Melike Sönmezer
melikesonmezer@sanatkritik.com
Stef Smith’in yazdığı ve dilimize aktarılan bu metin, geçen sezondan beri izleyicileriyle buluşmaya devam ediyor. Yapımcılığını Craft Tiyatro’nun üstlendiği oyun, 2025 yılı Sadri Alışık Ödülleri’nde “Yılın En Başarılı Kadın Oyuncuları” kategorisinde Esra Ruşan ve Gizem Erdem’e ödül kazandırdı.
90 dakikalık tek perde bu oyunun prodüksiyonundan başlamak istiyorum. Ekonomik koşulların tiyatrolar üzerindeki etkileri hepimizin malumu. Özellikle dev prodüksiyonların ödeneksiz tiyatroları zorladığını bildiğimden, uzun zamandır minimal ve hatta neredeyse yok denecek kadar sade dekorlarla sahnelenen oyunları izliyordum.
Ancak Yeter oyununu bahardan kalan sıcak bir havada, Bomontiada içindeki Craft Tiyatro’da daha salona girmeden oyunun atmosferi sizi içine çekiyor. Uçak biletlerinden oluşan, oyun künyelerinin yazılı olduğu biletler seyirciye sunulmuş. Kırmızı halıya basarak salona giriyoruz ve salonun tamamen bir uçak-havaalanı ortamına dönüştürüldüğünü görüyoruz. Böylece o yolculuk hissi birdenbire ruhunuza yükleniyor.
Esra Ruşan’ı daha önce televizyonda izleme imkânım olduğundan oyunculuğuna dair bir öngörüm vardı. Ancak Gizem Erdem’in oyunculuğuna dair herhangi bir notum olmayınca ister istemez ona daha fazla odaklandım. Kelimenin tam anlamıyla olağanüstü bir oyunculuk sergiliyor. Elbette Esra Ruşan’ın performansıyla birleşince iki kadın 90 dakikalık oyunun tek bir saniyesinde bile düşmüyor. Seyir zevki gerçekten muhteşem.
Konuya gelecek olursak, iki hostes kadının ayrı dünyalara ait yaşamlarını arkadaşlıkları üzerinden okuyoruz. Önce ataerkil sistemin içine yerleşmiş kadın bedeninin metalaşmasının, bu meslekte nasıl en somut hâline büründüğünü ve onların tüm algıları alayla karışık bir şekilde nasıl tarumar ettiğini görüyoruz. Oyun başından sonuna kadar kadınlık hallerinin ve deneyimlerinin, çoğunu hiç düşünmediğimiz yönlerinin bir yansıması. Son yıllarda sıkça işlenen “kadınlık hali” temasını ise didaktik bir dil kullanmadan, seyirciyi hiç yormadan işlemişler. Öyle zekice verilmiş ki, herkesin güldüğü anekdotlarda durup sindirme ihtiyacım oldukça fazla oldu. Çünkü kolay bir oyun değil.
Kadınlığın hem ruhsal hem bedensel arkeolojik kazısına şahitlik ediyoruz. Şu replik bu kazının âdeta özeti gibi: “Aslında bize ne kadar çok bakıyorlar ama görmelerini istiyorum.”
Yetişkin dünyasının sunduğu iki farklı dünyanın temsili olan bu kabin memurları, izin günlerindeki gündelik aktivitelerini aktararak olayların ve gerçek duyguların bulanık olduğu bir prototip çiziyorlar. Tıpkı hayattaki diyaloglarımız gibi.

Kabin memurlarından biri evli, iki çocuğu var; evi, eşi ve saygın bir mesleği bulunuyor. Dışarıdan bakınca bir hayatta sahip olunması gereken tüm şartları sağlamış gibi görünüyor. Peki neden bu dünyada mutlu değil? Masallar mutlu bitince kahramanın hikâyesi gerçekten bitiyor mu? İşte bu sorunun cevabı oyunda saklı; yanında da mavinin tonları bonus. 🙂
Diğer kabin memuru ise başarılı ve kariyerli; ancak sisteme tamamen dahil olmadan kedisiyle yaşayan bir kadın. Flört ediyor ama onun da hayatında bir şeyler eksik… Aslında birbirlerinin hayatlarında farklı olan şey eksiklikleri değil. Hani olur ya; bekar olan evlenince tamamlanacağını, evli olan ise bekarken sorumluluğun az olduğu anları özlediğini düşünür; hepimiz düşünürüz yani. Sabah uyanınca başlayan diyetler, “bugün sigarayı az içeceğim”, düzenli spor hedefleri, terfi, iş değişikliği planları, kredi kartına bu ay yüklenmeme kararı… Kafamızda kronik bir hâle gelen bu düşünceler silsilesi, farkında olmadan zihnimizde mesai yaparken bazı duygular da ruhumuzda mesailerine devam ediyor. Her birini tanımlamak güç. Mesela en nişi olan anne-kız bağı; annemize benzemek ya da benzememek istemek, annelik, kadınlık deneyimlerimizin mukayeseleri, başka hayatlarla kendi hikâyelerimizi karşılaştırma hâlleri… İşte fark ettiğimiz ya da etmediğimiz bir ton duygu bu oyunda iç içe geçiyor ve sadece bununla da kalmayıp aynı potada eritiliyor.
İki kadın bu kadar derinlikli bir oyunu öyle güzel sırtlamışlar ki, zaman zaman izleyici olarak bizim bile soluklanma ihtiyacımız doğuyor. Bir kadının mastürbasyon deneyimi, tecavüze uğraması, kadın bedeninin hosteslik mesleğinde nasıl bir seks objesine dönüştüğü öyle mizahi bir dille anlatılmış ki, bu kadar ağır bir konunun kısa sürede ancak mizahla yedirilebileceğini fark ediyorsunuz.
Oyundan çıkınca zihnimde kendime dair dönen tüm düşüncelere ben de kocaman bir “Yeter!” çekiyorum. Gerçekten yeter. Kendimizin en iyi versiyonu olmak için hiç durmadan çalışmaktan; geçmişi, geleceği düşünmekten; yiyeceklerin kalorisini hesaplarken tüm duygularımızı bastırmak zorunda oluşumuzdan; vazgeçmenin yenilmek sayıldığı bu dünyada, tüm bunlara rağmen çalışmamaktan… Yeter.
Bilerek ya da bilmeyerek yaşadığımız birçok travmayı fark etmemizi sağlayan bu oyunu lütfen izleyin. Hatta annenizin, kız kardeşinizin koluna girip beraber gidin.
Alkışları bol olsun.
Künye:
Yazan: Steff Smith
Yönetmen: Gonca Küçükardalı
Çevirmenler: M. Busem Öztekin, Özge Çalışkan
Oynayanlar: Esra Ruşan, Gizem Erdem
Dramaturg: Ebru Nihan Celkan
Süpervizör: İpek Bilgin
Proje Tasarım: Çağ Çalışkur
Yürütücü Yapımcı: Cenk Suyabatmaz
Hareket Tasarımı: Salih Usta
Ses & Efekt Tasarım: Doruk Yılmaz, Yücel Öztürk
Işık Tasarımı: Abrek Bayseç, Dmitri Boicov
Kostüm Tasarım: Fulya Halilcikoğlu
Müzik: Faruk Çeliker
Mekân Yönetimi: Taylan Yiğit Aşkır
Fotoğraf: Aziz Useinov
Dekor Realizasyon: Ulaş Emin Denizkurdu, Metin Gümüşoğlu
Yapım Ekibi: Sena Nihan Erdem, Işıl Deniz Metin, Kerem Sert, Yahya Türkmen, Utku Kılıç, Tolga Yolcu

