Dilan Er
Melankoli Kavramı
Melankoli kavramına, uzun süreden beri belli anlamlar verilmiştir. Antik dönemde ilk kez Hipokrat, melankoliyi hastalık olarak ele alanlardan biri olmuş. Melankoli teriminin o dönem kaynaklarında kara safra (Melanchole; melas: kara, chole: safra) teriminden yola çıkarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ortaçağda melankoli kavramı, oldukça negatif bir yerden ele alınmış; daha çok, tembel, günahkâr ve aciz olarak tanımlanmıştır. Bunda o dönem kilisenin baskısının etkili olduğu düşünülmektedir. Rönesans döneminde ise, melankolik kişilerin yaratıcı ve entelektüel olduğu vurgulanmış (Vural, 2024).
Günümüzde melankoli, daha çok depresif duygulanımla benzer görülmüştür. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’nda (DSM-5) melankoli ayrıntılı bir şekilde ele alınmamış, kitabın en son kısmında kısa bir terim açıklaması şeklinde alana yer verilmiş. Bu açıklamada melankoli hakkında, depresyon ile ilişkili şiddetli bir mental durum denilmiştir (APA, 2013, S. 824).
Halk arasında daha çok hüzünlü, depresif duygu halini tanımlayan melankoli kavramı Türk Dil Kurumunda “kara sevda, hüzün” olarak tanımlanmıştır (Türk Dil Kurumu (TDK), 2026).
Melankoli kavramını psikanalitik çerçevede “Yas ve Melankoli” makalesi ile ele alan Sigmund Freud (1917), kavrama yeni ve geniş çaplı bir perspektif katmıştır. Freud’dan önce psikanalist Karl Abraham (1988), çalıştığı altı vaka üzerine yazdığı yazılarında bu kavramdan bahsetmiştir. Abraham’a göre kaybedilen nesnenin ardından ortaya çıkan duyguların üst benliğin (süperego) gücü karşısında benliğe yöneltilmesinden kaynaklanmaktadır (Baltacı & Özkan, 2020).
Bu yazıda ise Freud’un en büyük mirası olan psikanaliz çerçevesinde Furuğ Ferruhzad’ın melankolik özne olarak duruşu ele alınacaktır. Bu noktada “Yas ve Melankoli” makalesinden yararlanılacak ve yeni anlamlar keşfedilmeye çalışılacaktır.
Yas ve Melankoli, S. Freud
Yas ve melankolide ortak nokta, kayıp temasıdır. Kayıp, sevilen birinin kaybı olabildiği kadar soyut bir kavramın da kaybı olabilir. Yas sürecinde kişi çok etkilense de hastalıklı olarak değerlendirilmez ve doktora başvurması yönünde tavsiye verilmez. Melankolide ise kişi derin ve sarsıcı bir acı içerisindedir. Kişinin dış dünyaya olan ilgisi azalmıştır ve kendini suçlayan, değersizleştiren ve eleştiren bir konum alır. Melankolinin yastan en büyük farkı kendilik değerindeki düşüştür yani kişinin dünyayı ve kendini algılayış biçimidir. Yaslı birey için dünya anlamsız iken, melankolik birey için kişinin benliği anlamsız ve boştur. Melankoli için her zaman somut bir kayıptan söz etmeyiz hatta çoğunlukla kişi kaybettiği nesnede neyi kaybettiğini bilmeyişiyle tanımlanır. Melankolinin oluşumu ise şu şekilde tanımlanmaktadır, kayıp sonrası normalde (yani yas sürecinde) kişi süreç sonunda kayıp nesneye yatırılmış libidinal enerjiyi (sevgi) çeker ve farklı nesnelere yöneltir. Melankolide ise bu durum farklıdır, kaybedilen nesneden çekilen enerji başka bir nesneye yatırılmaz, Ben’e çekilir. Böylece “Nesnenin gölgesi Ben’i kaplar.” Kişi nesnenin kaybını kabul etmez, nesneyi kendi içinde yaşatır. Burada kişinin nesne ile bir özdeşim kurduğunu anlamaktayız. Ve tüm bunlardan şunu çıkarabiliriz, kişinin kendine yönelik suçlamaları, eleştirileri aslında bir nevi nesneye yöneliktir. Yani özne kendisi üzerinden, kaybedileni cezalandırmaktır (Freud, 1917).
Melankoliye dair Freud şunu da eklemektedir; melankolik bireyin kendini aciz, bencil, iki yüzlü biri olarak görmesi aslında kendini tanımaya yaklaşmasıyla ilgilidir. Ve burada “hakikat” kelimesini kullanır.
“Eleştirileri arttığında kendini cimri, bencil, ikiyüzlü, düşkün ve varoluşunun zayıflıklarını örtmek isteyen biri olarak betimlerse, kendini tanımak ile kastettiğimiz bilgiye oldukça yaklaşmış sayılır, o zaman bizim de aklımıza insanın böyle bir hakikate ulaşması için neden önce hastalanması gerektiği sorusu gelir.” (Sf. 24, Yas ve Melankoli)
Füruğ Ferruhzad
Füruğ Ferruhzad; şair kimliğinin yanında yönetmen ve çevirmen olarak da yer almaktaydı. 1935 yılında Tahran’da asker bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Füruğ babasının otoriter, baskın olduğu; annesinin ise çocuksu, saf olduğunu ifade etmiştir. Kendisinden büyük iki erkek kardeşi olduğu bilinmektedir. Henüz 17 yaşlarındayken edebi kişiliği olan ve kendisinden on beş yaş büyük annesinin teyzesinin torunu Perviz Şâpûr ile evlenir. Babasının otoriter ve baskın duruşunun şefkatinin önüne geçmesi nedeniyle, babasından görmediği ilgiyi Perviz’de arar. Kamyar adından bir çocukları olur (Bozkurt, 2024). İki senenin sonunda anlaşmazlık yaşadığı Perviz’den ayrılır ve hayatı boyunca bir daha evlenmez. O dönem İran yasaları gereği çocuğun yasal sorumluluğu babada olmak zorundadır (İşimtekin, 2017). Füruğ, ya kendi arzusu peşinden gitmeyi seçecek ya da büyük bir aşkla başladığı fakat hayal kırıklığına uğradığı evliliğine mahkûm olacaktır. Füruğ, arzusunun peşinden gitmeyi seçer, yani şiirin. Yaşadığı bu acılarla şiir sayesinde baş edebilmiştir. Ve şöyle demiştir:
“Benim için en önemli şey şiirdir. Ve şiir, kendime ve kişiliğime karşı duyduğum en büyük sorumluluktur. Hayatıma vermek zorunda olduğum yanıtların en önemlisidir aynı zamanda” (Ferruhzad, 2013).

Bir Dönemin Ataerkil Dil Hakimiyeti ve Füruğ
O dönemin İran’ında tıpkı toplumsal alanda olduğu gibi edebiyat alanında da eril sistem hakimdi. Öyle ki şiirde kadın sevgiliye yer verilmez yani kadının sesi oldukça azdı; şiirde kadından ziyade erkeğe yer verilmişti. Hatta yapılan betimlemeler kadın özellikleri baskın olan erkekler üzerinden ilerlemiş; erkekler sevgiliye olan duygularını belli ederken, kadınlar için bu yasaklı bir hal almış. Füruğ’un da etkilendiği şairler çoğunlukla erkektir. Özellikle Nîmâ’dan etkilendiğini söyler (İşimtekin, 2017). Ama bu etkileniş onu kendi çizgisini yaratmasından alıkoymaz. Öyle ki kendi çizgisini oluşturmanın gururuyla şöyle der:
“Nîmâ gözlerimi açtı ve ‘bak’ dedi ama görmeyi kendim öğrendim” (Ferruhzad, 2013).
Füruğ’un Cesareti
Füruğ ile ilgili, neden bu kadar ses getirdiğine dair pek çok görüş var. Şiirin biçimine getirdiği yenilikler, dili kullanımındaki ustalık bunlardan birkaçı. Bunların dışında göze çarpan bir özelliği var ki, Füruğ o dönem İran’ının toplumsal ve siyasi yapısına göre şiirde çok cesur bir tavır takınıyordu. Şiirde o güne kadar sürdürülen bir geleneği bozmuş ve şiirde bir kadın olarak yer almış, yani hem kendi sesini hem sevgiliye duyduğu özlemi kadınsı duygularla, kadın kimliğini gizlemeden belli etmiş, şiir dünyasında “yeniden doğuşu” kadının sesini duyurmaya çalışarak yapmıştır. İran edebiyatı ilk kez korkusuz bir kadın şairle karşılaşmıştır. Füruğ’un bu cesareti kendisine ağır bedeller ödetse de o yazmaktan asla vazgeçmemiştir. Çünkü onun için yalnızca şair olarak değil, “şair kadın” olarak yer almak önemli olmuştur (Bozkurt, 2024).
Bahtiyar saçlarımdan söz ediyorum
Senin öpüşünün yanık gelincikleriyle
Ve çalmadaki tenlerimizin içtenliğinden
Ve sudaki balıkların pullarına benzeyen
Çıplaklığımızım ışıltısında
Sabahları küçük fıskiyenin söylediği
Bir şarkının gümüşsü yaşantısından söz ediyorum
(Sf. 53 Yeryüzü Ayetleri, 2016)
Füruğ’un Melankolisi
Füruğ’un melankolik iç dünyasına baktığımızda, kayıp olarak nitelendirebileceğimiz oğlu ve Perviz’e olan büyük aşkının kaybı bilinen ve göze çarpan kayıp temalarından birkaçı. Bu manada yaşadığı ıstırabı dizelerinden sezmek çok da zor değil.
Eğer ey gökyüzü bir gün
Bu sessiz zindandan kanatlanıp uçarsam
O ağlayan çocuğun gözlerine bakarak nasıl
Vazgeç benden, ben tutsak bir kuşum derim
Bir mumum ben, gönlümdeki ateşle
Viraneyi aydınlatırım
Eğer sönmeyi seçersem
Yuvayı yıkar dağıtırım
(Yeryüzü Ayetleri, Sf. 32-33)
Kocasına büyük bir öfke duyan Füruğ, özellikle “Ben senden ölürdüm” şiirinde bunu hissettirir.
Ve dinlerdin
İnleyerek akan kanımı
Gözyaşlarıyla can veren aşkımı
Sen dinlerdin
Ama görmezdin beni
(Yeryüzü Ayetleri, Sf. 57)
Füruğ’un melankolik iç dünyası bireysel anlamda dizelerine bu şekilde yansımıştır. Yaşadığı ve belki de onu en çok etkileyen ve besleyen bir diğer kayıp ise İran edebiyatında kadının sesinin kaybı diyebiliriz. Toplumsal manada yaşadığı bu kayba, o bambaşka bir şekilde yanıt verir. Kadının ataerkil sistem karşısındaki yokluğunu pasif bir şekilde kabul etmek yerine sistemin karşısında “şair kadın” olarak durarak hatta bunu dizelerine yansıtarak aktif bir direniş içinde bulunmuştur. Füruğ’un o dönemin İran’ında imkânsız denebilecek bir şeyi yapması yani bir kadın olarak kendi arzularından bahsetmesi büyük ses ve tabii eleştiriler getirmiştir. Fakat o geri adım atmamış ve hep yazmıştır. Otuz iki yıllık kısacık ömründe acıyı, ıstırabı, hayal kırıklığını, umudu anlatmak kadar aşkı, öfkeyi ve tutkuyu da anlatmakla geçirmiştir. Füruğ’un edebiyat dünyasında yarattığı asıl sarsıntı ise, edebiyata getirdiği yeni “kadın temsili” olmuştur. Çünkü Füruğ, nesneleştirilen kadını değil arzulayan, acı çeken, öfkelenen ve kendi hakikatinin peşine düşen aktif bir özneyi temsil etmektedir.
Günah işledim hazla dolu bir günah
Sıcak, ateşli bir kucakta
Günah işledim demirden
Ateşli, öç peşinde kollar arasında
(Yeryüzü Ayetleri, Sf. 37)

Freud’un “Yas ve Melankoli” makalesinde değindiği küçük detaya dönecek olursak, yani melankolik öznenin belki de ‘hakikati’ deneyimlediği gerçeğine; insanın hakikatini belki de özünde suçlu, eksik, bencil ve çaresiz oluşu olarak değerlendirebiliriz. Fakat insan bu hakikatin üstünü örtmek zorundadır çünkü kendisini her an suçlayan, aşağılayan ve kendisine öfke duyan birey sistemde var olmakta zorlanır.
Füruğ’un bu anlamda iki hakikati deneyimlediği anlaşılabilir. Birincisi insanın sandığımız gibi olmadığı hakikatini ikincisi ise, öfkemizi asıl suçlu olan yani tüm gücü elinde bulundurarak baskı kuran sistemlere yöneltmemiz gerektiği gerçeğini. Bir kadın olarak, hele ki 1940’ların İran’ında var olmanın zorluğuyla karşılaşan Füruğ, ataerkil düzenin karşısında durmuş ve bunu en iyi bildiği yolla yani şiirle yapmıştır. İşte bana göre Füruğ’un biricikliği tam da buradan gelmektedir, iki büyük hakikati görmesi ve duyurmaya çalışmasından…
Referanslar
American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425596
Ferruhzâd, F. (2008). Yeryüzü ayetleri (M. Aras Eivazi, Çev.). Can Yayınları. Freud, S. (2019). Yas ve melankoli (A. Emirsoy, Çev.). Telos Yayıncılık.
Günbal Bozkurt, S. (2024). Furûğ Ferruhzâd’ın şiirlerinde kadın kimliği bağlamında öteki kavramı. RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, (38), 1275-1288. https://doi.org/10.29000/rumelide.1440038
İşimtekin, S. (2018). Karanlığa ve geceye takıntılı bir şair: Furûğ Ferruhzâd. Şarkiyat Mecmuası, (31), 25-58.
Özkan, A., & Baltacı, S. (2020). Freud ve Lacan’ın psikanalitik kuramlarında yastan ayrışan melankolik özne. Psikoloji Çalışmaları – Studies in Psychology, 40(2), 317–333.
Türk Dil Kurumu. (t.y.). Güncel Türkçe Sözlük. Erişim tarihi: 14 Eylül 2026, https://sozluk.gov.tr
Vural, F. (2024). Hüznün çekimi: Melankolinin dönemlerarası sanatsal tezahürü. Uluslararası Anadolu Sosyal Bilimler Dergisi, 8(1), 142–163.

