getirir. Elbette dünden akıp gelen zamana bağlı olarak yüzyıllar içerisinde olgunlaştırdığı kültür unsurlarıyla donanmış şehirle, bir gecede kurularak mekânlaştırılan bir alanın çatışmaması mümkün değildir. Yazar, gecekondunun kuruluşundan şöyle söz eder: “Bir kış gecesinde, gündüzleri kocaman tenekelerin şehrin çöpünü getirip boşalttıkları bir tepenin üstüne, çöp yığınlarından az uzağa, fener ışığında, sekiz kondu kuruldu.(…) Sabah naylon leğenden çatıları, eski kilimlerden kapıları, muşambadan camları, ıslak briketlerden duvarlarıyla çöp yığınlarının çevresinde, ampul ve ilaç fabrikalarının alt yanında, tabak fabrikasının karşısında, ilaç artıklarının ve çamurun kucağına bir mahalle doğdu.” (Tekin,2016:7-8)

Bir gece önce şehrin çöplerinin döküldüğü bir yer, o gecenin sabahı, insanların yaşamaya başladığı bir hayat alanı/mekân haline gelir. Ancak, öncesi/hafızası olmayan bir mekânın şehre katacağı artı bir değer yoktur. Romandan alınan, “Çamurun kucağına doğan mahalle” tanımlaması da dikkat çekicidir. Bir bebeğin, bir eserin, bir mekânın doğumu belli bir süreci ve olgunlaşmayı gerektirir. Bu sürecin, ihtiyaç duyulan zamandan önce tamamlanması birtakım problemleri de beraberinde getirir. İşte böylesine sıkıntılı ve problemli bir hayat alanında insanlar kendi kabuklarına çekilerek, öteki olarak gördükleri şehrin karşısında ya da şehrin hemen yanı başında kendi kendilerine kurdukları özel dünyalarında yaşamaya devam ederler. Bu yaşantı şehrin, yüzyılların birikimiyle meydana gelmiş değerlerine de sirayet eder ve bir süre sonra bu değerleri ortadan kaldırır.

Bir gecede mahalle olan Çiçektepe daha önce de ifade edildiği gibi kendi içerisinde kolektif bir kimliğin yeşerdiği ve kolektif ilişkilerin yaşandığı bir yerdir. Ancak bütünlüklü bir yapı arz etmez. Hemen yanı başındaki şehirle kolektiflik anlamında bağ kurmayı reddeden bu yeni mekân, bulunduğu yerin şartlarıyla mücadele edebilmek için kendine has bir kültür de meydana getirir. Minaresi tenekeden bir cami yapılması, gündelik ihtiyaçlara göre şekillenen ve dönüştürülen geleneksel kültür, caminin arkasındaki Fabrikadibi’nde bulunan yazılı bir taşın aynı gün Su Baba yatırı olarak adlandırılması ve yatırın etrafında çeşitli inanışların şekillenmesi, adları unutulan insanların çeşitli işaretlerle tanımlanması veya çağırılması, yaşanılan mekânı dillendirecek yeni türkülerin yakılması, yeni adet ve geleneklerin yerleşmeye başlaması vb. unsurları beraberinde getirir. Gecekonduların kurulmasıyla meydana gelen ve bu yerleşim tarzına bağlı olarak gelişmeye başlayan kültürel birikim, ötekinin meydana getirmiş olduğu değerlerle hiçbir bağlantısı olmayan, sadece kendine has ama aynı zamanda gecekonducuların buraya gelmeden önce içerisinde şekillendikleri kültürle de ilişkilendiremeyeceğimiz bir yapı özelliği gösterir. Bir anlamda geleneğin veya geleneksel değerlerin tamamıyla değişimi söz konusudur. Bu değişimin en güzel örneği, “Berci kız” teriminin anlatıldığı satırlarda gizlidir. Köyde yazıda yaylayan, gece dışarıda kalan koyunları sağmaya giden kızlar “Berci kız” olarak adlandırılır. Bu, çok kıymetli bir iş olarak görülür. Çiçektepe’de ise yalnız çöp ayıklayan ve çöp toplayan kızlar bu sıfata layık görülmüş, bir kızın Çiçektepe’deki terbiyesi, çöp toplayıp toplayamadığıyla, çöp toplamaya gidip gelirkenki haliyle ve tavrıyla ölçülmeye başlanmıştır. Böylece Çiçektepe, ötekinin ya da eskinin birikimini kullanmaktansa, kendi birikimini üreterek diğerini reddeder. Bu reddediş, şehrin bilincini oluşturan kültürel birikimine sahip olmayan Çiçektepelilerin, bu birikime sahip olma çabalarının olmadığının göstergesidir.

Her ne kadar şehirle gecekondu arasında birbirlerini reddediş söz konusu olsa da, kimi zaman şehirden gelen etkilerin Çiçektepe’yi etkisi altına aldığı da gözlenir. Çiçektepe’nin sakinlerinden Çöp Bakkal’ın, kondusunun kapısının yerine üzerinde arslan kabartması olan bir kapıyı takmasıyla birlikte, kısa süre sonra herkes yıkılan konakların ve eski binaların kapılarını kendi kondularına takmak için birbirleriyle yarış etmeye başlarlar: “Şehrin eski konaklarının, orda burada yıkılan büyük taş binaların arslanlı, pirinç tokmaklı dış kapıları, renkli buzlu camlı banyo ve oda kapıları kamyona binip Çiçektepe’ye geldi. Herkes kondusuna kabartmalı renkli camlı kapı beğendi. Çiçektepe kondularının kapıları söküldü. Çiçektepe tarihlik bir görüntüye büründü. Sokaklar süs ve ihtişam içinde kaldı.” (BKÇM 48)

Bu tümceler, şehrin kültürünün, yılların içinde incelmiş zevkini yansıtan birikiminin yeni yerlerinde ne kadar eğreti durduğunu da göstermekte ve aynı zamanda kültürün somut ürünlerinin kendi bağlamından kopartılarak, temel işlevini kaybedip ekonomik ve dekoratif bir malzemeye dönüştürüldüğünün de ifadesidir. Aslında Çiçektepe’deki insan, bilinç üstüne çıkaramasa da hemen yanı başında duran kültürün kendisinden üstün olduğunu idrak etmekte ve bu üstünlüğü hayatının her alanında duyumsar. Evinin kapısında veya penceresinde değerlendirdiği bu kültürün somut ürünleri de taklit bir malzeme gibi durmakta ve bu durum hem hayatı hem de hayatın geçirildiği mekânları arabeskleştirir. Öyle ki, arabesk sadece müzikte değil hayatın her alanında dejenere olmaya gidişin adı olur: “Arabesk 70’lerde doğdu; 80’lerdeki sürece damgasını vuran ise arabeskin adının konmasıydı. 80’lerde arabesk, büyük şehre sızmaya çalışan taşralı kalabalığın sesini duyurma, kendini kabul ettirme, görüntüler piyasasında kendine bir yer edinme, girdiği yabancı kültür içinde yönünü bulma, onu bozma ve kendine benzetme isteğinin adı olduğu kadar, büyük şehrin “asıl” sahiplerinin bu yabancılar akınını geri püskürtme, öncelikle de adlandırma çabasının da adıydı. Bir müddet sonra da, bazı aydınların ayaktakımı ve taşra düşmanı seçkinlere karşı kamuoyunda yaptıkları jestin adı oldu arabesk” (Gürbilek,2001:25)

2.1. Kentlileşmenin Romandaki Kişiler Üzerine Etkisi

Berci Kristin Çöp Masalları, roman kişileri arasındaki ilişkilerde de, incelmiş bir kültürün geleneksel yansımalarını göstermezler. Eski merkezileşmiş mahalle yapısı, bu merkez etrafında yaşayan insanların birbirlerine sevgi, saygı ve güven duymalarını zorunlu kılar. Ancak yeni yerleşimlerle birlikte dejenere olmaya başlayan kültürel yapı, bu incelmiş ve nezaketle örülmüş yapının kırılmasına sebep olmuştur. Böylece, kabalık, insan hayatına müdahale, terbiye yoksunluğu vb. egemen unsurlar olmaya başlar.

Latife Tekin romanda köyden kente göçün sonucu “doğum” ifadesiyle niteleyerek kültürel değişimi vurgular. Geçmişlerini arkada bırakan bir grup insan onları neyin beklediğini ve kentteki tabiat şartlarının en az geldikleri yerdeki kadar zor olduğunu bilmeden yeni bir savaşın içinde bulurlar kendilerini: hayatta kalma savaşı. Bu savaşta konducuların tek destekçisi Güllü Baba’dır. Güllü Baba, gecekondu kültürünün, inanç temellerinden şekillendiğini anlatan metaforik bir karakterdir. Batıl inançlar ve gündelik hayata dair ritüeller onun öngörüsüyle oluşur. Kendi gerçeğini üreten gecekondu ahalisi, bunu onlara mistik bir anlayışla sunan Güllü Baba’yı yadırgamadan kabul ederler; onun büyüsü olağandışı olanın hiçbir garipseme ve ürpertiye yer verilmeden sorgulanmadan kabul edilmesinden geçer.

İyi ve kötü şansın habercisi yurtsuz ve gönlünü çöp dereleri kadar alçaltan gezgin Yahudi Bay İzak çöp tepelerinin yamacına gecekondudan bir buzdolabı fabrikası kurar. Başlangıçta, konducuların hepsini çöp kardeşliğiyle kucakla ve birlikte işçi tulumu giyip alın teri döker. Ancak kısa bir süre sonra para babası tipine dönüşüp çöp kardeşlerini acımasıza istismar eder, kentli insan olma yolunda açgözlü ,bireyci , kalpsizleşen mefistovari bir figür haline gelir. Bay İzak aniden ortaya çıktığı gibi adını buzdolabı gazıyla çöp bayırlarının göğüne yazdıktan sonra ortadan kaybolur. Fiziksel olarak Çiçektepe’den ayrılsa da mirası şarkılara konu olur: “Ölüleri uyandıran kondular yıkan gitti/ Havuzlu evlere yaban ellere/ Çöp martılarından ürktü de gitti/ Ah buzdolabı gazından gözleri yandı gitti/ Gözleri yaşlı da gitti/ Ah buzdolabı kamyonla da ley gülüm /İşçiler yayan gitti” (Tekin,2016: 86)

Kentlileşmenin ilk durağı olan gecekondulaşmanın romandaki kişileri şehir insanına dönüştürerek toplumsal uyanış sürecini mizahi bir dille anlatsa da Tekin’in açgözlü, klişe Yahudi tipinin Çiçektepelileri aldatışı ve konducuların ötekileşmiş, dışardan gelenlere karşı tavır almaları sorununu beraberinde getirir.

Romanda kişiler üzerinden sosyal eleştiri de vardır. Kentlileşme, bir bakıma insan medeniyetini yok ettiğini kötülüğe sürüklediğinden bahseder. Kitapta bilge konducu ve amatör tarihçi Hınık Alhas tarafından geçmişleri anlatılan Çingeneler, acımasızca zulme uğrayan buna rağmen yetenekli, renkli insanlar olarak işlenir. Romandaki en etkileyici sahnelerden biri, Çöp Ağası’nın Çingenleri diri diri yakmasıdır. Bu hadise yozlaşmış insan tipini, yozlaşan toplumu anlatır. Romandaki kentlileşme aşamasında Kürt Cemal sinemayı konduculara getirir. Bu doğrultuda Kürt Cemal yüceltilmiştir.

2.2.Romandaki Kentin Çalışma Hayatı ve İşçi Sınıfı

Romanda, kentin çalışma hayatına uyum sorunu temele alındığında kentlileşme olgusu karikatürize edilmiş anlatıcının ironik dille anlatmasıyla verilir: “Kanı kurşunlu yiğide, ciğeri tozlu gelin” cümlesiyle aktarılır. Kentlileşmenin işçi sınıfını toplumsal ayrımcılığı aynı zamanda işsizlik sorunsalını da getirdiği anlatılır.

Çiçektepe kurulduktan sonra çöple geçinen mahallelinin, yeni çöp tepeciklerinin oluşmasıyla iş sahaları genişler. Bir süre sonra elinde resmî belgelerle mahalleye gelen ve çöpün sahibi olduğunu söyleyen kişiyle anlaşarak çöpleri para karşılığında ona vermeyi kabul ederler. Bu aşamadan sonra gecekondu halkı iş ve işveren ilişkisi çerçevesinde çöp toplamayı meslek haline getirirler. Çöp Ağası’nın ortaya çıkmasıyla gelir kanalları daralan mahallenin erkekleri, çöp toplama işini kadın ve çocuklara bırakarak Çiçektepe’den dışarı iş aramaya çıkarlar. Fakat bu da “onların günlerce işsiz dolaşmalarının” (Tekin,2016:22) önüne geçemez. İşsizlik sorunu, ekonomi-iktidar ilişkilerinin minimize edilerek romana yansıtıldığı bir gelişmeyle çözüme ulaştırılmaya çalışılır. Çöp Bakkal’ın, Çöp Ağası’yla anlaşarak “çöp yıkama işinin Çiçektepe’de işsizliğin kökünü kazıyacağını müjdeleme(si)” üzerine ulaşılan çözüm, rant elde etmenin otoriteye yakın durmakla mümkün olacağına da gönderme içerir. İş sahibi olmakla politik manevralar yapmanın birbirine koşut olduğuna bir örnek de Kürt Cemal’in Belediye Meclisi’ne gireceğini duyan Çiçektepe’nin işsizlerinin onun peşinden sürüklenmesi olayında ortaya çıkar.

Berci Kristin Çöp Masalları’nda bir yandan Çiçektepeli işsizler anlatılırken, öte yandan işçilerle ilgili asıl gelişmeler mahallenin fabrikalarında gerçekleşir. Çiçektepe halkının grev, sendika, işçi sınıfı kavramlarıyla tanışması da fabrikalardaki işçi hareketleriyle mümkün olur. Romanın dördüncü bölümünde ilaç fabrikası işçilerinin greve gitmesiyle birlikte başlayan süreç, roman boyunca farklı görünümlerle sürdürülür. Fabrikadan akan mavimsi sıcak suyun kesilmesi ve fabrika önüne asılan bezde yazılan “bu işyerinde grev var” ifadesiyle birlikte ilk işçi hareketinin başladığı haber verilir. İşçilerden birinin teneke çalarak söylediği mâni ile beraber grevin başladığı duyurulur:

“Tıng tınga tınga tıng

İlacın işçisi greve çıktı hele hele tınga tıng

Fabrika önünde ak çadır açtı

Hele hele tınga tıng” (Tekin,2016:37)

Fabrikaların kadın işçilerinin hep birlikte söyledikleri “Grev Başlatma Türküsü”, işçi hareketlerinin sözlü edebiyat türlerinden yararlanılarak yansıtıldığını gösterir. Pil işçisi kadınların yaktığı “Çöp Yolu’nun ak çadırdan gülü var, gülü var da hayli arsız yeli var” (Tekin,2016:38) türküsüyle grev başlatılır. İlaç işçilerinin başlattığı ve “Çiçektepe kurulduktan sonra Çöp Yolu’nda çıkan ilk” (Tekin,2016:38) grevin ardından fabrikaların “soyunma odalarında, helâlarında, grev yerlerinde başına adam toplayıp işçi sınıfı diye bir sınıfın varlığından, sömürüden laf açan işçilere “Çadır tutan” (Tekin,2016: 39) diye isim takılır. İşçilerin Çiçektepe mahallesini grevlerine destek vermeye çağıran bildiriler dağıtması, grev bezlerinden aktarılan “Çocuklarımıza bayram hediyesi istiyoruz”, “İşçi miyiz, köle miyiz?” gibi cümleler yazılması işçi hareketlerinin ve sınıf bilincinin Çiçektepeliler tarafından algılanmasına yol açar. İlaç fabrikasından yayılan grev dalgaları zamanla işçilerin sendikalaşmasına kadar varır. Elde edilen haklar romanın sözlü diline uygun bir anlatımla aktarılır: “Bacaların ağzından çok dumanlar savruldu. Zamanla Çöp Yolu’nda yan yana kurulu fabrikalarda çalışan işçiler sendikalaştı. Dayakçılar Kel Ali’ye hikâye oldu. Bu kez de uluyan makinelerin sesine fabrika sahiplerinin toplu sözleşme masalarından yükselen çığlıkları karıştı.”(Tekin,2016:75)

Latife Tekin, Foto: Biyografya

2.3. Yoksulluk

Kentlileşme beraberinde yoksulluğu da getirir. Berci Kristin Çöp Masalları’nın yine yoksullardan oluşan insanları bu kez kentin kenarında verdikleri mücadelelerle anlatılır. Roman bir mekânın kuruluşunu odağa alsa da bu süreçte insanların geçim sıkıntısı içinde oldukları, kentin çöplüğüyle ve artıklarıyla yaşamaya çalışmaları şeklinde karşılık bulur. Çöple geçinen insanlar, Çiçektepe’nin çevresinde yeni çöp tepeciklerinin oluşmasıyla yeni iş alanlarına, geçim kaynaklarına sahip olurlar. Çöp tepeleri kavga ve gürültülerle mahalledeki gecekondular arasında paylaştırılır:

“Sabahın çok erken saatlerinde insanlar çocuklarını alıp tepeciklere gittiler. Hava kararınca evlere döndüler. Toplanan plastikler, demirler, şişeler, kâğıtlar çevre atölyelere satıldı.” (Tekin,2016:15)

Evlerin de çöpten yapıldığı gecekondu semtinde yoksulluk evlerin içiyle değil mahallenin genel görüntüsüyle somutlaştırılır. Naylon ve plastikten yapılan evlerin dışı yoksulluğun görünür yüzünü oluşturur. Yoksulluğun çoğul karakterli oluşu bu romanda “ev” ile değil mahalle ile ortaya konur.

2.4.Göç ve Gecekondulaşmanın Romandaki İzi

Göçün ilk durağı olan gecekondu, inşa süreci ve kente yaklaşma yolundaki aşamalarıyla Berci Kristin Çöp Masalları’na konu olur. Kente göç sonrası karşılaşılan ilk sorunlardan biri, gelenlerin entegrasyon sorunu yaşamayacakları bir bölgede, mahalleli üst kimliği altında, sözlü kültür birikimlerini yaşatabilecekleri ve aidiyet duygusu hissedebilecekleri güvenli bir alan oluşturmak, orada kendileri gibi olan insanlarla uyum içinde yaşayabilmektir. Yaşam alanı oluşturmak için kent merkezinden çok diledikleri zaman girip çıkabilecekleri ama kentin pisliğinin ve çöplüğünün aktığı dış cephesinde karşılaşılan ilk sorun, resmi güçlerle girdikleri yıkım mücadelesidir. Şehre göç eden insanların başlangıçta yıkım ekiplerine karşı gösterdikleri mukavemet, ilerleyen süreçte kültür dönüşümüne karşı da gösterilecektir. Çiçektepe mahallesinin doğuşu ve kente entegre olma yolunda geçirdiği değişimler, doğuşun ve değişimin doğasına aykırılığı sebebiyle birçok sorunu barındırır. Teorik olarak şehrin çöp tepelerine kurulmuş bir mahallenin kent yaşamına katacağı bir şey olmadığı gibi bir birikimin sonucunda doğmadığı için kendi kültürel dokusunu da öremez.

Bir gece önce şehrin çöplerinin döküldüğü bir yer, o gecenin sabahı, insanların yaşamaya başladığı bir hayat alanı/mekânı haline gelir. Ancak öncesi/hafızası olmayan bir mekânın şehre katacağı artı bir değer yoktur. Çöpün ortasına bir gecede doğan mahallenin, belli bir süreci ve olgunlaşmayı gerektiren imar kuralına aykırı oluşumu, ihtiyaç duyulan zamandan önce tamamlanmış bir yaşam alanının birçok problemi barındırması doğaldır. Latife Tekin’in Berci kızlıktan, fahişe Kristin’liğe evrilen yapıyı ortaya koyarken, oraya yerleşen insanların yaşadıkları ve tamamen gecekondu yaşantısına emsal olan sorunlara da yoğun göndermelerde bulunması bu bağlamda dikkate değerdir.

Gecekondu yaşantısı içinde öne çıkan en büyük problemlerden biri altyapıya dayanan sağlık sorunlarıdır. Belirli bir imar projesine dayanmayan ve konumu açısından da kentin pisliğinin, fabrika atıklarının geçtiği bir bölgede kurulan Çiçektepe mahallesi, bir yandan rüzgârla, yıkımcılarla mücadele ederken öte yandan da çevresel sorunlarla baş etmek durumundadır. Latife Tekin’in romanda söz konusu zorlukları sosyo-politik çerçeveye oturtmadan aktardığını bu noktada hatırlamak gerekir. Fabrikaların yarattığı zararlı etki Çiçektepe’de çok farklı algılanır.

“Yaz başında bu fabrikadan Çiçektepe’nin üstüne ilkin insanların kar sanıp şaşırdıkları beyaz beyaz bir şeyler yağmaya başladı. Kondulara dayanılmaz bir koku yayıldı. Üç gün içinde bu fabrika karı Çiçektepe’nin ilk çiçeklerini kuruttu.” (Tekin,2016: 12)

Gecekondunun bilinçsiz sakinlerinin fabrika atıklarını nimet bilerek sağlıksız koşullar altında sürdürdükleri yaşama dair çok sayıda olayın aktarıldığı romanda anlatıcı, bu durumu yadırgamaksızın onlarla aynı bilinçle aktarır. Fabrika sahibi hastalanan mahalleliye yoğurt dağıtarak ve doktor getirterek onların duasını alır. Bay İzak’ın mahalleden gitmesinin ardından mahallelinin nimet bildiği fabrikadan akan mavimsi sıcak suya tekrar kavuşulur. Mahalleli akan atık suyla çamaşırlarını, çocuklarını yıkadıkları gibi kendileri de onunla yıkanırlar.  Anlatıcı bu manzarayı “Yaz gününde kar altında mavimsi sıcak bir suyla yıkanmak yalnızca Çiçektepelilere kısmet oldu.” (Tekin, 2016:13) şeklinde ironik bir dille anlatır.

 Kenar mahallede baş gösteren hastalıklarla mücadele içine girilmişken, yeni çöp tepeleri ve dolayısıyla geçim alanları oluşur. Bir süre sonra mahallelilerin fizikî görünümünde meydana gelen hastalıklı yapı ortaya çıkar. İçme suyundan yayılan hastalıktan sonra Çiçektepe’deki yaşantı şöyle çizilir:

Çiçektepe’de içme suyundan görülmedik bir hastalık yayıldı. Büyük küçük herkesin yüzünde kuş burnu gibi kırmızı yaralar açıldı. (…) Bebekler kondularda el kadar kaldı. Çocuklar başlarını tuta tuta sedir ayaklarının dibine kıvrıldı. Erkekler eğri boyunlarında, yürürken yana düşen başlarında açılan yaralar yüzünden korkuluklara döndü. Çiçektepe’den kuşlar kaçıştı. Tavuklar kadınların elinden yem almaz oldu. Ağaçlar yapraklarını döktü. Dökülen yapraklar grevle gelen türkülerin, düşlerin üstünü örttü. Çöp Yolu’ndan kondulara yayılmış ne kadar laf varsa hepsi kabuk bağladı.” (Tekin,2016: 41-42).

Gecekonduların kronik sorunlarından biri olan içme suyunu mahalleli, alışageldikleri olağan dışı çarelere başvurarak çözmeye çalışır. Su için önce mahalle halkı ortak kararla su duasına çıkar, Su Baba yatırını icat eder ve oradan su dilemeye başlarlar. Başvurdukları hurafelerin problemi çözmediği gerçeği ise Çiçektepe’ye su tankerlerinin gelmesiyle ortaya çıkar.

Latife Tekin, gecekondu yaşantısını şekillendiren ana unsurlardan biri olarak “arabeskleşme” sürecine de göndermede bulunur. Fabrikada iş bulan gecekondu kızlarının artist resimleriyle süslü defterlerine hicranlı şiirler yazması Yeşilçam melodramlarını hatırlatır. Tekin’in anlattığı gecekondu mahallesi, resmi makamlarca tanındıktan sonra derme çatma inşasını tamamlar. Kenar mahalle kültürü içinde görülen illegal faaliyetler ortaya çıkar, eğlence mekânları kurulur, esrar ve fuhşun merkezi haline gelir ve nihayet dönüşümünü tamamlayarak kentin kirli yüzü olur. Berci Kristin Çöp Masalları’nın odağındaki kenar mahalle, romanın başlığındaki iki farklı ismi karşılayacak şekilde değişmiştir. Yazar romanın ikinci bölümünde Berci’liği açıklar:

Köyde yazıda yaylayan, gece dışarıda kalan koyunları sağmaya giden kızlara ‘Berci Kız’ denirdi. Koyunların sütün toplayıp köye getirmeleri kıymetli bir iş olarak görülürdü. Bir kızın terbiyesi süt toplamaya gidip gelirkenki haliyle, tavrıyla ölçülürdü.” (Tekin,2016:22)

Gecekondunun kente dönüşmesi şu şekilde anlatılır: “Konduların içinden Dereağzı Mahallesi’ne doğru uzandı. Zamanla bu fabrikaların olduğu yer ‘Çiçektepe Sanayi’ adını aldı. Çiçektepe Sanayi’de küçük teksil atölyeleri açıldı. Sanayiden gökyüzüne mavi, yeşil, kırmızı dumanlar savruldu.” (Tekin,2016: 92)

Romanın sonunda ahlâk ve yasadışı işlerin merkezi durumuna gelen mahallenin Deli Gönül isimli ilk fahişesine delikanlılarca takılan “Kristin” ismi, kenar mahallenin yeni kimliğini sembolize eder. Kente tutunamayan öteki’nin yaşantısı, kentin ancak alt kültürü, alt kimliği olmuş, illegal işlerin odağı haline gelir. Kültür geçişlerinde yaşanan biçimsizleşme ve özünden uzaklaşma kenar mahallenin Berci’yen Kristin’e dönüşmesiyle ortaya konulur. Bu dönüşümün mizahi yönü de baskındır. Çünkü hayat denen komediye gülmek, kendine gülmek, diğeriyle birlikte gülmek kentli insanın güç bulması için yeterli bir sebeptir.

Halk şarkılarının işçileri harekete geçirmek için kullanılması, dünya genelindeki işçi hareketlerinde yaygın bir uygulamadır. Romanda fabrikadaki kadınlar tarafından söylenen “Grev Başlatma Türküsü”, sözlü edebiyatın siyasi mesajları ifade etmek ve işçiler arasında kolektif eyleme ilham vermek için nasıl kullanılabileceğinin güçlü bir örneğidir.

Roman aynı zamanda kentleşmenin yoksulluk üzerindeki etkisini ve kentlerin kenar mahallelerinde marjinalleşmiş toplulukların ortaya çıkışını da incelemektedir. Romanda ortaya çıkan gecekondu mahallesi, yirminci yüzyılın ortalarında Türkiye’de yaşanan hızlı kentleşmenin bir ürünüdür. Gecekondu sakinleri, kendilerine yukarı doğru hareketlilik için çok az fırsat sunan bir toplumda geçimlerini sağlamak için mücadele etmekte ve kayıt dışı ekonomilere ve geçimlik yaşama bel bağlamak zorunda kalmaktadırlar.

Roman aynı zamanda çevresel bozulmanın gecekondu sakinlerinin yaşamları üzerindeki etkisini de inceler. Romandaki fabrika çevreyi kirleterek bölge sakinleri için sağlık sorunlarına yol açmakta ve yerel ekosisteme zarar vermektedir. Roman, sanayileşmenin çevresel etkilerinin, genellikle politika kararlarını etkileyecek siyasi güçten yoksun olan marjinal topluluklar tarafından en şiddetli şekilde hissedildiğini öne sürmüştür.

Berci Kristin Çöp Masalları, Türkiye’deki hızlı kentleşme ve sanayileşmenin sosyal, ekonomik ve çevresel maliyetlerine dair güçlü bir eleştiri sunar. Roman, gecekondu sakinlerinin hayatlarını canlı bir şekilde tasvir ederek, kalkınmanın insani bedeli ve daha adil ve sürdürülebilir kentleşme modellerine duyulan ihtiyaç hakkında önemli soruları gündeme getirmektedir.

KAYNAKÇA

Gürbilek, Nurdan (2001) Vitrinde Yaşamak (3.Basım), İstanbul: Metis Yayınları

Tekin, Latife (2016). Berci Kristin Çöp Masalları (4. Basım), İstanbul: İletişim Yayınları

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*